Ana içeriğe atla

BANNER

TÜRKİYE’NİN AYNASI TÜRKİYE’NİN KENDİSİ

23.12.2019 - 14:14

2019 yılının nasıl geçtiğine ilişkin açıklamalarda bulunan MÜSİAD Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, "Ekonomik risklere Ortadoğu kaynaklı jeopolitik risklerin de eklenmesiyle, küresel anlamda ekonomik aktivitenin yavaşladığını ve büyüme beklentisinin yüzde 3’e kadar gerilediğini görüyoruz." DİYE KONUŞTU.

MÜSİAD’ın kuruluş amacı nedir? Kuruluştaki hedeflerinin ne kadarını gerçekleştirdi?
Çok geniş kadim hedeflerimiz var. Neticede iş adamıyız ama aynı zamanda milli bir misyona da sahibiz. Ağırlıklı olarak değerlerimiz itibariyle inançlarımızla hareket eden bir topluluğuz hatta birliğiz. Buradaki değerlerimize karşı yapılabilecek her türlü karşı atağın karşısında mücadele ediyoruz. Aynı zamanda tüccarız, sanayiciyiz. Yani MÜSİAD Türkiye’nin aynası, Türkiye’nin kendisidir. 
MÜSİAD devamlı kendini tazeleyen, geliştiren, tabana yayılan, aynı zamanda Türkiye’de ve dünya genelinde de etkin bir sivil toplum kuruluşu haline gelmiş durumda. Başlangıçta pilot proje olarak başlamış, ama devamı itibarıyla, bunu bir parkur olarak baz alırsak, parkuru en önde götüren Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu bir sermaye platformudur. Neden artık platform kelimesini kullanıyoruz? Çünkü belirli bir sermaye kesimine ya da bölgeye değil; Türkiye’nin her katmanından iş insanına kapımız açıktır. Biz toparlayıcı ve birleştirici bir güç olarak yolumuza devam ediyoruz. . Geldiğimiz noktayı bu konuda değerlendirirsek, şu anda hedeflediğimiz yerlere doğru emin adımlarla ve planlı bir şekilde yürüyen bir iş dünyası hareketidir diyebilirim. 

eko2019 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz? 2020 hedefleriniz nelerdir?
2019 yılı; küresel büyümede yavaşlamanın sürdüğü, ticaret savaşları gerginliğiyle artış kaydeden belirsizliklerin küresel ticareti olumsuz etkilediği, buna bağlı olarak üretim ve risk iştahında bozulmaların yaşandığı bir yıl olarak geride kalmak üzere. 
Ekonomik risklere Ortadoğu kaynaklı jeopolitik risklerin de eklenmesiyle, küresel anlamda ekonomik aktivitenin yavaşladığını ve büyüme beklentisinin yüzde 3’e kadar gerilediğini görüyoruz. Bu oran 2008 küresel kriz sonrasında gerçekleşen en düşük büyüme rakamı olarak dikkat çekiyor.
Böylesine zorlu bir küresel konjonktürde dengelenme sürecindeki Türkiye ekonomisi ise kendisinden beklenen performansın üzerine çıkmayı başarmıştır.
Merkez Bankası’nın Temmuz ayından bugüne üst üste aldığı indirim kararlarıyla politika faizini yüzde 24 seviyesinden yüzde 14’e kadar çekmesinin, ekonomik aktiviteye gözle görünür bir canlılık getirdiğini görüyoruz. Yılın ilk iki çeyreğinde yaşanan yüzde 2,4 ve yüzde 1,5’lik daralmalarda iç tüketim ve yatırımlarda gözlenen düşüşler oldukça etkili olmuştu. 
Bu bağlamda önümüzdeki süreçte iç talebin yeniden canlanmasının yanı sıra yatırım harcamalarında da pozitife dönüşün gerçekleşeceğini ve ekonomideki toparlanma sürecinin ivme kazanacağını tahmin ediyoruz.
Diğer taraftan; yaşanan kur ataklarının etkisiyle geçtiğimiz yıl yüzde 25 sevisine kadar yükselen enflasyon da 2019 yılı Ekim ayı itibariyle yüzde 8,55 seviyesine geriledi. Yurt içi üretici fiyatlarındaki artış da yüzde 1,7 ile son 10 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti.
Üretici ve tüketici fiyatlarında normalleşme sürerken, ihracatta gözlenen artışla cari işlemler dengesinde gözle görünür bir toparlanma kaydedildi. Yılın ilk 10 ayında, önceki yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 2,1 artarak 148,8 milyar dolara yükselirken, ithalat ise yüzde 13,2 azalarak 172,1 milyara geriledi. Böylece yüzde 55,6 oranında daralan dış ticaret açığının cari açık rakamlarına da olumlu yansıdığını gördük.
12 aylık kümülatif cari denge 5,9 milyar dolar fazla vererek tarihi zirveye çıkarken, reel sektöre yönelik açıklanan son veriler de Türkiye ekonomisinde çarkların dönmeye devam ettiğine işaret etmektedir.
Bu bağlamda yılın başındaki negatif büyüme beklentilerine rağmen bilhassa son iki çeyrekte kaydedilen ivmelenmeyle birlikte, cüzi bir oranla dahi olsa, 2019 yılı geneli için pozitif büyüme sürecine dönüleceğini tahmin ediyoruz.
Nitekim Türkiye, ekonomik açıdan durgun bir yıl geçirse de, siyasi belirsizliklerin sona erdiği ve gerekli yapısal reformların hayata geçirildiği bir ortamda, avantajlı nüfus yapısı ve coğrafi konumu sayesinde, uzun dönemde önemli iş fırsatları sunamaya devam etmektedir. 
2020 yılı ve sonrasında; teknolojik gelişim, dijital dönüşüm ve bunlara yön verebilecek yetenekli insan kaynağına ulaşmak konusunda yatırımların yapılması ve ekonomik reform süreci, Türkiye’nin ekonomi hikâyesinin yeniden yazılmasında belirleyici rol oynayacaktır. 
Önemli yapısal reformların hayata geçirilmesi durumunda; önümüzdeki süreçte Türkiye ekonomisi, YEP kapsamında hedeflenen yıllık ortalama yüzde 5’lik büyüme hızını yakalayacaktır.

arf

Yukarı