Hizmetix Blog Enerji “JEOTERMAL, TÜRKİYE’NİN ENERJİ SİSTEMİNİN SİGORTASIDIR”
Enerji Son Dakika

“JEOTERMAL, TÜRKİYE’NİN ENERJİ SİSTEMİNİN SİGORTASIDIR”

BARS

JESDER YK Başkanı Ufuk Şentürk’ün kaleminden…

Biz sektör yatırımcıları; jeotermali, Türkiye’nin yenilenebilir enerji dönüşümünde sistemin ayakta kalmasını sağlayan, yerli ve sürekli üretim kabiliyetiyle enerji arz güvenliğine doğrudan katkı sunan stratejik bir kaynak olarak görüyoruz. Güneş ve rüzgâr yatırımlarının hızla arttığı bir dönemde, bu kaynakların doğası gereği yarattığı elektriksel dalgalanmayı dengeleyecek, mevsim ve saat fark etmeksizin üretim yapabilen jeotermalin rolü her geçen gün daha da önem kazanıyor. Bu yönüyle jeotermal, yalnızca bir yenilenebilir enerji türü değil, Türkiye’nin enerji sisteminin sigortası niteliğindedir. Önümüzdeki döneme baktığımızda jeotermalde büyümenin yalnızca yeni santral kurulumlarıyla değil, mevcut sahaların daha verimli kullanılmasıyla da mümkün olduğunu görüyoruz. Bugün işletmede olan santrallerde yapılacak teknolojik iyileştirmeler, ünite optimizasyonları ve daha etkin kaynak yönetimiyle ilave kapasite yaratılabilir. Bunun yanında hibrit santral uygulamaları ile yatırım maliyetlerinin azaltılması, depolama entegrasyonu, elektrik dışı kullanım alanları ve yeni nesil teknolojiler jeotermali çok boyutlu bir enerji ve sanayi kaynağı haline getirmektedir.

Jeotermal yatırımların önündeki en temel meselelerin başında sondaj maliyetleri ve kaynak geliştirme riskleri gelmektedir. Sondaj pahalıdır, risklidir ve sonucu baştan garanti değildir. Bu nedenle yatırımcı, diğer yenilenebilir kaynaklara kıyasla çok daha yüksek bir başlangıç ve kaynak riski üstlenir. Eğer bu risk doğru şekilde paylaşılmazsa, sektörün yeni yatırımlar üretmesi beklenemez. Bu nedenle sektörde yeni yatırımların önünü açmak için klasik teşvik anlayışının ötesine geçilmesi gerekir.

Asıl ihtiyaç duyulan, sondaj riskinin yatırımcı ile kamu arasında dengeli biçimde paylaşıldığı, erken aşama kaynak doğrulamasını destekleyen ve finansal belirsizliği azaltan mekanizmalardır. Bizim bu noktada temel yaklaşımımız teşvikle birlikte risk yönetimi olmalı. Sondaj aşamasındaki vergisel ve maliyet yüklerinin hafifletilmesi, yatırımın fizibilitesini doğrudan etkileyen unsurlardan biridir. Bununla birlikte uzun vadeli, öngörülebilir ve bankalar tarafından kabul edilebilir gelir yapıları sağlanmadığı sürece jeotermal yatırımların finansman bulması da zorlaşmaktadır. İzin süreçleri ve şebeke bağlantıları gibi idari konular da yatırım kararlarında belirleyici hale gelmiş durumdadır. Bu alanlarda yaşanan gecikmeler, en güçlü projeleri dahi sürdürülemez hale getirebilmektedir. Tüm teknik ve mali ihtiyaç konularının yanında jeotermal enerjinin sosyolojik ve toplumsal boyutu da bizlerin önem verdiği konulardan. Bu boyut bir bakıma jeotermal kaynağın sürdürülebilirliği ile de doğrudan ilişkili. Şöyle ki; Projelerde çevresel etkiler, su ve akışkan yönetimi, re enjeksiyon disiplini ve saha rehabilitasyonu doğru yönetilmezse, projenin sadece çevresel değil, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirliği de tehlikeye girer. Yatırımcı açısından bakıldığında, çevreyle uyumlu olmayan bir proje; toplumsal kabul sorunu, hukuki risk ve finansman maliyetinin artması anlamına gelir. Bu nedenle sürdürülebilirlik, sadece iyi niyetli bir tercih değil, rasyonel bir yatırım zorunluluğudur.

Özetle; biz jeotermali, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kısa vadeli çözümlerden biri olarak değil, doğru politikalarla desteklendiğinde uzun yıllar boyunca güvenle kullanabileceğimiz stratejik bir kaynak olarak görüyoruz.

Exit mobile version