Ana içeriğe atla

arf

TİKAD FONU İLE BÜYÜK SERMAYELİ KADIN SAYISI ARTACAK

09.03.2018 - 16:51

TÜRKİYE İŞ KADINLARI DERNEĞİ (TİKAD) BAŞKANI NİLÜFER BULUT, GİRİŞİMCİ KADINLAR İÇİN GÜZEL BİR PROJEDEN BAHSETTİ: “TİKAD ÜYESİ İŞ KADINLARINDAN OLUŞAN BİR YATIRIM FONU KURDUK. TİKAD YATIRIM AŞ ADIYLA KURULAN BU FONLA YATIRIMCI KADINLAR, GİRİŞİMCİ KADINLARI FİNANSE EDECEK. EVDE OTURAN KADINLAR DA KÜÇÜK BİRİKİMLERİYLE BU FONA ORTAK OLABİLECEK.”

NECATİ KOLA

1995’ten beri iş hayatında. İş hayatına maden ve inşaat üzerine faaliyet gösteren aile şirketinde başladı. Sonra ayrılıp strateji geliştirme ve reklam ajansı kurdu. Siyasi partilere kampanyalar yaptı. 2001’den bu yana ise tekrar aile şirketine dönüp maden, inşaat, enerji ve ambalaj işi yapıyor. Ama kamuoyu onu daha çok Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD) Başkanı olarak tanıyor. Kurulduğu 2004’ten bu yana TİKAD Başkanı olan Nilüfer Bulut’tan bahsediyoruz. Bulut ile TİKAD’ın faaliyetlerini, projelerini ve kadınların iş hayatındaki yerini konuştuk. Çok güzel ve ilginç cevaplar aldık.

2004’te 13 kurucuyla yola çıkış hikayenizle başlayabilir miyiz?
İş kadını olarak çalışırken erkeklerin örgütlenerek yol aldıklarını, hem iş hem de sosyal hayatlarını ekip ruhuyla geliştirdiklerini gözlemledim. Biz kadınların ise bireysel olarak hareket ettiğimizi ve erkek egemen gruplarda var olmaya çalıştığımızı gördüm. Aslında Türkiye’de gelişmiş, her konuda söyleyecek sözü olan, zeki, eğitimli, başarılı, çok kadın vardı. Tek tek erkek egemen gruplar arasında kaybolduklarını ve seslerinin de gür çıkmadığını düşündüğüm için 2004’te 13 iş kadınıyla birlikte derneğimizi kurmayı karar verdik. İlk kurulduğumuzda ismimizde Türkiye ismini kullanamıyorduk. Çünkü bir yıl geçmesi ve Bakanlar Kurulu kararı gerekiyordu. Ne yapalım diye düşünürken Tüm İş Kadınları Derneği (TİKAD) olsun dedik. Daha sonra ‘Tüm’ yerine ‘Türkiye’ ismiyle yolumuza yine TİKAD olarak devam ettik. 

Fikri ortaya attığınızda diğer iş kadınları nasıl karşıladı?
13 kişi arasında tanımadığım isimler de vardı. Projeyi anlattığımda hepsi hemen inandı. Çünkü bu bir kadın hareketiydi. Aynı zamanda sırf kadın hareketi içerisine hapsolmayacağını, biz kadınların siyasette, sosyal hayatta, iş dünyasında ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olacağımız bir düşünce kuruluşu olacağını söylediğimde, hepsi buna inanarak ‘evet’ dedi.

Şu an kaç üyeniz mevcut? 
Şu an 90 üyemiz var. Sayımız az ama kapladığımız alanın çok büyük olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de sermayeye yön veren kadınlardan oluşan bir grup. O nedenle üye sayısını çok artırarak bu yapımızı bozmak istemiyoruz.

TİKAD, TÜSİAD’IN KADIN VERSİYONU

Üye olmak isteyen iş kadınlarında aradığınız şartlar ve özellikler neler? 
Aradığımız şartlar, belli bir sektörde kendi iş yerinin olması gerekiyor. Belli bir cirosunun olması gerekiyor. İstihdam ettiği belli bir sayının olması gerekiyor. Ve bizim misyonumuza ve vizyonumuza uygun olması gerekiyor. Hep söylüyorum; TİKAD, TÜSİAD’ın kadın versiyonu. Bu nedenle biraz ince eleyip sık dokuyoruz üye olmak isteyenleri.

DAHA YAPILACAK ÇOK ŞEY VAR

2004’te kuruldunuz. Aralarında Dünya İş Kadınları Zirvesi olmak üzere birçok organizasyon gerçekleştirdiniz. Nisan 2007’de TBMM Üstün Hizmet Madalyası’na layık görüldünüz. Aradan geçen 14 yılda TİKAD öncülüğünde iş dünyasında kadınlar lehine neler değişti?
Kurulduğumuzda Türkiye’de iş kadını ve kadın girişimci pek yaygın değildi. 2004’ten sonra siyasette, iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında ve büyük holdinglerde kadının başarısının görünür kılındığını herkes fark eder zaten. Yine de yeterli değil ama en azından kadının başarılı olabileceği kabul görür oldu. Kadınların yönettiği şirketlerin kârlılık oranlarına bakıldığında daha başarılı oldukları görüldü. Sizin de dediğiniz gibi Dünya İş Kadınları Zirvesi gibi birçok etkinliğe imza atarak kadınların her alanda daha görünür olmalarını sağlamaya çalıştık. Ama geldiğimiz noktada yeterli mi dersek, yeterli değil. Daha yapılacak çok şey var. Çünkü zihinsel değişim çok zaman istiyor. İnsanların zihnindeki o kadın algısını değiştirmekte zorlanıyoruz. Ama bugüne kadar yaptığınız çalışmaların sonucunu aldınız mı derseniz, aldığımızı düşünüyorum.

Sadece ülkemizde değil, batıda da kadınlarla ilgili benzer sorunlar var aslında. Öyle değil mi?
Kesinlikle.
Batılı ülkelerde bile ancak 2050’den sonra iş hayatında erkeklerle kadınların yüzde 50-50 olacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin bu anlamda daha fazla zamana ihtiyacı var gibi sanki.
Aynen. 80 yıl sonra falan deniyor. Aslında yetiştirilme tarzımızda batıdaki kadının bizim önümüzde olduğu algısı vardır. Ama biz Dünya İş Kadınları Zirvesi’ni düzenlerken gördük ki sorunlarımız aynı. İşte 8 Mart geliyor, Amerika’da hâlâ kadın hareketleri konuşuluyor. 

DÜNYANIN KADINLARDAN FAYDALANMASI LAZIM

Belli bir mesafe aldınız ama erkek egemenliği hâlâ kırılabilmiş değil. Kadınların her alanda daha fazla yer alması için mücadele ederken sizin bir de annelik rolünüz var. İş hayatında bunun zorlukları neler?
Tabii yaratılışımız gereği anne kimliğimiz daha ağır basıyor; istediğimiz kadar iş hayatında olalım. Ama ben anneliğin çok güzel ve çok özel bir meslek olduğunu düşünüyorum. Annenin her şeyiyle donanımlı olması gerekiyor. Bunu başarabileceğine inanan kişilerin anne olması gerektiğine inanıyorum. Annelik, kolay algılanan, evde oturan bir kadın modeli değildir. Anne tüm hayatını çocuğuna adamışsa, bence o kadın da çalışan bir kadındır. O kadın da bir iş kadınıdır. Ev kadını tanımını da çok yanlış buluyorum bu arada.

Hem evde hem işte başarılı olmanın bir formülü var mı?
Var. Zamanı iyi kullanmak… Zamanı öldürmek yerine doğru kullanırsak, hem evimizde iyi bir anne hem de işimizde iyi bir kadın olabiliyoruz. Gerçekten de kadınlar birçok işi aynı anda yapabilen çok organize insanlar. Bu yüzden dünyanın kadınlardan faydalanması lazım. Onları eve hapsederek yalnızca çocuk büyüten kişilik olarak görmektense onlardan yararlanılmalı. Annelik zor bir meslek. Anneliği başaran insanlar dünyanın geleceğinde söz sahibi olmalı.

KADINLARI DESTEKLEMEK İÇİN TİKAD YATIRIM AŞ’Yİ KURDUK

2015 planlarınız arasında ‘Kadın Bankacılığı’ projeniz vardı. Bankalarla görüşerek bu projenizi hayata geçirmeyi düşündüğünüzü söylüyordunuz. Bu projenin detayları neydi ve son durum ne?
Bununla ilgili çok çalışma yaptık. Projelerimizi bankalara sunduk. Kadın bankacılığını hayata geçiren birçok banka var. 

Bu projenizin, bankaların girişimci kadınlara destek kredisinden farkı neydi? 
Bizim projemiz, tamamen kadınların finansa erişimini kolaylaştırmaktı. Kadına özel kredilendirme sisteminin hayata geçirilmesiydi. Görüşmelerimiz üzerine bazı bankalar bunu yapmaya çalıştı ama tam istediğiniz gibi oldu mu derseniz, olmadı. 

Bunun yerine başka bir projeniz var mı?
Biz şimdi TİKAD Yatırım AŞ diye, TİKAD üyesi iş kadınlarından oluşan bir yatırım fonu kurduk. Bunun adına bankacılık diyemeyiz. Çünkü bankacılık mevzuatı çok farklı. Biz bu fonla yatırımcı kadınların, girişimci kadınlara yatırım yapmasını, onları finanse etmesini sağlayacağız. Fonu kurduk. Ama bizim amacımız yeni girişimci yaratmak değil. Belli bir noktaya gelmiş, şirketini büyütmüş, bir noktadan sonra kurumsallaşmakta, markalaşmakta ve finansa ulaşmakta zorluk çeken kadınların işlerine yatırım yapacağız. Amacımız, daha büyük sermayeli kadınların ortaya çıkması. Evde oturan kadınlar da küçük birikimleriyle bu fona ortak olabilecek. Zincirleme, ‘Her kadın çalışan kadındır’ sloganıyla yola çıkarak bütün kadınların ortak olacağı bir fon yaratıyoruz. Şu an bu fonu kurduk. Önümüzdeki haftalarda basınla paylaşacağız. Bu fonu kurmamızın sebeplerinden biri de girişimci kadınlar ile bankalar arasında yaşanan bazı sorunlar. 

Kanun ve mevzuatlarda çalışan kadınlarla ilgili birçok madde ve düzenleme bulunuyor. Şirketler, kadın çalışanlara karşı yasal yükümlülüklerini ne kadar yerine getiriyor? Bu konuda bir araştırmanız var mı? Kadın çalışanlardan size şikayetler geliyor mu? 
Çok şikayet geliyor. Kanun ve mevzuatlara baktığımızda kadınlarla ilgili konularda çok yol kat ettik. Çok güzel düzenlemeler var. Fakat zihinsel değişim olmadan kanunlar pek işe yaramıyor. İş yerlerine kreş zorunluluğu getirildi mesela. Ama onun da avantajları ve dezavantajları var. Atıyorum, çalışma koşulları çok da iyi olmayan bir fabrikada açılacak bir kreşin sağlık açısından ne kadar yeterli olacağı soru işareti. Ayrıca, bazı haklar sadece kadınlar için değil, erkekler için de olmalı. Mesela, doğum izni. Ben bu konuda çok mücadele ettim ve erkeklere de verildi. Çocuğu sadece anne değil, anne ve baba birlikte yetiştirmeli.

Diyelim ki erkeklerin yönettiği bir şirketi kadınlar devraldı. O şirkette neler değişir?
(Gülüyor) Öncelikle ben kadın-erkek ayrımı yapmadan yeterliliklerine bakmak gerektiğini düşünüyorum. Ama bir şirketi kadınlar devraldığında neler değişir biliyor musunuz? Öyle güzelleşir ki orası! Kadınlar, erkeklerin görmediği güzellikleri ortaya çıkarır. Orası yaşanır bir hale gelir. Annelikten gelen sevgi, merhamet ve iletişim dili artar. Ama kârlılık, verimlilik, üretim açılarından zaten kadın-erkek fark etmez. Orayı verimli hale getirmek, kâra geçirmek zorundasınız.

TEK BAŞINA BELLİ BİR NOKTAYA GELMİŞ KADIN SAYIMIZ ÇOK AZ      

Büyük şirketlere ve holdinglere baktığımızda, yönetimde bulunan kadınların genelde, kurucuların ya da yönetim kurulu başkanlarının eşi, kızı, torunu olduğunu görüyoruz. TİKAD Yönetim Kurulu’nda bulunan isimler de genelde böyle. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Maalesef ülkemizde kendi başına belli bir noktaya gelmiş kadın sayımız çok az. Hatta yok denecek kadar az. Evet, babalarının, eşlerinin kurduğu şirketlerde, holdinglerde yönetim kurulu üyesi olan, yönetim kurulu başkanı olan üyelerimiz var ama o da kolay bir şey değil. Dedesinin, babasının kurduğu şirketi belli bir noktaya taşıması gerekiyor. Onların bu çalışmasını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bahsettiğim fonu kurmamızın bir sebebi de bu işte. Kendi işini kuran ve büyüten kadın sayısını artırmak.

Ön planda bir iş kadını olarak siyasete atılmanız için teklifler geliyor mu?
Geliyor. Ama ben hep iş hayatında var olmaya çalışıyorum. İş kadını sayılarının artmasını istiyorum. Çünkü ekonomik anlamda güçlüyseniz, güçlüsünüz. Ben bunu gördüm. Bu yüzden kadınların ekonomik anlamda güçlenmeleri için iş hayatında kalmaya devam edeceğim.

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’NÜN KUTLANMASINA KARŞIYIM

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili düşünceleriniz nedir?
Ben kutlamanın karşısındayım. 8 Mart bir kutlama günü değil, anma günüdür. Kadın hareketinin geldiği noktaya baktığımızda, yine en az ücreti kadınlar alıyor, yine şiddete kadınlar maruz kalıyor. İş yerinde gördüğü şiddet, eşinden gördüğü şiddet, ekonomik şiddet… Baktığımızda toplum olarak çok da yol almadığımızı görüyoruz. Bunların kutlamalarla değil de daha somut çözümlerle ortaya konması gerektiğini düşünüyorum. Bir de artık bu cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmamız lazım. Sürekli kadın bakan, kadın milletvekili, kadın mühendis, kadın subay, kadın polis deniyor. Mesleklerin cinsiyeti olmamalı. Meslekleri cinsiyetlerine göre değerlendirmeye devam ettiğimiz sürece maalesef ‘80 yıl sonra yüzde 50-yüzde 50 eşitlik’ gibi şeyleri hâlâ konuşuyor olacağız. Cinsiyet ayrımını ortadan kaldırıp zihinsel değişimi yakaladığımızda bu sorunlar daha kısa sürede çözülür diye düşünüyorum. Kadını bir PR, bir reklam aracı, bir malzeme olarak değil, bir insan olarak görmeye başladığımızda ‘bu çok başarılı bir subay, çok başarılı bir bakan, çok başarılı bir mühendis’ demeye başlayacağız. Erkek subay, erkek bakan, erkek mühendis demediğimiz gibi kadınlar için de bunu ortadan kaldırdığımızda zihinsel değişimi yakalamış olacağız. 
Bu biraz da görünürlükle ilgili galiba. Kadınlar iş hayatında, siyasette ve sosyal hayatta daha fazla gözüktükçe insanlar alışacak. 
İşte biz bunu yapmak için, kızlarımıza rol model olmak için yola çıktık. Katılıyorum size. Görünür oldukça işimiz daha kolay olacak. 

LİDERLER ÇÖZÜM ÜRETSİN, SAVAŞLAR OLMASIN

Kadınlar yeterince söz sahibi olsalardı şu an dünyada savaşlar, çatışmalar olmazdı galiba değil mi?
Evet. Ben bunun altını çiziyorum. Erkeklere, dostlara diyorum ki ‘Ne olur alanı biraz bize açın. Sizin de işiniz kolaylaşacak.’ Buna inanmaları lazım. Fakat inandıklarını düşünmüyorum. 

Şu an ülkemizin bulunduğu bölgede savaşlar, çatışmalar var. Bundan en büyük zararı da kadınlar ve çocuklar görüyor. Bu konuda çok hassas olduğunuzu biliyoruz. Terör ve çatışmaların ancak kadın eli değince biteceğini söylüyorsunuz. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Hâlâ aynı düşüncedeyim. Tabii ki mecbur kalıyoruz, kalınıyor. Siyasette kararları alırken şartların ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ama maalesef en çok etkilenenler gerçekten kadınlar ve çocuklar. Erkeğini savaşa gönderen, bombalar altında yaşam mücadelesi veren, çocuğuna ekmek bulamayan kadınları görüyoruz. Suriyelilerin kaldığı kampları gördüğümüzde insanın içi acıyor. Yani savaş güzel bir şey değil. Siyasi olarak orada olup da o kararı almak mecburiyetinde bırakılmak… Başka bir çıkar yol yok mu diyorum ben. Yani iletişim kurularak bu yapılamaz mı? O nedenle barış üzerine çok kafa yoruyoruz. Kadınlar olarak barış zemininde çözüm üretilebilir diye düşünüyoruz. Suriye’de yaşanan olaylar… Bizim yaşadığımız Afrin… Oğlu askerde olan annelerin yüreğinin nasıl çarptığını, evlatların yetim kaldığını gördükçe insanın kendi yaşantısına adapte olması kolay olmuyor. Bir an evvel siyasilerin ve liderlerin çözüm üretmeleri gerekiyor. Bu konuda Birleşmiş Milletler’e de görev düşüyor. Somali’ye gittiğimde de gördüğüm manzara karşısında düşündüm: Birleşmiş Milletler ne yapar! Kuruluş amacı ne ve hâlâ bunlar neden yaşanıyor diye… Sonuç olarak, tabii ki ülkemizi, sınırımızı koruyacağız ama savaşlar olmasın.

yyy

Yukarı