Türkiye ekonomisinin 2024-2028 dönemine yön verecek Orta Vadeli Program (OVP), enflasyonla mücadeleyi temel öncelik olarak ortaya koyuyor. Program, yalnızca ekonomik göstergelere değil, yapısal dönüşümlere de odaklanarak Yeşil ekonomiden, dijitalleşmeye, esnek çalışma modellerinden sürdürülebilir tarıma kadar birçok alanda yeni düzenlemeler hayata geçeceğinin sinyalleri veriliyor. İş dünyası ise oldukça umutlu.
ENFLASYON YUKARI, BÜYÜME AŞAĞI
Program, ekonomide dengeyi yeniden kurmaya çalışıyor. Hedef: yüksek enflasyona rağmen büyümeyi sürdürülebilir kılmak, cari açığı azaltmak ve gelir artışını devam ettirmek. Ama bu kez rakamlarda ciddi revizyonlar var. Programda ayrıca; milli gelirde ve kişi başına gelirde kademeli artış hedefleniyor. İşsizlik oranının dönem boyunca aşağı yönlü bir trend izlemesi bekleniyor. Dış ticarette ise tablo şöyle: ihracat artmaya devam edecek, ithalat kontrollü yükselecek, cari açık azalacak. Kısacası OVP, enflasyonla mücadeleyi bir kenara bırakmadan, büyümeyi de tamamen feda etmeyen “denge” arayışına odaklanıyor. Buna göre 2025 enflasyon hedefi yüzde 17,5’ten yüzde 28,5’e yükseltildi. 2026 için hedef yüzde 9,7’den yüzde 16’ya çıkarıldı. 2027 için öngörü yüzde 9, 2028 için ise yüzde 8 olarak belirlendi. Büyüme tahminlerinde ise aşağı yönlü bir güncelleme yapıldı. 2025 için yüzde 4 olarak öngörülen büyüme 3,3’e, 2026 için yüzde 4,5’ten 3,8’e, 2027 için yüzde 5’ten 4,3’e çekildi. 2028 yılı için büyüme hedefi yüzde 5 oldu. Milli gelir ve kişi başına gelirde kademeli artış öngörülürken, işsizlik oranının da dönem boyunca düşüş trendine girmesi hedefleniyor. Programda ayrıca cari açığın azalacağı, ihracatın artmaya devam edeceği ve ithalatın kontrollü biçimde yükseleceği belirtiliyor.
HAFTADA 4 GÜN ÇALIŞMA 3 GÜN TATİL SİNYALİ
Program, Türkiye’de çalışma hayatı ve istihdam politikalarında önemli değişimlerin kapısını aralıyor. İş–yaşam dengesini güçlendirmek ve çalışan verimliliğini artırmak amacıyla haftada dört gün çalışma modelinin pilot olarak uygulanacağı belirtildi. 2026’da başlaması öngörülen sistem başarılı olursa kamu ve özel sektörde de yaygınlaştırılacak.
ATIL İŞ GÜCÜ ALARM VERİYOR
Türkiye’de resmî işsizlik oranı Temmuz itibarıyla %8,0 olarak açıklandı. Ancak “atıl işgücü” (yani iş aramayan ya da kapasitesinin altında çalışıp çalışmayı artırmak isteyen işgücü gibi geniş tanımlı işsizlik) oldukça yüksek; Temmuz’da %29,6’ya inmiş görünüyor. Programda, atıl işgücünün kalıcı şekilde azaltılması için çeşitli önlemler öngörülüyor. Çalışma çağındaki bireylere işgücüne katılım öncesi hazırlık programları sunulacak, mesleki beceri ve aidiyet hissini artıran meslek kazandırma faaliyetleri yapılması hedefler arasında.
YEŞİL DÖNÜŞÜM OVP İLE HIZLANIYOR
Programda, İklim Kanunu’nun ikincil mevzuatının tamamlanmasıyla birlikte Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi devreye alınacak. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi’ ne uyum sağlanarak, sektörlerin bu düzenlemelerden etkilenmesine karşı düşük karbonlu yol haritaları hazırlanacak. Yeşil Sanayi Projesi ile sanayide enerji verimliliği ve iklim dostu teknolojiler desteklenecek; eko-tasarım, sürdürülebilir ürün üretimi ve karbon ayak izi ölçümleri yaygınlaştırılacak. Döngüsel ekonomi yaklaşımı doğrultusunda geri kazanım oranlarının artırılması, sıfır atık uygulamalarının genişletilmesi ve depozito sistemlerinin hayata geçirilmesi planlanıyor. Plastik kullanımına yönelik ulusal politikalar gözden geçirilerek yeni düzenlemeler yapılacak. Enerji alanında yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi artırılacak, yeşil binalar için sertifikasyon sistemi yaygınlaştırılacak ve atık ısının kullanımı için gerekli mevzuat düzenlemeleri tamamlanacak. Ulaşımda ise Net Sıfır Emisyon Stratejisi devreye girecek, akıllı ulaşım sistemleri için teknoloji yol haritaları oluşturulacak ve elektrikli araçlara yönelik şarj altyapısı güçlendirilecek. Turizmde yeşil dönüşüm hızlandırılarak sertifikasyon ve belgelendirme çalışmaları yaygınlaştırılacak. Yerel yönetimler için iklim eylem planları hazırlanacak, çevresel altyapı ve yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelik yeni finansman modelleri uygulanacak. OVP ile Türkiye’de yeşil dönüşüm; sanayiden ulaşıma, enerjiden turizme kadar geniş bir alanda hayat bulacak. Hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik hedefi, yerel yönetimlerden özel sektöre kadar tüm aktörlerin gündemine taşınacak.
İŞ DÜNYASI OVP’DEN UMUTLU
OVP’ye yönelik iş dünyası temsilcileri değerlendirmelerde bulundu. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, OVP’de ortaya konulan sanayide yüksek katma değer ve teknoloji odaklı dönüşüm hedeflerini isabetli bulduklarını belirtti. Avdagiç, “Düşük enflasyon mu, yüksek büyüme mi ikileminden, üretimi verimlilik ve süreklilik esaslı artırarak çıkacağız. Bu anlamda OVP’de ortaya konulan sanayide yüksek katma değer ve teknoloji odaklı dönüşüm hedeflerini isabetli buluyoruz. Bunun yanında mevcut, geleneksel sanayi kollarımızın korunmasını ve kollanmasını da elzem görüyoruz. Bütün bunlar için de ilk adım, kredi ortamının iyileştirilmesi olmalıdır. Her fırsatta dile getirdiğimiz üzere selektif bazda kredi büyüme limitlerinin artırılması artık daha çok önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan ise şunları söyledi; “Özellikle teknolojide dışa bağımlılığı azaltacak ve uluslararası rekabetçiliği artıracak şekilde AR-GE temelli yatırımların güçlendirilmesi, yeşil dönüşüm sürecinin düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi gibi uygulamalarla hızlandırılacak olması, KOBİ’ler başta olmak üzere firmaların dijital dönüşümüne yönelik kabiliyet ve kapasitelerinin desteklenmesi hususları başta olmak üzere, programın çok daha reformist bir bakış açısına sahip olmasını üretim hayatımız açısından önemli ve kıymetli buluyoruz.”
Raporu değerlendiren YASED Başkanı Tolga Demirözü, “Büyüme hedeflerinin aşağı yönlü revize edilmesini, fiyat istikrarının önceliklendirildiğini ve enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesine yönelik kararlılığın sürdüğünün bir göstergesi olarak görüyoruz.” dedi. Makroekonomik göstergelerde iyileşmeler gözlemlediklerini vurgulayan Demirözü, “Bu dönemde CDS primleri geriledi, uzun bir aradan sonra kredi notlarımız yükseldi, cari açıkta kaydedilen iyileşme ile dış finansman dengemiz güçlendi. Uluslararası rezervlerin yeniden yüksek düzeylere ulaşmasıyla da Türk lirası (TL) üzerindeki baskılar azaldı ve TL’ye olan güven arttı. Merkez Bankası’nın para politikasındaki görece sıkı duruşu sayesinde enflasyonla mücadelede kazanımlar sağlamaya başladık.” diye konuştu.


