Ana içeriğe atla


BANNER

YA İŞSİZ KALIRSAM!

12.06.2020 - 15:57

Ekonominin usta kalemlerinden Dr. Hakan Çınar, Dünya’daki son yazısında çalışanların en çok endişe duyduğu konu olan ‘işsiz kalma korkusu’nu kaleme aldı. İşte o yazı:

Sebebi her ne olursa olsun, yaşanılan tüm krizlerde, çalışanların en çok endişe duyduğu konu, çok doğaldır ki, işsiz kalma korkusudur. Şüphesiz bunu da anlayışla karşılamak gerekiyor. İşsizliği tetikleyen faktörlerin başında hiç şüphesiz ülke ekonomisi geldiğini düşündüğümüzde ekonomide alınan tedbirleri de değerlendirmek kaçınılmaz hal alıyor. O yüzdendir ki bu yazımda sadece işsizliğe değil; son dönemde COVID-19 ile aşılmaya çalışılan ekonomik deformasyonun ortadan kalmasına ilişkin alınan tedbirlere de değinmeye çalışacağım. Faizlerden kredilere; ABD Merkez Bankası’nın (Fed) tutumundan dövizde gelinen noktaya, ihracat rakamlarımızdan ithalatta bizi nelerin beklediğine; kısa kısa da olsa değinmemin yararlı olacağını düşünüyorum. Zira hep birlikte resmi iyi görmeli, iyi okumalıyız.

Konuya giriş anlamında, evvela TÜİK’in açıkladığı mart ayı işsizlik rakamlarını değerlendiren Kültür Üniversitesi öğretim üyelerinden ve benim de sevdiğim ve fikirlerini beğendim dostum, Prof. Dr. Sinan Alçın’ın yorumlarına bir göz atalım. Alçın, özellikle genç işsizliği düşürmek için sektörler arası geçişin öneminin altını çizmiş. TÜİK, mart ayı işsizlik rakamlarının, geçen yılın aynı ayına göre 0,9 puan azalışla yüzde 13,2 olduğunu, Şubat ayına göre işsizlik rakamlarında 0,4 puanlık bir düşüş yaşandığını belirtirken, koronavirüs salgınının Türkiye’de başladığı dönemde çok fazla işten çıkarmalar olduğunu, bu durumun işsizlik oranlarına yansımamasının temel nedeni istihdam oranı azalırken son bir yıl içinde iş gücüne katılım oranında da azalmanın olmasına bağlı olduğunu belirtmiş. Veriye göre geçen yıl mart ayına göre istihdam, 1 milyon 662 bin kişi azalmış. İstihdam, sanayi sektöründe 26 bin kişi artarken, tarımda 538 bin, inşaatta 248 bin ve hizmet sektöründe istihdam edilenlerin sayısı ise 903 bin kişi azalmış. Eğitimde de istihdamda da olmayanların oranının arttığını, bu oranın 2019’un mart ayında yüzde 23,7 iken şimdi yüzde 27,9’a kadar çıktığını da sözlerine ekliyor. Diğer bir deyişle iş gücüne katılmayanlar, ağırlıklı olarak eğitimlerine de devam etmiyor. Özetle, işsizlik oranlarındaki düşüşe aldanmamak gerekir demek konuyu zannederim özetleyecektir. Öte yandan, KÇÖ kısaltması ile dilimize yerleşen Kısa Çalışma Ödeneği’nin ve ücretsiz izin uygulamasının uzatılması piyasalara olumlu yansımalar getirebilir.

Biraz da olan bitene bakalım derim. Fed Başkanı Jerome Powell, "finansal istikrarı korumak, ekonomide güçlü toparlanma için yapabileceğimiz her şeyi yapmaya, tüm araçları kullanmaya kararlıyız" derken, politika faizini yüzde 0-0,25 aralığında sabit tutmayı sürdürüyor. Hatta üç yıl boyunca faizlerin sıfıra yakın süreceği de yine beklentiler arasında. Öte taraftan ABD’de işsizlikte rekor üzerine rekor kırmaya devam ediyor.

Ülkemizde de durum çok farklı değil. Şu anda gündemimizde en çok piyasadaki tüketimi arttırma amaçlı kullandırılan kredileri görüyoruz ve etkisini hep birlikte görmek için de sabırsızlanıyoruz. Ticari kredilerin nisan ayında 2 trilyon 586 milyar liraya, bireysel kredilerin ise 664 milyar liraya ulaşmış olması da zaten bunun göstergesi. Nakdi krediler nisanda bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 20 artarak 3 trilyon 250 milyar liraya çıkarken, kredi stoğundaki büyüme hızı artmaya devam ediyor.

İlave Gümrük Vergileri’nin dış ticaret açığına yansımalarını yakın zamanda gözlemleyeceğiz elbet; ancak iç ticarette enflasyona da etki edeceğini de gözlemleyeceğiz. Diğer taraftan dövizdeki artışın devam etmemesi, faizlerin düşük seyretmeyi sürdürmesi; tümüyle iç ticareti hareketlendirme konusunda önemli gelişmeler.

Bugün dünya tüm bunların yanında ve ötesinde; resesyona uyandı. Yani büyümenin yerini küçülmeye bırakmasına. Ben resesyon senaryolarını tartışmak ve bu konuda net bir şeyler söylemek için henüz erken diyenlerdenim. Soğukkanlılık ile yaşantımızı sürdürmemiz ve özellikle ihracata ilişkin hedeflerimizden asla vazgeçmememiz de bundan sonraki süreç için önem arz edecek. İşsizlik ile ilgili kabus görmemek için, üretimi de, tüketimi de, ihracatı da ve hatta ithalatı da çok da tempoyu düşürmeden sürdürmeyi başardığımız an, sürdürülebilir bir ekonomik modele de sahip olmuş olacağız.

arf

Yukarı