Ana içeriğe atla


BANNER

BİR KARAR VERMEMİZ LAZIM

05.06.2020 - 18:25

Dünya Gazetesi yazarı Dr. Hakan Çınar, Türk Lirası’na güvene ilişkin çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Ülke olarak, millet olarak bir karar vermemiz; hep birlikte bu kararın arkasında da durmamız lazım. Biz Türk Lirası’na güvenecek, onun peşinde gidecek ve kuvvetlendirmek için inat edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Özellikle daha fazla dış ticaret açığı verilen ülkelerin tespit edilerek, swap anlaşmalarını yapıyor olmamız da zaten Türk Lirası’nın kullanımını özendirmeyi işaret etmekte iken, güçlü ülke olabilmenin ve dış ticaret açığı yerine fazlası veren bir ülke konumuna gelebilmemizin yolları arasında da bu kararın önemli bir yeri olduğunu belirterek başlayayım söze.

İhracat ve ithalatlarımızın yabancı paralar ile yapıldığı ve gerek ürün, gerekse hizmet ihracı ile dövizin de hayatımızda çok önemli bir yere sahip olduğu muhakkak. Ancak öte taraftan, yurt içi tüm ticaret ve hizmet alışverişinde ülke para birimimizi daha çok kullanmamızın, Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında güçleneceğini, dövizin bir yatırım aracı olarak görülmeden ihtiyaca göre hareket etmesi ve yastık altı yahut bankada mevduatta duran dövizi daha da güçlendirdiğini ve bunun da TL’ye zarar verdiğini kabul etmek gerekir. O halde neden bu konuda bir standart yakalayamadığımızı tartışmamız ve düzeltilebilecek noktaları da su yüzüne çıkartmamız lazım. Ben de bugün onu yapmaya çalışacağım.

Dış ticaret erbabının ürettiği ürün maliyetinin yanı sıra, oluşan pek çok maliyeti olduğunu hepimiz biliriz. Başta taşımacılık gideri anlamına gelen navlun olmak üzere; limanlarda oluşan masraflar, yükleme boşaltma maliyetleri, depolama anlamına gelen ardiye gideri, konteyner taşımacılığında kabın bekleme süresi anlamına gelen demuraj, ithalatta yük teslim belgesi için ödenen bedel, gümrükleme hizmet bedeli ve elbette ödenen pek çok vergi kalemi. Bu maliyetlerin bir kısmı Türk Lirası cinsiden ödenirken, özellikle taşıma ve buna ilişkin maliyetlerin tamamının döviz cinsi üzerinden ödendiğini bilgi olarak verebilirim.

Bu maliyetlerin dünya ülkeleri ile kıyaslandığında rayicin üzerinde olup olmadığı konusunu ilerleyen haftalarda ele alıyor olacağım. Bugün ise, herkesin gözünden kaçan bambaşka bir konuya değinmek istiyorum. İthalatta konteynerin ülke içine girişi ve sonrasında teslimi için geçen süredeki riskin karşılığı olarak taşıma şirketlerinin acenteleri tarafından alınan “depozito ücretleri”.

Basit bir hesap yapalım ve konunun vehametini, döviz rezervimizin ne denli önemli olduğu bu dönemde daha iyi anlamaya çalışalım. Ülkemizde yıllık konteyner hareketinden ithalata düşen payın 6 milyon civarında olduğunu belirteyim evvela. Her konteyner için ithalatçı firma, acenteye ortalama 1.500 ABD Doları depozito ödeyerek, bunu ortalama 2 ila 3 hafta arasında geri alabiliyor. Diğer bir deyişle bu süre içerisinde para faizsiz ve getirisiz olarak taşımacıya emanet ediliyor. Bu şekilde oluşan değerin toplamını bir hesaplayalım birlikte. Ama sıkı durun, rakam çok ürkütücü. Bahse konu tutarın toplamı tamına 9 milyar dolar. Haydi hata yaptık vs. hata payı koyalım düşsün 8 milyar dolarak. Bu miktar, hiç kimsenin kullanamadığı; taşımacı firmaların faiz ödemeksizin alı koydukları bir bedel iken; dış ticaretçi firmalar için ise karşılığında bir gelir elde etmedikleri önemli bir yük. Dövize bu denli ihtiyacımız varken, hiçbir anlam ifade etmeyen böylesine önemli bir kaynağın atıl tutulması; taşımacıların ise faiz geliri ödemedikleri bir kaynağa sahip olmaları önemli bir sorun.

Sorun tamam, hani çözümün var mı veya önerin diye sorulabilir. Elbette var. Depozito mantık olarak kabul edilebilir bir teminat, varlığına itirazım yok. Ancak adı üzerinde bu bir teminat ve nakit yerine pekala bir çek veya senet türü evrak ile çözümlenebilir ve dış ticaretçiye kaynak ayırma mecburiyeti vermeyeceği gibi, bu miktar dolar da piyasada hareket eder hale gelir. Zira dövize dayalı hiçbir boyutu olmayan rakamın, Türk Lirası cinsinden olmasının önünde hiçbir engel de yok. Neden firmalara nakliye şirketinin çalıştığı bankaya göre bir döviz hesabı açtırarak, dövizi atıl durumda ve kullanılamaz hale getirelim, eminim üzerine çok da düşünmeye gerek olmadan atılabilecek bir adım.

Kaynak arayanlar için ben 9 milyar dolar buldum. Kamu otoritelerimizin pek çok kez köşemde belirttiğim hususlara kulak verdiğini düşündüğümde, eminim burada da bir farklılık yaratmış olmanın mutluluğunu hep birlikte yaşıyor olacağız.

arf

Yukarı