Ana içeriğe atla

rize

AHL

 

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK VAKIF ÜNİVERSİTESİ

13.06.2017 - 11:24

Son 10 yılın trendlerine baktığımızda karşımıza ‘özel üniversite’ kavramı çıkıyor. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra artış trendine giren özel üniversiteler, kuşkusuz eğitim sektörüne rekabeti ve kaliteyi getirdi. Geldiğimiz noktada özel üniversitelerin sayıları hızla artmaya devam ediyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “3 bin 500’ü yabancı öğrenci olmak üzere toplam 39 bin öğrencisi ve 2 bin akademik ve idari personel kadrosu ile Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitesi konumundayız” diyor.

“HAYALİMDE ÜNİVERSİTE KURMAK VARDI”
Eğitim alanına yönelik yatırımlarınız ilköğretimden liseye, meslek yüksekokulundan yükseköğrenime uzanıyor. Eğitime olan bu ilginizin hikayesini özetler misiniz?

Eğitimci olarak doğdum ve 36 yıldır da eğitimciyim. Hayalimde -her eğitimcinin olduğu gibi- üniversite kurmak vardı. 1995 yılında Anadolu Kültür ve Eğitim Vakfı’nı kurarken ortak paydamız eğitim ihtiyaçlarıydı. 1995’te başlayan özel eğitim yolculuğuna önce dershanelerle başladım. Daha sonra yayıncılığa girdim. Ardından 2003 yılında Türkiye’nin ilk vakıf meslek yüksekokulu olma özelliğini taşıyan Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurduk. 2007 yılında da İstanbul Aydın Üniversitesi çatısı altında yükseköğretim kurumlarımızı birleştirdik. Bugün 3 bin 500’ü yabancı öğrenci olmak üzere toplam 39 bin öğrencisi ve 2 bin akademik ve idari personel kadrosu ile Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitesi olan İstanbul Aydın Üniversitesi ile devam ediyoruz.

“EĞİTİMDE ULUSLARARASILAŞMAKTAN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
Dünya eğitim pazarındaki dinamikler dikkate alındığında eğitim alanında nasıl bir yaklaşım, büyümeyi sürdürülebilir kılar? Büyümenin sürdürülebilirliği, bundan sonraki süreçte hangi adımların atılmasına bağlı?

Öncelikle şunun altını çizmekte fayda var. Dünya artık global bir köy. Eğitim alanında uluslararasılaşmaktan başka çaremiz yok. Kendi kültürünü, kendi kimliğini koruyan, ama aynı zamanda evrensel ilkeleri dikkate alan, küresel dünyaya entegre olan dünya insanı yetiştirmek durumundayız. 
Öğrencilerimizi dünya insanı olarak yetiştirmek için onları bilgi, teknoloji, gelişim, sağlık, fen gibi her alanda donatmalıyız. Dünyayı daha iyi anlayabilmemiz için öğrenci ve akademik hareketlilik çok çok önemli. Ancak bu şekilde dünyayla entegre olmuş kampüsler oluşturabilir, dünya ile rekabet edebilecek kurumlar yaratabilir ve dünyada söz sahibi olabiliriz. İstanbul Aydın Üniversitesi’nin eğitim sektörüne getirdiği rekabetçi anlayış, ülkemize yabancı öğrencilerin gelmesini sağlayacağı gibi; ülkemiz için Ar-Ge, inovasyon, teknoloji ve nitelikli insan gücü ihracatını da artıracak. Türkiye’nin artık ‘beyin göçü’ değil, ‘beyin ihracatı’ gerçekleştirmesi gerekiyor, bunun için de donanımlı bir eğitim öğretim sürecini çok önemsiyoruz. Bilhassa uygulama odaklı bir eğitim modelinin piyasanın da, endüstrilerin de beklentisini karşılayacağını düşünüyorum. 

ULUSLARARASI KRİTERLERDE EĞİTİM HİZMETİ
Gerek Bil Okulları, gerekse İstanbul Aydın Üniversitesi, son yıllarda çok ciddi bir büyüme ivmesi yakaladı. Başarınızın sırlarını açıklar mısınız?
Nitelikli insan gücünün ülkelerin geleceğini şekillendirmede çok önemli bir payı var. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak, bugün 100’den fazla ülkede 500’e yakın üniversiteyle işbirliği olan, en çok tercih edilen vakıf üniversitesi konumundayız. Türkiye’nin en geniş şehir kampüsü ve en kapsamlı teknolojik altyapıya sahip vakıf üniversiteyiz. 250 bin metrekarelik kapalı alanda 16 fakülte ve yüksekokul, 3 enstitü, 28 araştırma merkezi ve 2 düşünce kuruluşu ile uluslararası kriterlerde eğitim hizmeti veriyoruz. Üniversite olarak bilgiyi üretime dönüştürecek bir altyapımız var. Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’ndan bu yana, uygulamalı eğitim modeline önem veren bir anlayışa sahip olduğumuz için sanayi ile yoğunluklu bir işbirliği içindeyiz. 
Yurtdışında üniversitelerle bilgi alışverişinde bulunarak eğitim, Ar-Ge, teknoloji transferi, öğrenci-akademisyen değişim programı gibi farklı çerçevelerde işbirliği anlaşmalarına imza atıyoruz. 
İstanbul Aydın Üniversitesi’nin kuruluşuna ve bu noktaya gelmesinin arkasında uzun bir eğitim geçmişi olduğunu söyleyebiliriz. Kurulduğumuzdan bu yana yaptığımız işi doğru, dürüst ve en kaliteli şekilde yapıp daha mükemmel ve evrensel boyutta eğitim vermek hep önceliğimiz oldu. Dolayısıyla bu yaklaşım başarıyı da beraberinde getiriyor.  

Bugünün eğitim trendlerine baktığımızda, nicelik kadar niteliğin de eğitim alanında aranan bir özellik olmaya başladığını görüyoruz. Sizlerin eğitim altyapısına ilişkin ortaya koyduğunuz değerler içinde nitelik ve niceliğe yönelik nasıl bir planlama var?
Teknolojinin öne çıktığı günümüz eğitim sektöründe; niceliksel bir boyutun yerine niteliğe odaklanan bir eğitim anlayışı, bizi dünyada da önemli bir konuma getirecektir. Bundan hareketle önümüzdeki 20 yıl için kendimize bir projeksiyon çizdik. Eğitim kalitesiyle, yayınlarıyla, akademik çalışmalarıyla, teknik altyapısıyla, ilk beşin içerisinde yer alacağız. 2023 yılında yani Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında dünyanın ilk 500’ü içerisine gireceğiz. Biz kendimize böyle bir hedef çizdik. Dolayısıyla bu hedefi destekleyecek en önemli yaklaşımın akademik, bilimsel ve nitelikli bir eğitim olduğuna inanıyorum.  

Son birkaç yıldır İstanbul Aydın Üniversitesi’nin tıp ve teknoloji alanında yatırımlar yaptığını görüyoruz. Sağlık alanına yönelik bu yatırımların arkasında hangi fikirler var?
Tıp bilimi, baş döndürücü hızla kaydettiği gelişmelere bağlı olarak günümüzde gerek ileri araştırmalar gerek klinik çalışmalar açısından en çok ilgi duyulan ve akademik heyecan yaratan bir bilim dalı. Ülkemizin en iyi akademisyenlerini bünyesine katan ve yaptığı teknolojik yatırımlarla, vakıf üniversiteleri arasında Türkiye’nin en iyisi olmayı başaran İstanbul Aydın Üniversitesi olarak tıp alanında yaptığımız yatırımlar, bizlerin uzun vadeli hedefleri açısından büyük önem arzediyor. Gerek sağlık meslek yüksekokulunu, gerek diş hekimliği fakültemizi, gerek geçtiğimiz yıl 285 milyon liralık yatırımla açılışını yaptığımız Tıp Fakültemizi, gerekse yakın bir zamanda açılışını gerçekleştireceğimiz tıp fakültesi hastanemizi; teknolojik sağlık altyapısıyla donatılmış ameliyathaneler, yoğun bakım üniteleri, poliklinik birimleri ve laboratuvar kompleksleri ile modern tıbbın imkanlarını sunacağımız bir sağlık kompleksi olarak konumlandırıyoruz. 
Sağlık alanında yaptığımız bu yatırımlar Türkiye’nin sağlık alanında yakaladığımız seviyenin de en iyi göstergesidir. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak çağdaş tıp alanında en ileri teknoloji ile donatılmış laboratuvar ve hastane ortamlarımızda; tıp biliminin en iyi şekilde öğretilmesine odaklanan bir düşünce yapısına sahibiz. Bu şekilde üniversitemiz bünyesinde yetiştirdiğimiz hekim ve bilim insanlarımıza uygulama alanı sunmayı hedeflediğimiz gibi, halkımıza da modern tıbbın imkanlarıyla sağlık hizmeti sunmayı planlıyoruz. 

183 tane üniversitenin olduğu bir yükseköğretim alanı var  Türkiye’de… Burada hangi değerler üzerinde ilerlemek sizlerin bahsettiği uluslararasılaşma hedeflerinize, rekabetçi yapıya doğru gelişimi getirir? İstanbul Aydın Üniversitesi’nin bu bağlamda önüne koyduğu hedefler neler?
183 üniversitede 6 milyon öğrencinin yükseköğrenim gördüğü Türkiye’de, eğitim, ülkenin sıçrama yapmasına aracılık yapabilecek en önemli alan. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak yaptığımız her bir çalışmayı yurtiçinde ve yurtdışında tanıtıyoruz. İşbirlikleri geliştiriyoruz. 2016 yılında katıldığımız eğitim odaklı fuar, kongre, konferans, zirve gibi birçok etkinlikte hem üniversitemizi hem de ülkemizi temsilen çok önemli temaslarda bulunduk. Yurtdışında kendi ülkelerinde önemli çalışmalara imza atan üniversitelerle, öğrenci ve akademik personel değişiminin yanı sıra, teknoloji transferi, ortak proje ve araştırmalar yürütme gibi birçok konuda işbirliğine imza attık. Tabi bütün bunların geldiğimiz nokta itibariyle yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Türkiye’de ilk 5, dünyada ise ilk 100 üniversite arasına girme hedefimiz var. 

Bugün 16 fakülte ve meslek yüksekokul, binlerce çalışan ve 30 bini aşkın öğrencisi olan Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitesinin arkasındaki isimsiniz… Geleceğe ilişkin nasıl bir perspektifiniz var, neler hedefliyorsunuz?
Türkiye’nin en önemli sermayesi olan genç ve dinamik insan gücünü besleyecek bir eğitim iklimi oluşturarak, ekonominin ihtiyaç duyduğu bilgi tabanlı insan gücünü yetiştirerek uluslararası anlamda rekabet etmek bizim en büyük gayemiz. Bugün yaklaşık 180 milyar doları bulan 4,5 milyonluk uluslararası öğrenci hareketlilik pazarının, 2020 yılında 7 milyon öğrenci ve 280 milyar dolarlık bir rakamı bulacağını göz önünde bulundurursak; bu pazardan daha fazla pay almanın yollarını bulmamız ve çalışmalarımızı bu doğrultuda gerçekleştirmemiz büyük önem taşıyor. Bu ülkenin bilgiyi ürüne dönüştürecek kuvvetli zihinlere hızla ihtiyacı var. Bu ihtiyaca cevap vermek bu topraklar üzerinde yaşayan her bireyin borcudur.
Üniversite-sanayi ve üniversite-kamu kurumları işbirliğine kurulduğumuz günden bu yana inanan ve bu alanda çalışmalar yürüten bir üniversiteyiz. Önümüzdeki yıllarda da yurt içi ve yurt dışı kurum ve kuruluşlarla daha fazla işbirlikleri geliştirerek, ülkemizin marka değerini artırma, teknoloji transferiyle ülkemizin 2023 hedeflerine paralel bir eğitim yapısı ortaya koyma hedefimiz var. Bunun için de hep beraber hiç durmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz.

rize

 

Yukarı