Ana içeriğe atla

aaa

MUTFAKTA GEÇİRDİĞİM HER SAATTEN BÜYÜK KEYİF ALIYORUM

10.04.2019 - 14:18

TÜRKİYE’NİN İLK GASTRONOMİ KEŞİF PLATFORMU GASTRONOMETRO’NUN YÖNETİCİ EĞİTMEN 
ŞEFİ VEDAT DEMİR: “SAMİMİYETLE SÖYLEYEBİLİRİM Kİ MUTFAKTA GEÇİRDİĞİM HER SAATTEN BÜYÜK KEYİF ALIYORUM VE KENDİMİ ŞANSLI HİSSEDİYORUM.”

Gastronometro, Türkiye’nin ilk gastronomi keşif platformu. Şeflerden öğrencilere, tedarikçilerden satın almacılara, restoran ve otel işletmecilerinden lezzet tutkunlarına, gastronomi yazarlarından araştırmacılara sektörün tüm tarafları için bir buluşma noktası. İstanbul Güneşli’de bin 700 metrekarelik bir alana kurulan Gastronometro, Türkiye’de gastronominin gelişimine katkı sağlamayı ve gastronomi dünyasına yepyeni bir ritim sunmayı amaçlıyor. Gastronometro’da ‘Yönetici Eğitmen Şef’ olarak görev yapan Vedat Demir, sorularımızı cevapladı.

AİLEMDE NEREDEYSE HERKES AŞÇI
Aşçı olmaya nasıl karar verdiniz? 

Ailemde babam ve ağabeyim haricinde neredeyse herkes aşçı. Amcam, dayım, teyzem, kuzenim… Çocukken bayramlarda kendi ellerimle un helvası hazırlardım. Aile büyüklerim destekledikçe içinde doğup büyüdüğüm meslek olan aşçılığa ilgim her geçen gün daha da arttı. Hiç kimse bu işin eğitimini alırsam daha kolay yükseleceğimi söylemese de mutfak eğitimi almaya karar verdim ve o yıllarda çok popüler olan Bolu Turizm Otelcilik Meslek Lisesi’nde okumaya başladım. Stajımı da Alanya’da bir tatil köyünün pastanesinde yaptım. 

Daha sonra Selçuk Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği’nden mezun oldunuz. Alaylı ile okullu arasındaki farklar neler? 
Evet, liseden sonra mutfak eğitimime Selçuk Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü’nde devam ettim. Aşçılık hem aşkla yapılması gereken hem de çalıştıkça bambaşka yönlerinizi keşfetmenizi sağlayan bir meslek olduğu için ‘alaylı’ ve ‘okullu’ gibi keskin bir ayrım yapılmasından yana değilim. Evet, ben lisede de üniversitede de mutfak eğitimi aldım ama henüz çocuk yaştayken mesleğime olan ilgimi ve ailemdeki ‘alaylı’ aşçıların kariyerimdeki etkisini asla yadsıyamam. Tabii ki işin okuluna gidip bambaşka bakış açıları ve teknikler öğrenip akademik bir altyapı oluşturmayı aşçı olmak isteyen herkes hedeflemeli. Kişisel yetenekler, mesleki ilgi ve tecrübe, iyi bir eğitimle birleşince ortaya çok daha güzel bir sonuç çıkacağına inanıyorum.

HEM ŞEF HEM DE AKADEMİSYEN KİMLİĞİMLE ÇALIŞIYORUM
Kariyerinizde nerelerde çalıştınız? Ne gibi tecrübeler elde ettiniz?

Sırasıyla Mövenpick Hotel İstanbul, The Marmara Şişli ve The Marmara Taksim otellerinde çalıştım. Ardından Conrad Hotel Bosphorus’ta çalışmaya başladım. Şimdi Gastronometro’da Yönetici Eğitmen Şefi olarak görev yapıyorum. Çalıştığım her yer işimi geliştirmeme katkı sağlamanın yanı sıra bana bambaşka güzellikler getirdi. Samimiyetle söyleyebilirim ki mutfakta geçirdiğim her saatten büyük keyif alıyorum ve kendimi şanslı hissediyorum.

Aynı zamanda akademisyen yönünüz var. Okan Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi’nde dersler verdiniz. Bu yönünüzden de bahsedebilir misiniz? 
Conrad Hotel Bosphorus’ta çalışmaya devam ederken, Okan Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi’nde dersler verdim. Öğrencilerle bir araya gelmeyi, onlarla tecrübelerimi paylaşmayı, onlarla birlikte öğrenerek üretmeyi çok seviyorum. Şimdi ise hem şef hem de akademisyen kimliğimle çalışıyorum Gastronometro’da. Burası da hem profesyonellere hem de gastronomi öğrencilerine eğitimler verdiğimiz, yurtdışındaki şeflerle sürekli buluştuğumuz bir okul. Türkiye’nin ilk gastronomi keşif platformu.

AŞÇILIĞA BAKIŞ AÇISI HIZLA DEĞİŞİYOR
Ders verirken gördüğünüz kadarıyla gençlerin aşçılık mesleğine bakış açıları nasıl? 

Geçmişte aşçılığa bakış açısı daha farklıydı. Aileler, okumadığını düşündükleri çocuklarını bir aşçının yanına çırak olarak vermek isterdi. Artık hem aileler hem de çocuklar çok daha bilinçli. Okuyamadıkları için değil, gerçekten okumak, bu mesleği en ince detaylarına kadar öğrenmek için eğitim alıyorlar. Eskiden aşçılık diye bakılırdı. Şimdi gastronomi var hayatımızda ve gastronomi demek aynı zamanda bilim, sanat, tasarım, konsept ve ürün demek. Bu da hiç kuşkusuz, gelecekte Türk mutfak kültürümüzün korunması, yaşatılması ve geliştirilmesi adına çok önemli bir fırsat. Gençlerin yaratıcılıkları, öğrenme istekleri bizlere de ilham veriyor. Gastronometro’da gençlerle bir araya gelmekten, gastronominin geleceğine yatırım yapmak için yürüttüğümüz çalışmalardan büyük keyif duyuyorum. Burada Çıraklık Okulu projesiyle pek çok genç şefle çalışıyor ve onların iyi yerlere geldiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı ve TUROB işbirliği ile hayata geçirdiğimiz “Sektör Yetenek Avında” liseler arası aşçılık yarışmasında genç şeflerin gözlerinde gördüğümüz heyecan bizim için de motivasyon kaynağı. 

GASTRONOMETRO’DA OLMAKTAN ÇOK MUTLUYUM
Gastronometro serüveniniz nasıl başladı?

Gastronometro Direktörü Maximilian Thomae ile Mövenpick Hotel İstanbul’da birlikte çalışmıştık, tanışıklığımız eskiye dayanıyor. 2015’te Metro Türkiye, ülkemizin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro’yu kurduktan sonra, ben de bu ekibe katıldım. Gastronometro’da bir otel, restoran şefinden ya da bir öğretim görevlisinden farklı olarak hepsini bir arada yapma imkanı sunuluyor. Burada eğitim de veriyorsunuz, kokteyl de yapıyorsunuz, ürün de geliştiriyorsunuz. Bunun yanında sektörle devamlı yakın temas halindesiniz, çok yeni ekipmanlar ve teknikler öğreniyorsunuz. Ayrıca yurt dışıyla sıkı bağlantıdasınız ve çok aktifsiniz. Kısacası Türkiye’de bir şef olarak ne hayal ediyorsanız, onu fazlasıyla yapabiliyorsunuz. Metro’nun Türk mutfak kültürü odağında yürüttüğü ilham veren çalışmaların içinde yer almak, sektöre katkıda bulunmak da motivasyonumu artırıyor. Gastronometro’da çok keyifli bir atmosfer var. Her gün farklı bir şef, ürün, ekipman ve teknikle tanışıyoruz. Burada yerel ve coğrafi işaretli ürünlere ulaşabiliyor ve bunları diğer şeflere aktarma şansı buluyoruz. Gastronometro ile yoluma devam ettiğim için çok mutluyum. 

BOCUSE d’OR YARIŞMASI’NDA TÜRKİYE’Yİ TEMSİL EDEN ŞEFE KOÇLUK YAPTIM
Kariyerinizde unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
Geçen yıl, Metro Türkiye’nin Bocuse d’Or yarışmasına ana sponsor olmasının ardından, Türkiye’yi temsilen yarışan şef Mutlu Şevket Yılmaz’a koçluk etmek, kariyerimde unutamayacağım anıların başında geliyor. Kendisiyle yarışma mutfağının bire bir ölçü ve standartlarında Gastronometro’da hazırlanan özel mutfakta aylarca çalıştık ama oraya gitmek, orada olmak bambaşka. Şeflerin şampiyonlar ligi gibi düşünebilirsiniz. Orada dünyanın en iyi şefleriyle berabersiniz, onlarla yarışıyor ve ülkenizi temsil ediyorsunuz. Mesleğiniz, kişiliğiniz, her şey ülkeniz için. Heyecan, gurur ve mutluluk... Hepsi bir aradaydı.

arf

Yukarı