Ana içeriğe atla

medya

Dijitalleşmenin KOBİ’lere etkisi bu workshopta masaya yatırıldı

13.12.2017 - 10:47

Ekonomi ve iş dünyası dergisi Hizmetix ve Yazılım Sanayicileri Derneği, dijitalleşmenin KOBİ’lere etkisini anlatmak üzere, 23 Kasım 2017 tarihinde, Wyndham İstanbul Old CIty Laleli Oteli ev sahipliğinde workshop düzenledi.

İstanbul Kültür Üniversitesi STF Yeni Medya ve İletişim Bölümü Yrd. Doç. Dr. Saadet Uğurlu: “Değerli konuşmacılarımız, konuklarımız ve öğrencilerimiz, ekonomi ve iş dünyası dergisi Hizmetix ve Yazılım Sanayiciler Derneği’nin dijitalleşmenin KOBİ’lere etkisini anlatmak üzere düzenlediği bu workshopa hepiniz hoş geldiniz. Bilgiye erişim en eski çağdan itibaren toplum ve insanların ihtiyaçlarındandır. Bilginin çoğalmasını sağlayan teknoloji iletişim araçları ile ülkelerin ve dünyanın sosyolojik değişimlerini ve reformları beraberinde getirmiştir. Toplumu güçlü kılan hep bilgi yönetimi olmuştur. Günümüzde de bilgilerin sayısallaşmasıyla beraber değişim yönetimini konuşur olduk. Dijitalleşen dünyada küreselleşen ekonomi, zorlaşan rekabetle beraber gelişen teknolojiye ayak uydurmak artık zorunlu bir hal almıştır. Bu kadar hızlı değişim Türkiye’deki KOBİ’leri nasıl etkileyecek? Ne yapmaları gerekiyor? Bu oturumda dijital dönüşümün KOBİ’lere etkisi, Bulut Bilişim, Dijital ve Akıllı KOBİ, Endüstri 4.0, e-dönüşüm, geleceğin ödeme sistemleri, Türkiye’deki yerli yazılımın önemi, kurumsal kaynak planlaması çözümleri hakkında alanında uzman konuşmacılarımız görüş ve tecrübelerini sizlerle paylaşacak.”

Sektörün Kanayan Yarası Nitelikli İnsan Gücü İhtiyacı
YASAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Ufuk Güneş: “Yazılım sektörünün en önemli sorunu; nitelikli elaman. Bir tarafta ciddi bir şekilde insan kaynağına ihtiyacı olan, eleman arayan bir sektör, bir tarafta mezun olup iş bulamayan gençlerimiz. Bu kanayan yaranın bir çaresinin bulunması lazım. Bizlerin dünyayla rekabet edebilmesi için tek kaynağımız var o da akıl... Biz bu nitelikli insanı bulamadığımız için dünyayla rekabet etmekte zorlanıyoruz. Bizim her yıl aradığımız nitelikli eleman sayısı minimum 30 bin civarı. Sadece yazılım mühendislerinden bahsetmiyorum. Bizim her konuda elemana ihtiyacımız var. Hindistan şu anda bilişim sektöründe 3 milyon 240 küsur bin kişiyi istihdam ediyor. Bizim ise bilişim sektöründe istihdam ettiğimiz kişi sayısı 260 bin. Ciddi bir farkı yakalamamız lazım. Hindistan kullandığı nitelikli kaynakla yılda 118 milyar dolar bilişim ihracatı yaptı. Bunun 32 milyar doları sadece yazılım. Bizim ise 2023 için hedefimiz 15 milyar dolar. Dünyayı anlamaya başlamamız lazım. 
Sektörün ötesinde diğer bir sorun da ürettiğimiz ürünlerde devletle yarışmak zorunda kalmamız. Aslında özel sektörün alanına kamu girmez. Düzenlemeyi yapar, özel sektörün önünü açar. Ancak sistem şu an bu şekilde ilerlemiyor. Bir diğer sorun ise maalesef bizim sanayimiz de çok eski olmadığı için, yani daha genç bir cumhuriyet ülkesi olduğumuz için sermaye birikimimiz birçok alanda eksik. Bu yüzden özel sektöründe bilgi birikimi kısıtlı… Şimdi nihayet yeni yeni 2. ve 3. kuşak bir araya gelmeye başladı. Onlarla beraber bizim yapmış olduğumuz akıl ürünleri ifade edilir hale geldi. 
Dijital dönüşümün hem KOBİ’ler tarafından hem bizim tarafımızdan hızlanarak çözülmesi lazım. Bunun içinde genç nesle çok fazla iş düşüyor.”

KOBİ’lerin Dünyaya Açılan Kapısı: E-ticaret
Akınsoft Pazarlama Müdür Yardımcısı Ganimet Gilancı: “Küçük ve orta ölçekli işletmeler olarak tanımlanan KOBİ’ler için yıllar önce bir banka kuruluşu şöyle demişti; ‘Küçük olamam büyümek istiyorum…’  Ülkemizde işletmelerin yüzde 99’u KOBİ’lerden oluşuyor ve istihdamımızın şu an da yüzde 55’i bu işletmeler tarafından sağlanıyor. Ekonomimiz bu kadar KOBİ’lere bağımlıyken bizim ciddi anlamda KOBİ’lere destek vermemiz gerektiği de bir gerçek.
KOBİ’lerin avantajlarına baktığımız zaman; bu ölçekteki firmalar piyasada müşteriyle daha çok iç içeler, müşteri ihtiyaçlarını çok daha kolay analiz edebiliyorlar, piyasada daha kıvrak hareketleri vardır, anlık karar verebiliyorlar, anlık operasyon değişikliği yapabilirler. Bu anlamda KOBİ’ler yenilikçidir aslında. 
Baktığınızda hem büyük işletmeler hem de KOBİ’ler e-ticaret alanında aynı koşullarda yarışıyor. Yani siz büyük işletmede olsanız, küçük işletmede olsanız aynı bilgisayar, aynı ekran üzerinden sunuyorsunuz ürünü.  Dolayısıyla günümüzdeki geleneksel yöntemlerle iş yapan firma sayısı sürekli azalıyor. Aslında dünyada perakendeden sürekli bir e-ticarete yönelik bir ilerleyiş var. Fakat bu çok yeterli değil... Şu anda dünyadaki perakendenin e-ticarete bıraktığı pay yüzde 8-8,5. Türkiye’de ise bu oran yalnızca yüzde 3,5 civarında. Bir şirketin yapmış olduğu araştırmaya göre önümüzdeki 2 yıl içerisinde 3 KOBİ’den 2’sinin e-ticarete atılması öngörülüyor. Dijitalleşmenin bu kadar önemli olduğu bir dönemde KOBİ’leri biz dijitalleşme alanında çok daha hızlı bir şekilde dijital dünyayla tanıştırmak adına hem optimal maliyetlerle hizmet vermeye çalışıyor hem de yerli piyasayı tercih etmenin onlar için çok önemli bir şey olduğunu vurgulamak istiyoruz. 

Türkiye Endüstri 4.0 dönüşümünün şu anda neresinde? Türkiye bu dönüşüm için hazır mı?
Bilin Yazılım Yrd. Doç. Dr D. Zafer İnkaya: “4. Sanayi Devrimi ya da Endüstri 4.0, Alman teknoloji firmaları tarafından ortaya atılan bir kavram. Bana göre bu kavramın ortaya atılmasındaki ana etmen, Alman teknoloji firmalarının kendi yeni teknoloji ürünlerini daha kolay ve yoğun olarak hem kendi ülkelerine hem de dünyaya pazarlamak istemesi. 
Kablosuz iletişim alt yapıları, internet ve bulut teknolojileri, mobil cihazlar, giyilebilir cihazlar, özel amaçlı işlemciler, bilgisayarlar,  büyük veri analitik makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemiyle bunların yazılım alt yapıları, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik uygulamaları, tüm bu teknolojilerden yararlanan otonom cihazlar, robotlar, uygulamalar ve tabii bütün bunları kullanan nesnelerin interneti adını verdiğimiz teknoloji, sanayide özellikle çok ciddi katkısı olabileceğini gördüğümüz üç boyutlu baskı teknolojileri, hepsi birlikte aslında Endüstri 4.0 dediğimiz kavramı teknik olarak ifade etmektedir.
Endüstri 4.0 dönüşümünde Türkiye’nin konumuna baktığımız zaman, ne yazık ki hala bu teknolojilerin kullanıcısı durumunda olduğumuzu görüyoruz. Endüstri 4.0 ya da başka ne dersek diyelim, şu andaki alt yapısal yeteneklerimizi geliştirmek için kafa yormamız şart! Daha iyi bir yere gitmek ve ekonomik operasyonel açıdan bu işi daha iyi başarabilmek istiyorsak bunun başlangıç noktası yazılım…  Çünkü bütün bu bahsettiğim teknolojilere baktığımız zaman altında yatan en büyük katman yazılım ve biz hepimiz de yazılım dünyasının üyeleriyiz. Bu konuya gönül vermiş, bu konuda kafa yoran insanlarız. Dolayısıyla bir şekilde bizlerin özellikle bu konuya daha çok sahip çıkması gerekiyor.  Sadece satış değil de bu konuda teknoloji geliştirerek ve bu teknolojinin sahibi olarak yola devam edersek, daha iyi yerlere gelebileceğimize inanıyorum. Ancak bu işin bir de kullanıcı tarafı var ki, burada da karşımıza iki kritik nokta çıkıyor; ya sadece kullanıcı olmak ya da bu teknolojileri kullanarak yaratıcı olmak... Şu andaki kullanıcı profilinin yaratıcı olmadığını düşünüyorum. Bunu gerçekleştirebilmek için ise görev yine bize düşüyor. Bu noktada eğitimler vermek ve tanıtımlar yapmamız gerekiyor. 

Veri-Müşteri İlişkilerinde Yapay Zeka, Yapay Zeka İle Dönüşüm ve Veri Kullanımı
Etiya Bilgi Teknolojileri Kurucu Ortak Ali Durmuş: “Yapay zekayı, bilgisayarın, zeki bir varlık olan insanın davranışlarını ya da öğrenme tekniğini taklit etmesi ve benzeri davranışları yerine getirmesi şeklinde ifade edebiliriz. Yapay zeka ile ilgili bir olumsuz bir de olumlu senaryo var. Burada şunu unutmamak gerekiyor; yapay zeka dediğimiz sistemler öğreniyorlar. Peki, kimden öğreniyorlar? Tabii ki insandan öğreniyorlar. Dolayısıyla Microsoft’un yapay zeka sistemini ırkçı hale getiren bizleriz. Bu yüzden insanlar ne kadar doğru yöne giderse, yapay zeka da bizim hayatımızı o kadar kolaylaştıracak. Böylece o kötümser senaryodan uzaklaşıp, iyimser senaryolara gideceğiz. 
Ben iyimser senaryo taraftarıyım ve yapay zekayı da ülkemiz için bir fırsat olarak görüyorum. “Peki, yapay zekanın tehdit boyutu yok mu?” diyeceksiniz. Tabii ki var; işsizlik, öğrenilmiş bilginin bulut bilişimle birleşerek merkezileşmesi, merkezileşmiş algoritmanın belirli ülkelerin ya da büyük şirketlerin tekelinde olması ve diğerlerini boyunduruğu altında tutması… gibi pek çok tehdit unsuru sayabiliriz, ama bir takım önlemleri aldığımızda bu tehditleri fırsata da çevirebiliriz. Bu noktada ilk yapmamız gerekenler kendi yapılarımızı oluşturmak ve insanlarımızı daha fazla eğitmek olacaktır.
Her KOBİ’nin amacı bütün şirketlerde olduğu gibi büyümektir.  Bu büyüme sürecinde birtakım zorluklar ortaya çıkar. Çünkü firma daha önce yapmadığı şeyleri yapmaya başlar. Müşteri yönetimi de bunlardan biridir. Öncelikle insanlar kendileri bu işleri yapmaya çalışırlar, dijitalleşmeye önem vermezler. Sayıları büyüdükçe altından kalkamaz duruma gelirler ve yeni organizasyonlar, sistemler yapmak durumunda kalırlar. Ama ufak bir sıkıntısı vardır, bütün işi dar bir kadro etrafında yürüttüğü için büyüdüğü zaman bunu dağıtamaz duruma gelir. Bu noktada firmaların yapay zekayı müşteri yönetiminde en baştan kullanmaya başlaması ve öğrenmesi lazım. Yapay zekalar sizin kadar iyi, sizin kadar kötüdür. Onlar zamanla sizden davranış şekillerini ve işinizi öğrenirler. Siz büyüdükçe bazı işlerinizi ona doğru aktarıp, onun tarafından yapılmasını sağlarsınız. Böylece SKY yönetme dediğimiz kavram belirli alanlarda çok daha rahat olur. 

Endüstri 4.0’a geçiş için ihtiyaç duyulan teknolojik sistemler neler?
Bilgi Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sami Nalbantoğlu: “Teknolojilerin bir araya geldiği, ihtiyaçların bir araya toplandığı bir nokta var; o da Endüstri 4.0’ı geliştiriyor. Bugün bir anket yapıldığında ve gençlere ‘olmazsa olmaz şey nedir?’ diye sorulduğunda sudan, elektrikten, kitaptan daha önce ‘internet’ diyen bir grup karşımıza çıkıyor. İnsanın ihtiyaçlara bakışı farklılaştı ki bunun getirdiği bir dönüşümün de gereksinimi var ortada. Drone’larla teslim edilen malzemelerden bahsediyoruz. Bunların ciddi getirdiği bir yük var. Akıl evrimleşirken tabii ki sanayide de şu anda uçuşan kavramlar var; Endüstri 4.0, IoT, mobil-x, BT güvenliği, veri değerleme, 3D, 3 boyutlu yazıcılar gibi… Bunların hepsini bir araya getirdiğinizde Endüstri 4.0 kavramını biraz daha tanımlayabilir hale geliyoruz. 
Endüstri 4.0 ile birlikte üretim modellerinin değişmesiyle ilgili çok ciddi şeyler olacağını söyleyebiliriz; ödeme sistemleri ve modelleri değişecek, ürünler kişiselleşecek, standart ürün döneminden esnek modeller kavramına geçiş olacak (butik üretim). İşin yerinde üretimi gerçekleşecek. Ciddi bir değişim modelidir bu.  Kurumlar, bireyler, makineler arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerekecek.
Simülasyon çok ciddi önem taşıyor burada. Bir şeyi üretmeden önce onun simülasyonunun yapılması ve saha uygulamasının tespit edilmesi gerekiyor. Saha teknolojileri ve bilgi teknolojileri entegrasyonu, yatay- dikey sistem entegrasyonu bunlar yine bileşenler kapsamında. Siber güvenlik en önemli konu, bulut yine bunun bir parçası, katmanlı üretim (3 boyutlu yazıcılar), sanal ve artırılmış gerçeklik, nesnelerin interneti…  gibi daha pek çok kavramı Endüstri 4.0 içerisinde sayabiliriz. 

Büyümek İsteyen KOBİ’ler İş Süreçlerini Dijitalleşme İle Nasıl Verimli Hale Getirebilir?
Metrobi CEO’su Oğuzhan Uyar: “Biz hem KOBİ’yiz hem de KOBİ’lere hizmet veriyoruz. Bizim sağladığımız ürün tamamen KOBİ’ler odağında.  KOBİ’ler çok önemli işler yapıyorlar. Girişim şirketleri de teknolojiyi benimseyen KOBİ’lerdir. Diğer girişimcilerden tek farkımız biz teknolojiyi yoğun olarak kullanıp çözüm üretiyoruz. Özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin kullanacağı, ulaşım alanında dağıtım, müşteri ziyaretlerini planlayan bir sistem geliştirdik. Ayrıca bizim çalıştığımız alanda yani lojistik sektöründe insan emeği en yoğun alanlardan bir tanesi… Türkiye’ye baktığımızda büyük kargo şirketlerinden tutun şehirlerarası ulaşım yapan şirketlere kadar dijital dönüşümün çok az uğradığı genellikle insan emeğiyle işleyen bir operasyon lojistik sektörü ve biz buraya elimizi attık. Burada bir değişim yaratmaya çalıştık. Türkiye’deki cironun yüzde 60’ı KOBİ’lerden sağlanıyor. İstihdamın yüzde 75’i de KOBİ’lerden geliyor. KOBİ’ler ilk başlangıç noktalarında dijital yöntemleri kullanarak farklılık üretmek ihtiyacındadırlar ki, oradan beslenerek daha büyük olabilsinler. Büyük şirketlerin bıraktığı küçük boşluklardan KOBİ’ler farklılık yaratarak büyürler. ‘Global düşün, yerel hareket et’ mantığıyla ilerlenmeli. KOBİ’ler için dijitalleşmenin önemi çok büyük. Bu alanda da birçok çözüme ihtiyaçları var. Bunlar e-fatura, e-ticaret, ERP, lojistik yönetimi olabilir. KOBİ’lerin çok büyük avantajları var, çünkü küçükler. Değişiklik çok hızlı uygulanabilir. Büyük işletmeler değişiklikleri 1 yılda pilot çalışmalarla yapabilirken, KOBİ’ler operasyonu tamamen dijitale çevirme yönünde bir opsiyona sahip ve çok hızlı karar alabiliyorlar. Bu açıdan çok büyük avantajları var. Dünya değişiyor. Küçük şirketlere hitap ediyor olabilmek çok önemli hale geliyor. KOBİ’lerin dijitalleşip rutin var olan şeyleri kullanıp, bunların üzerine ekleyerek bütün global piyasada lokal düşünüp ama global olarak da ulaştırılabilecek ölçeğe gelmesi gerek. Yani entegrasyondan kaçmamak lazım. Özellikle bir alanda etki üreterek verimli hale gelinmeli. Dijitalleşmede yerel düşünüp globale ulaşmak için de dijital alt yapıların öneminin altını çizmek gerek.”

Nesiller Arası Geçişin Dijital Dönüşüme Etkileri
Login Yazılım Yönetim Kurulu Üyesi Levent Sılay: “Login Yazılım olarak orta ve büyük ölçekli firmaların dijitalleşmesi üzerine çalışmalar yapıyoruz. Dijital dönüşümün oluşması için önce bazı ihtiyaçların doğması gerekiyor. Dünya üzerindeki en büyük ihtiyaçları doğuran en önemli unsurlardan biri insandır ve günümüzde özellikle kuşak değişimiyle beraber insanların hayallerinin ve beklentilerinin değiştiğini gözlemliyoruz. Ciddi bir kuşak değişimi söz konusu... Dijitalleşmeyle birlikte iş yapış şekilleri değişim gösteriyor. Örneğin, benim ikinci kuşak temsilcisi olarak, 30 yıllık firmayı bir 30 yıl daha ileri götürebilmem için ciddi çalışmalar yapmam gerekiyordu. Bunun için öncelikle Türkiye ve Dünya üzerindeki iş modellerini inceleyip buna paralel olarak iş modelini değiştirebilmek için tüm karar verici organları ve orta sınıf yöneticilerin tamamını gençleştirmek de lazımdı. Biz de firmadaki tüm çalışanları gençleştirdik. Bu sayede firma bir ivme kazandı. Bu ivmenin sebebi bu kişilerin teknolojiyi farklı boyutlarda kullanabiliyor olmasıydı.  Dijital dönüşüm ile artık dünyanın herhangi bir noktasındaki insana yedi bağlantı üzerinden ulaşılabiliyoruz. Bu, teknolojinin ne kadar güçlendiğini ve dijital dönüşümün hangi noktasında olduğumuzu gösteriyor. Yeni nesil tekrarlayan işleri yapmak istemiyor. Bu yüzden yapılan işler dijitalleşiyor. Ne zaman ki bizim ülkemizdeki karar vericiler bizim neslimizdeki insanlar olursa o zaman da bugün üzerinde konuştuğumuz dijital dönüşüm çığ gibi büyüyecek, daha da hızlı ilerleyecek. Çünkü bizim neslimiz; şirketinin ve işinin yönetimini, üretiminin yönetimini, finansının yönetimini belli bir sistem üzerinden yönetmek isteyecek.”

ERP sisteminin verimliliğe etkisi nedir? Firmaların ERP Seçimi Neden Önemli?
Logo Yazılım İcra Kurulu Üyesi Akın Sertcan: “90’lı yılların ortalarından sonra sanayileşmenin ve bilgi teknolojilerinin getirdiği yapıyla beraber, yazılım sektörü üretim süreçlerinde devreye girdi. Üretime doğru ilerleyen gidişat çeşitli kavramları da ortaya çıkardı. İlk olarak ortaya çıkanlar ise MRP1 ve MRP2 süreçleriydi. Bunlar da üretim yönetimini kapsıyordu. Ayrıca insan kaynakları süreçlerinin ERP sistemlerine entegre edilmesiyle bütünleşik bir yapı sağlanmış oldu. Böylece kurumlarda bilgi teknolojilerinin kullanıldığı tüm yazılım ve donanımlar ERP başlığı altında toplandı. Günümüzde teknolojinin gelişmesi, ekonominin değişmesi, uluslararası iletişim ve bunlarla ilgili olarak işbirliklerinin, ticaretin değişmesi gibi ekonomik kavramlar, tamamlayıcı çözümleri gündeme getirdi. Özellikle CRM, iş analitiği, tedarik zinciri, siber güvenlik ve e-devlet kavramı KOBİ’lerde dijitalleşmeyi tetikleyen unsurlar oldu. 
Türkiye’de çok hızlı bir gelişimle e-fatura, e-irsaliye, e-defter gibi bütün kağıt basılı düzenlemeler ile yürüyen sistemler elektronik ortama kaydı. Şu anda milyonlarca fatura tamamen elektronik ortamda… Bunun faydası, kayıt dışı ekonominin  engelenmesinin yanı sıra, bir taraftan da bilişim teknolojilerinin gelişmesi ve ERP süreçlerinin elektronik sistemler ile entegrasyonunun sağlanmasıydı. Yapılan analizlere göre, elektronik ortama geçilmesiyle maliyetlerde yarı yarıya bir tasarruf oldu. Tabii bir de madalyonun diğer tarafı var; yani çevre dostu olmak…
ERP projelerinin sadece bilgi teknolojileri projesi olarak ele alınmaması gerekiyor. Bir performans sisteminin olması şart! Yani ‘Biz bu projeden ne bekliyoruz ve ne için yapıyoruz?’ Bunun sadece bir yatırım ve dijitalleşme değil, verimlilik sağlama, rekabette öne geçme avantajı olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum. ERP programlarında birincil unsur daha çok ve hızlı olarak veri kaydı yapmak, işlemek, yani zaman kazanmaktır. ERP projelerine sadece üretim tarafından değil, şirketin tüm süreçlerinin birbiriyle uyumlu olması açısından da bakılması gerekiyor.”

Kişiselleştirmede Big Datanın Önemi
Onuss Kurucu Ortak Banu Ortaç: “Verilerin yüzde 75’ini bireyler olarak biz üretiyoruz ve bunun yüzde 80’i de ticari anlamda organizasyonlar tarafından kullanılıyor.  ‘Büyük veri dediğimiz zaman ne anlıyoruz?’ Büyük veri ile kişiselleştirilmenin önemi dediğimizde bu hizmeti sağlayan dijitalleşen ilk endüstri aslında müzik...Spotify bunu çok başarılı bir şekilde uyguladı, müzik dağıtım alanında bir dönüşüm sağlayan ve paylaşım hizmet modeli sunan başarılı öncül uygulamalardan bir tanesi. 100 yıl önce üreticinin dominant olduğu dönemde Ford Motor’un kurucusu Henry Ford, müşterilerine seçenek sunma konusunda ‘sadece siyah olması kaydı ile istedikleri otomobili seçebilirler’ cevabını verirken günümüzde müşterinin ismi değişti, kullanıcı, paydaş, abone gibi tanımlar hayatımıza girdi. Kullanıcıları memnun etmek için hızla farklı kaynaklardan akan bu değişkenlerin, hacimli ve çeşitli, değerli verinin analitik sistemlerle analiz edilerek kişiselleştirilmiş hizmetlere dönüşmesi önem kazanıyor. Sağlık sektörü bu konuda çok ciddi çalışmalar yapıyor. Kişiselleştirilmiş ilaç, tedavi, 3D yazıcılarla organların basımı gibi konularda çalışmalar yapılıyor. Bizler de lokasyon bazlı çözümlerimizde müşterilerimize nokta atışı doğru zaman ve yerde doğru hizmeti doğru müşteriye iletebilecekleri kişiselleştirilmiş hizmeti sunabilecekleri sistemler sunuyoruz. 
Türkiye’de yüzde 50 gibi bir oranda internet kullanıcısı mevcut, kullanıyor ve tüketiyoruz. Biz yüzde 100 yerli yazılım üreten kendi framework ve yapay zeka algoritmalarını geliştiren firmalardan biriyiz. Bizler gibi teknolojisini üreten darboğazları çözen, üreten nesilleri destekliyoruz. Teknolojiyi üretirken aynı zamanda doğaya saygılı karbondioksit emisyonunu azaltmaya yönelik, doğa dostu çıktılar üretme ve fayda sağlama konularında da emek ve zaman harcamaya özen gösteriyoruz. Umuyorum gelecekte yeni nesiller, teknolojiyi tüketim yerine üretme konusunda daha başarılı olacaktır.”

Nesnelerin interneti nedir?
ATP Proje Yöneticisi Mustafa Çetin Kızılboğa: Son yıllarda tüm dünyada özellikle teknolojik alanda hızlı bir dönüşüm var. Biz de bu dönüşüme ayak uydurmak için adımlar atıyoruz. Bunu hızlandırmak amacı ile yaklaşık bir sene önce yerinde Ar-Ge merkezi olduk. Bu süreçte birçok yeni teknoloji ile tanıştık. Bu teknolojik yeniliklerin başında Nesnelerin Interneti gelmektedir. Özellikle internetin hızlanması, işlemci hızlarının artması ve ucuzlaması, akıllı telefonların yaygınlaşması, her yerde Wifi’ye ulaşılabiliyor olması bu dönüşümü hızlandırdı. Her türlü izleme cihazları, sensörler, biochipler veya erişim düzenekleri nesne olarak nitelendirilmektedir. Amerikan Federal Ticaret Komisyonu nesnelerin internetini ‘günlük kullanımımızda olan nesnelerin internete bağlanıp veri gönderip alması kabiliyeti’ olarak tanımlamıştır. 2017 itibariyle tahminen 20 milyarın üzerinde sensör internete bir şekilde bağlı ve bu sayıya her saniye 63 sensör ilave oluyor. Sensörlerden sisteme akan verilerin analizi değerli bilgiler sağlamaktadır. Bir yandan tarladan ürünlerin ne zaman toplanacağına karar verirken, bir yandan da restoran müdürünün işini nasıl kolaylaştırabileceğimizin yollarını aramaya başladık. Nesnelerin interneti ile tanışınca artık bilgiyi oluştuğu yerden sahadan topluyorsunuz, çok farklı bilgi kaynaklarıyla uğraşmanız gerekiyor ve bir noktada işler büyük veriye dönüşmeye başlıyor. Bir yandan da gelen dataların analiz edilmesi ve onun karşılığında oluşan durumu belirli tekniklerle anlamlandırıyorsunuz ki anlamlı sonuçlar üretebilesiniz. Ancak bu noktadan sonra otonom uygulamalar oluşturabiliyorsunuz. 
Görünen o ki, sensörler ucuzladıkça ve yaygınlaştıkça yeni uygulamalar geliştirilecek ve bu sayede genişleyen IoT pazarı, hem donanım hem yazılım alanında yeni gelişmeler için itici güç olacak.

E-Dönüşümün Firmalara Faydası
Estepe Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Sebahat Tepe: “Teknoloji ile birlikte değişen ve gelişen ihtiyaçlar çerçevesinde dünyanın dijital evrimi kontrol edilemez bir hızla büyüyor. Bu global etkileri de hep beraber yaşıyoruz ve kaçınılmaz bir gerçek bu. ‘Neresinde duracağız, ne kadar sahibi olacağız, ne kadar kullanıcısı olacağız?’ buna zaman içerisinde bakacağız. Dijitalleşme 3 temel üzerine oturuyor; birincisi iletişim alt yapısı, ikincisi donanım, üçüncüsü ise yazılım. E- dönüşümün var olma sebebi para kazanmak. Bu amaca erişmek için bilgi sistemlerinde e-dönüşüm bir gereklilik. Piyasada tutunabilmek için yeni teknolojilere ve yeni yönetim yaklaşımlarına uyum göstermek, bu teknolojiyle beraber yeni kuşağın ihtiyaçlarını da dikkate almak gerekiyor. Teknolojik dönüşümde kaynakların etkin kullanılabildiği entegre bilgi sistemleri gerekli. Burada müşterilerin, tedarikçilerin, çalışanların, yöneticilerin, üretim cihazlarının tedarik ve dağıtım sistemlerinin entegre olmasından bahsediyoruz. Bunun adına Endüstri 4.0 ya da nesnelerin interneti diyebiliyoruz. Ülkemize bakarsak; KOBİ’lerimiz önce işini yapmaya odaklanıyor, daha sonra iyileştirmek ve verimliliği artırmak için teknolojiye yatırım yapmaya başlıyorlar. Maliyetleri ve süreçleri kontrol altına almak, kaliteyi ve verimliliği artırmak, stratejik planlamalar yapabilmek gibi sebeplerle ama en önemlisi işletmenin temel amacı olan var olmayı etkin ve karlı bir şekilde sürdürebilmek için pazarın ihtiyaçlarına göre şekillenmek gerekiyor. Bunu da inovatif bir şekilde gerçekleştirenler farkı yakalayıp ayakta kalıyorlar. Aynı zamanda işini yapabilen iyi değerler, iyi ürünler, iyi hizmetler üretebilen ancak teknolojik değişimleri iş süreçlerine adapte edemeyen kurumlar var ve bunları kaybediyoruz. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda teknoloji merakımız gerçekten çarpıcı nitelikte, ama teknolojiyi üretmekten çok tüketim anlamında merakımız var.   Şu anda dünya çapında yüksek değerli firmalara baktığımız zaman hepsinin bilgi teknolojileri firmaları olduğunu görüyoruz ve bilgi teknolojileri konusunda insan yetiştirmek diğer alanlardakine göre çok daha kolay. Ancak verimli istihdam sağlamak oldukça zor… Çünkü deneyimsiz bir genç nüfus var. Bu deneyimi de kurumların yaratması oldukça zor ve maliyetli. Bunların üniversitelerde çözülüyor olması lazım. Bu konuda çok ciddi sıkıntı var. Bunu çözebilirsek ve ulusal bir program yaratılabilirse, çok büyük bir lokomotif olabileceğini herkes biliyor.”

Gerçekleştirmiş olduğumuz workshopa katkılarından dolayı Wyndham İstanbul Old City Laleli Oteli’ne ve Genel Müdürü Duygu Sönmez Özçer’e Demircanmedya Grubu olarak teşekkürlerimizi sunarız.

rize

 

Yukarı