Ana içeriğe atla

rize

Geleceğin bacasız sanayisi ve en büyük enerji kaynağı

20.07.2017 - 14:19

Bugün ülke ekonomisi içerisinde 6.8 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip olan ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu rakamı 50 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen yazılım sektörü adına görüştüğümüz Yazılım Sanayicileri Derneği  (YASAD) ve Korgün YAZILIM Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Ufuk Güneş, bu amaç için bir takım kriterleri aşmak gerektiğini dile getirerek, yapılması gerekenleri sıraladı.

Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD)’ni bizlere kısaca tanıtır mısınız? Derneğin hedef ve amaçları nelerdir?
YASAD 1992 yılında kurulmuş olan bir dernek. Amacı Türkiye’deki yerli yazılım sektörünün küresel dünyada hakkettiği yeri bulabilmesi. Derneğe tamamen yerli yazılım üreten şirketler üye olabiliyor. Yani kurumsal şirketlerin üye olduğu bir dernek... Bugün 467 kurumsal üyemiz var ve bu üyelerin istihdam etmiş olduğu personel sayısı takriben 260 bin civarında. Ayrıca bu şirketler, Türkiye’deki yazılım pazarının yaklaşık yüzde 80’ini ihracatın da yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. 
Vizyonumuz bizim çok net; önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’yi bölgesinde bilgi ve iletişim teknolojilerinde merkez yapmak. Bunu yaptığımız taktirde istihdamdan ihracata kadar çok ciddi bir şekilde memlekete katkı sağlamış olacağız. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde bir milyon gencimizi nitelikli olarak bilgi ve iletişim teknolojilerinde istihdam etme hedefindeyiz. Akıllı adımlarla ilerlersek ve bugüne kadar attığımız adımları aynı akıllılıkla devam ettirirsek, rahatlıkla önümüzdeki 10 yıl içerisinde en az 50 milyar dolara yakın ihracatı sadece bilişim ve yazılımdan yapar hale geliriz. Bunu yapmamamız için hiçbir sebep yok. Dünya ölçeği de böyle yapacağımıza dair bize ışıklar veriyor. 

Yazılım sektörünün en önemli sıkıntısı nedir? Bu sorun sizce nasıl aşılabilir?
Açıkçası sektörümüzün pek çok sorunu vardı. Biz bunları yavaş yavaş aştık ve belli noktalara geldik. Ancak aşamadığımız bazı noktalar da yok değil… En önemli sorunlardan biri sektörün kimliği net bir şekilde tespit edilmemişti, ta ki geçenlerde çıkan torba yasa kanuna kadar. Kanunda yazılım ve bilişim hizmetleri tamamen sanayici konumuna getirildi. İnanıyorum ki bu bize daha yeni avantajlar sağlayacak. Mesela bu tanım yapılmadan önce ihracat için Eximbank kredilerinden sektörümüz pek faydalanamıyordu, yani finansmana ulaşmakta sıkıntı vardı. Şimdi ise bu finansmana ulaşmaktaki sıkıntıları aşabileceğimizi düşünüyoruz. Yazılım her ne kadar zeka alın teri olsa da, küresel ölçekte rekabet edebilmemiz için ciddi finansmana ve finansman araçlarına ulaşmanızda fayda var. O gücü mutlaka arkanıza almanız lazım. Dolayısıyla bu konuda önemli adım attığımızı düşünüyorum.  
Diğer bir konu ise ihracatçı birliğimizin kurulması… O tarafta da bir beklentimiz var. Hepsinden daha önemli ise kamuda yerli yazılım kullanımının arttırılmasıdır. Kamu artık yabancı yazılım yerine yerli yazılım kullanmaya tamamen yönelmeli. Eğer böyle olursa o zaman biz Türk yerli yazılım sanayicileri olarak çok ciddi bir atak yaparız ve bununla beraber ülkemiz de teknoloji anlamında büyük bir atak yapmış olur. Ayrıca teknolojiyi sadece üreten bir ülke konumundan çıkar, teknolojinin sahibi olan ülkeler sınıfında yer almaya başlarız.  Teknolojiyi üreten safhasında olmak önemli bir nokta… Ancak sadece teknolojiyi üretmek yeterli değil, onun sahibi olmamız lazım. Bizim de mutlaka teknolojinin sahibi olan ülkeler konumuna çıkacak stratejiler izlememiz gerekiyor. İşte bunu yaparsak, önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu bölgede bir merkez haline gelmiş oluruz. Bu seviyeye gelmek de, Türkiye’deki istihdamın ve milli gelirin ciddi şekilde artması demek… 

“Teknolojinin sahibi olan ülkeler konumuna çıkacak stratejiler izlememiz gerekiyor” dediniz. Buradaki stratejinizden kastınız nedir?
Öncelikle kamunun artık özel sektörle rekabet etmekten ziyade, yerli özel sektörün ürünlerini kullanmaya yönelmesi ve yazılım üretmekten vazgeçmesi lazım.  Bakın, dünyada hangi şirket ya da özel sektör devletle rekabet edebilir? Böyle bir şey olabilir mi? Tabii ki de böyle bir şeyden bahsetmek mümkün değil, ama biz yazılımcılar sürekli devletle rekabet etmek durumunda kalıyoruz. Çünkü hemen hemen her kamu dairesinde bir bilgi işlem bölümü var ve onlar mühendisler alıp, kendi yazılımlarını kendileri yapmaya çalışıyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değil, bu yaklaşımla biz hiçbir yere varamayız. Halbuki rekabet etmek yerine devlet yerli özel sektörün önünü açacak şekilde regülasyonları, kanunları gerçekleştirirse ve denetimi organize edecek şekilde devlet kendi görevine çekilirse, bununla birlikte özel sektör buraya hizmet edip, burada ürünler geliştirirse hem bu ürünler ithalata boşa para harcamadan kamuda daha uygun fiyatla kullanılır hem de ihracata yönelik yeni çok büyük değerler yaratılır. Ayrıca kendi teknolojimiz olduğu için güvenlik açısından da çok kritik noktayı yakalamış oluruz. Şu anda yabancı yazılımların ne şekilde güvenlik açıklarının olduğu noktasında bir bilgimiz yok. 
Ülke olarak 2015 senesinde 1 milyar 251 milyon dolar yazılım ithalatına para yatırmışız. Yani, 1 milyar 251 milyon dolar paramız yurt dışına gitti. Halbuki o para rahatlıkla içeride kalabilirdi ve burada çok ciddi bir ivme yaratırdı. Çünkü yazılımdaki katma değerin bir sınırı yok… Bir kilo kot pantolonun fiyatı ya da bir kilo gömleğin fiyatı belli ama bir kilo yazılımın pahası yok. Yani 50 bin dolara da olabilir, 150 bin dolara da, hatta 10 milyon dolara da... Böyle bir dünyayı çok iyi değerlendirmek lazım.  Burada bizim öncelikle beklediğimiz şey; devletimizin bizle rekabet etmek yerine bizi kucaklaması ve kamuda yerli ürünlerin kullanımının önünü sonuna kadar açması. Bunu yaptığımız taktirde, bizim özel sektörümüz zaten çok ciddi bir şekilde dünyayla entegre bir biçimde. Amerika’dan tutun da Avrupa’ya, Güneydoğu Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın her yerine yazılım yapabiliyoruz. Aldığımız desteğin daha da fazlasını alırsak, bu bize çok büyük katkı sağlayacaktır. 

Türk yazılım sektörü için şu an hangi pazar ya da pazarlar revaçta? Neden?
YASAD olarak iki hedefimiz var; bunlardan biri Amerika’da Silikon Vadisi ofisimizi açmak bir de Avrupa’da ofisimizi kurmak. Bu ofis büyük ihtimal İngiltere, Hollanda ya da Almanya’da olacak.  Avrupa tarafındaki ofisimiz ticaret, Amerika’daki ofisimiz ise Ar-Ge tarafıyla alakalı olacak. 
Türk yazılım sektörüne baktığımız zaman, şu anda ana 17 ülkeye ihracat yapıyor. Bunun çok daha fazla olmasında hiçbir engelleyici unsur yok. Engelleyici unsurlar az önce bahsettiğim kritik noktalar. O noktalardaki barajları geçtiğimizde biz dünyanın birçok ülkesine ürün ihraç edebiliriz.  Biliyor musunuz Almanya’nın yazılım ithalatı ne kadar? 67 milyar Euro… Neden biz oradan yüzde 10 pay hatta neden yüzde 20 pay almayalım? Ya da Türkiye’den neden milyar dolarlık yazılım şirketleri çıkarmayalım ki? Bugün artık geldiğimiz nokta burası. Amacımız dünyanın tüm ülkelerinde olmak ama spesifik bir bölge söylemek gerekirse, önceliğimiz Avrupa’dan yana. 

Sektörün 2017 ve sonrası gelişimi için ne tür adımların atılması gerekiyor? Türkiye’nin Avrupa’nın yazılım üssü olması için neler yapılmalı?
Bir kere vizyonun çok net konulması lazım. Bu vizyon devlet nezdinde sahiplenilirse, o zaman stratejiyi tamamen ona göre belirlemiş olursunuz. Yani önce vizyon, akabinde strateji ve ona göre de yapılacak işler… Bu manada devletimizden beklediğimiz bu vizyonu sahiplenmesi. Ayrıca yazılım sektörünün tek muhattap alacağı bir Bakanlığa bağlanması gerekiyor. Baktığınız zaman yazılım sektörü teknolojinin her noktasına değindiği için her bakanlıkla çalışıyor. Yalnızca bu işi organize ve koordine eden bir yerin olması şart! Böyle bir pozisyonlama olduğu taktirde o vizyonla birlikte önü açık olan sektörlerin başında geliyoruz, bunu çok net söylüyorum. 
Ülkenin, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğini kurtaracak ve onların önünü açacak yegane sektörlerin başında yazılım sektörü… Eğer belirtmiş olduğum hususları aşabilirsek, çok net söylüyorum Türkiye’nin gelecekteki bacasız sanayisi ve en büyük enerji kaynağı yazılım sektörü olacaktır. 

rize

 

Yukarı