Ana içeriğe atla

http://www.alltrans.com.tr/

HAZIR YEMEK SEKTÖRÜ CAN ÇEKİŞİYOR

17.12.2020 - 17:11

Hazır yemek sektörünün duayen isimlerinden Eski Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı, Keyveni Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik ile sektörün durumunu konuştuk. Yaşanan sıkıntıları her fırsatta dile getirmekten çekinmeyen Çelik, oldukça dertli. Son yıllarda büyüyen sorunlara bir de pandeminin eklendiğini belirten Çelik, “Şu an sektörümüz maalesef can çekişmekte.” diyor. İşte Çelik’in tespitleri:

Sadık Bey, 40 yılı aşkın bir süredir hazır yemek sektörünün içindesiniz. Pandemi döneminin etkisini de düşündüğümüzde şu an sektörün içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hazır yemek sektörü, Türk sanayisini besleyen çok önemli bir sektör. Ancak sektör son yıllarda hak etmediği bir muameleyle karşı karşıya. Sektörümüz pandemiden önce büyük sıkıntılar içerisindeydi. Özellikle son 10 yıldır bu sorunlar giderek büyüyordu. Pandemi ise sektörün üzerine adeta bomba gibi düştü. Şu an sektörümüz maalesef can çekişmekte.

Yaşanan bu sorunların kaynağı nedir?

Bu noktaya gelinmesinde sektörün bileşenlerinin çok büyük suçları var. Bu sorunların kaynağını da çözümünü de hep dışarıda aradık. 2011 yılında Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı seçildiğimde yönetim olarak 62 maddelik bildirge yayınlamıştık. Sektörün kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini, bu özeleştiriyi de çalışanlarıyla, müşterileriyle ve devletiyle yapmak zorunda olduğunu yüksek sesle dile getirmiştik. Bildirgemizde yemeklerde bir standart belirlenip fiyatların da buna göre ayarlanması gerektiğini ifade etmiştik. Çünkü nasıl buğdayda, şekerde, ayçiçeğinde, fındıkta taban fiyatları açıklanıyorsa, çalışanın da temel gıdası olan tabldottun doğru, nitelikli, dürüst üretilebilmesi için belli standartların ve taban fiyatın belirlenmesi bir zorunluluktur. Ama maalesef bu taleplerimiz kabul görmedi. Maalesef bir yıla benim başkanlığımı sığdıramadılar. Doğruları ve gerçekleri haykırıyorum diye başkanlıktan el çektirdiler.

Sadık Bey, bu konu nerede düğümlendi?

Maalesef tarımı yönetenler, ülke sanayisine yön verenler bu durumun pek farkında değiller. Özellikle uluslararası kuruluşlara ait fonlar bu konuda çok etkili. Bir yandan yerlilik ve millilikten bahsediyoruz, diğer yandan maliyenin yemeğinin, askeriyenin yemeğinin, devlet kurum ve kuruluşlarının yemeğinin bu fonlar tarafından işletilmesine göz yumuyoruz. Ülke sanayisinin yüzde 70’i yabancıların eline geçmiş durumda. Yabancı da yabancıyla alışveriş yapıyor. Kim ne derse desin gerçek bu. Sektörde yaşanan bir diğer sorun da merdiven altı üretim. Tarihi geçmiş gıdalar tabldotlara giriyor. Türk tüketicisine adeta kanser yedirmekteler. Niteliksiz, ucuz, hangi koşullarda üretildiği belli olmayan gıdalar sisteme sokarak Türk halkına yediriyorlar. Denetimler ise yetersiz.

Bu sorunları dile getirdiğiniz zaman nasıl bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz?

Biraz önce bahsettiğim gibi o günkü tarım bakanı, o günkü müsteşar, tarım kontrol müdürü yani sektörü yönetenlere karşı mücadele ederek kongrede başkan seçildim. Daha bir senemi dolduramadan, birlikte mücadele ettiğim 15 tane yönetim kurulu üyesi dediler ki “İstifa edeceksin, emir büyük yerden.” Ben de istenmediğim yerde kalmam. İstifa ettim. Hazır yemek sektörüyle ilgi sorunları, sıkıntıları her yerde söyledim, anlattım. Dediğim gibi denetimler yetersiz. Firmalara “Sen binlerce kişiye yemek veriyorsun şunun kaydını getir. Ürünü kimden aldın, kime verdin? Hangi şartlarda bu ihaleler yapıldı? Sen insanlara ne yediyorsun?” denilmiyor. Tam bir körler sağırlar diyaloğu. Acı ve hüzün kaynıyor bizim tabldot kazanlarımızda.

Peki, bu sorunlar karşısında hizmet alanlar ne yapmalı?

Yemeği üretenler ne kadar kusurluysa alanlar da o kadar kusurlu. Bugün 7 liraya etli yemek satılıyor. Şu an kemikli etin kilosu 35-40 lira arasında değişiyor. Bunun yüzde 25’i kemik ve yağ küresi. Bunu çıkardığınızda bir kilo et 50 liraya mal olur. Bir tabak yemeğe 100 gram et koysanız 5 lira eder. Bizim sektörümüzde 1 lira malzeme maliyeti varsa bunun 50 kuruşu işçilik maliyetidir. Sadece bir tabağın maliyeti 7,5 lira.

Emek yoğun bir sektörüz. Yemek ve gıda gerçekten kan ağlıyor, zahmetli ve çilekeş bir iş. Anadolu adeta terk edilmiş. Anadolu köylüsü, Trakya köylüsü artık üretmiyor. Çünkü her şey ithal ediliyor. Bizim ülkemizde üreticiye gerekli destekler verilmiyor. Fransız çiftçisi, Hint çiftçisi, Arjantin çiftçisi Türk çiftçisinin yerine çalışıyor. Çünkü onlar kendi ülkelerinde yakıt desteğini, tohum desteğini ve diğer girdi desteklerini alıyorlar devlet tarafından. Tarım arazileri parçalanmamış, orada büyük araziler var. Biz de ise 10 dönüm arazi maalesef 40 parçaya bölünmüş miras hukukuyla. Verimliğimiz düşük. Tüm bu sebeplerle biz buğdayın kilosunu 2 liraya mal ediyorsak yurtdışındaki çiftçi 1 liraya mal ediyor. Bunun karşısında durabilir misiniz? Bir yandan da GDO’lu gıdalar, hormonlu gıdalar sorunu var. Hem Anadolu tarlası boş yatacak, hem Anadolu’daki çiftçiler üretmeyecekler ve ondan sonra niye böyle oluyor diye soracağız? Maalesef kapıdaki tehlike büyük. Bunlar daha güzel günlerimiz…

GALATA

Yukarı