Hizmetix Blog Ekonomi Küresel iklim krizi kapıda: Dünya ve Türkiye ekonomisine etkisi
Ekonomi Son Dakika

Küresel iklim krizi kapıda: Dünya ve Türkiye ekonomisine etkisi

İklim değişikliği, insan faaliyetleri nedeniyle çevrenin ekolojik sınırlarının zorlanması sonucu iklimin kendi doğal değişkenliği dışında yapay bir şekilde değişmesi olarak tanımlanırken, temelde fosil yakıt tüketilmesi sonucu artan sera etkisi nedeniyle gerçekleşen iklim değişikliği tüm canlılar, ülkeler ve ekonomiler için ciddi tehditler yaratıyor. Özellikle iklime bağlı tarım, turizm ve enerji gibi sektörler, istihdam ve sonuç olarak da ekonomik büyüme iklim değişikliğinden olumsuz yönde etkileniyor.

İ klim değişikliğinin ilk etkileri sıcaklık artışları ve yağış rejiminde meydana gelen dalgalanmalarla ortaya çıkıyor. Bu iklim elemanlarında görülen aşırılıklar kuraklık, sel ve fırtına gibi iklim kaynaklı doğal afetlerin sıklığını ve şiddetini artırarak ciddi ekonomik kayıplara yol açıyor. Bir ülkenin ekonomisi için önemli olan tarım, turizm ve enerji sektörleri iklim değişikliğinin etkilerine yoğun bir şekilde maruz kaldığında bu sektörlerden tarım ve turizm doğrudan, enerji ise dolaylı olarak iklime bağlı bir şekilde etkileniyor. Bütün bu gelişmeler ışığında iklim krizinin, ekonomilerin başarı göstergesi niteliğindeki ekonomik büyüme üzerinde de bir takım etkiler meydan getirmesi bekleniyor.

Gıda & Tarım Sektörü

İklim krizinin küresel çapta gıda üretimi üzerinde önemli etkileri bulunuyor. Isı stresi, kuraklık, sel ve taşkın olayları gibi faktörler tarım, hayvancılık ve balıkçılığın verimini oldukça düşürmekte ve bu durum küresel çapta gıda güvenliğine karşı bir tehlike oluşturmaktadır. Tarım sektörü iklim krizinin etkilerinden en fazla etkilenen sektör olarak dikkatleri çekmektedir. Örneğin, Doktar’ın Türkiye’de 2019’da yürütmüş olduğu Çiftçinin Nabzı isimli anket çalışmasına yanıt veren çiftçilerin %80’i iklim krizinin etkilerini hissettiğini bildiriyor. Moody’s Analytics tarafından Ağustos 2019’da yayınlanan raporda tarımsal üretimin iklim krizinin etkilerinden neredeyse bütün dünya ülkelerinde negatif olarak etkilenirken, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın tarımsal üretimlerinin iklim krizinden pozitif olarak etkilendiğini ortaya koyuyor. Fakat, bu iki gelişmiş ülkede gözlenen yine iklim krizi kaynaklı hastalıkların hazineye maliyetinin, tarımsal üretimindeki yükselişin ekonomik getirisinin çok daha üstünde olduğu görülüyor.

Turizm Sektörü

Aşırı hava olayları, artan sigorta masrafları ve güvenlik kaygıları, su kıtlığı, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kültürel ve doğal miraslarda gözlenen hasarlar gibi doğrudan ve dolaylı etkiler, iklim krizinin turizm sektöründe sebep olduğu ekonomik bilançonun en önemli kanıtlarıdır. Örneğin, Orta Avrupa’da kış sporlarının başını çektiği kış turizmi, kış sporlarının yapıldığı dağ yamaçlarına son yıllarda artan küresel sıcaklıklardan dolayı yeterli miktarda kar yağmamasına bağlı olarak gelecekte ekonomik sıkıntılar yaşanabilecek sektörlerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Buna ek olarak, Güney Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya, kuraklıklara ve orman yangınlarına; Sahra Altı Afrikası ise doğal parklarında endemik türlerinin yok olması tehlikesine bağlı olarak turizm sektöründe önemli ekonomik sıkıntılar yaşamaya başladı. Bu bağlamda turizmin iklim krizinin ekonomik etkilerinden kısa vadede en fazla etkilenecek olan sektörlerden biri olacağını söylemek yerinde bir tespit olacaktır.

Enerji Sektörü

Küresel sera salımlarında en büyük paylardan birine sahip enerji sektörü, iklim krizinin ekonomik etkilerinin en fazla görüldüğü sektörlerden biridir. Küçük ölçekli bir enerji tesisinin yatırım maliyetinin milyon dolarlık seviyede olduğu düşünüldüğünde, enerji sektörünün iklim krizinin etkilerine karşı hassas olabileceği çıkarımı kolaylıkla yapılabilir. İklim krizi hem yenilenebilir enerji kaynakları hem de fosil enerji kaynakları üzerinde stres oluşturmaktadır. Enerji kaynakları üzerinde görülen bu etkiler enerji arzının verimini de doğrudan etkilemektedir. Küresel ısınmanın rüzgarın esme yönüne ve esme hızına önemli etkileri olduğu kaydedilmiştir. Yenilenebilir enerji üretiminde küresel ölçekte en büyük paya sahip rüzgar enerjisi santralleri bu kapsamda iklim krizinin ekonomik etkilerinin yaşandığı tesislerden biri olarak dikkat çekmektedir. İklim krizi atmosferik su buharı konsantrasyonunu, bulutluluğu ve bulut özelliklerini etkilediği için atmosferik ışın geçirgenliğini etkilemektedir. Verimi atmosferik ışın geçirgenliğine bağlı olan güneş enerjisi santralleri de bu yüzden iklim krizinden etkilenmektedir. Bu yeni koşullar sadece enerji arzını tehlike altında bırakmayıp gelecekteki enerji altyapısı maliyetlerini de önemli ölçüde değiştirmesi bekleniyor. Örneğin, Alaska Hükumeti, kamusal enerji altyapılarını iklim dirençli hale getirmek için 2030’a kadar 3 ile 6.1 milyar dolar arası, 2080’e kadar 5.6 ile 7.6 milyar dolar arası bir maliyetinin olabileceğini belirtiyor.

Küresel sıcaklık düzeylerinde meydana gelen artışlar ve şiddetli hava olayları kısa dönemde özellikle az gelişmiş ülkeler için yıkıcı ve telafi edilemez boyutlarda gerçekleşebileceği, buna karşın uzun dönemde uyum ve sınırlama politikaları ile bir nebze azaltılabileceği kabul ediliyor.

Küresel ısınmanın yarattığı krizleri yönetmek önemli politika değişiklikleri gerektiriyor

İklim değişikliğinin günlük hayatlarımızı dahi şekillendirdiği bir dönemde, küresel ısınmanın yarattığı krizleri yönetmek hükümetler için de önemli politika değişiklikleri gerektiriyor.

Dünya Bankası Kıdemli Yönetişim Uzmanı Verena Fritz, iklim değişikliği bağlamında yönetişim sorunlarının özellikle üç alanda ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor: afet yönetimi, dayanıklılık ve adaptasyon politikaları ve adil bir emisyon azaltım süreci.

İklim krizi çağında iyi yönetimin üç boyutu ise şöyle:

Acil Riskleri Yönetmek: Afet Yönetimi Boyutu

2020 ve 2021 yıllarında sellerden kasırgalara, kuraklıklardan orman yangınlarına iklim değişikliği kaynaklı rekor sayıda doğa olayı yaşandı. Örneğin 2023 yılında, Avrupa’da 63 kişi fırtınalardan, 44 kişi sellerden ve 44 kişi de yangınlardan ötürü hayatını kaybetti. Hava ve iklime bağlı ekonomik kayıpların 13,4 milyar Euro’yu aştığı tahmin edilirken, ekonomik kayıpların %81’i selden kaynaklanıyor.

Dayanıklılık Oluşturmak: Uzun Vadede Adaptasyon Boyutu

Dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerini, toplumlarını ve ekosistemlerini daha sıcak ve değişken bir iklime hazırlaması gerek. Bu süreçte tarım, enerji, su, ormancılık, altyapı, arazi ve kentsel yönetim öne çıkan başlıklar arasında. Ayrıca hükümetlerin kuraklığa dayanıklı tohumların benimsenmesi ve geliştirilmesinden sürdürülebilir sulamaya, enerji sektöründe şebeke kesintilerine ve kullanım artışlarına karşı önlemler alınmasından artan afet risklerine dayanıklı taşkın ovaları ve kentsel alanlar kurulmasına dek desteklemesi gereken bir dizi alan bulunuyor.

Emisyonları Adil Bir Şekilde Azaltmak: Adil Geçiş Boyutu

Enerji üretim ve tüketim sistemlerini emisyonları hızla azaltacak şekilde değiştirmek zor olabilir. Bu süreç hükümetler için iklim konusunu hala nispeten marjinal gözüken bir politika alanından merkezi bir temaya taşımak anlamına geliyor. Ayrıca hükümetlerin hanelerin enerji tüketimini ve emisyonlarını en iyi şekilde nasıl azaltacağı, yenilenebilir enerji üzerinden nasıl güvenilir güç kaynağı sağlayacağı, maliyetleri nasıl hesaplayarak üreticiler ve tüketiciler arasında dağıtacağı ve potansiyel yasal anlaşmazlıkları nasıl çözeceği gibi konularda çok sayıda teknik, ekonomik ve yasal tavsiye alması gerekecek.

1,5°C hedefini takip etmek hayati öneme sahip

Dünyanın en yetkili iklim bilimi organı olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin, 2023 yılında yayınladığı Sentez Raporu (SYR), iklim etkilerinin daha önce bilinenden daha düşük sıcaklıklarda dahi çok daha sert vurduğunun ve hükümetlerin Paris Anlaşması’ndaki 1,5°C hedefini takip etmelerinin hayati öneme sahip olduğunun altını çiziyor.

Bu raporda 2040 veya öncesi olarak tanımlanan yakın vadedeki emisyon azaltım hedeflerine ilişkin yeni bilgiler verilirken, 1,5°C hedefinin tutturulması için önümüzdeki yıllarda yapılması gereken emisyon azaltımı bu rapor ile güncelleniyor.

2030 yılında %48 CO2 azaltımı

2035 yılında %65 CO2 azaltımı

2040 yılında %80 CO2 azaltımı

2050 yılında %99 CO2 azaltımı

Rapor, yenilenebilir enerji kaynakları ve diğer azaltım eylemlerinin iyi eylemlere yol açtığının da altını çiziyor. Yenilenebilir enerji yatırımları artık çok daha uygulanabilir, giderek daha uygun maliyetli hale geliyor ve genel olarak kamu tarafından destekleniyor.

Bu raporlarda incelenen hemen hemen her etkinin, küresel ekonomi üzerinde yoğun bir stres yarattığı gözlemleniyor. Öyle ki, karmaşık ekonomik modelleme çalışmaları iklim krizi ile mücadelede gerekli adımların atılmaması halinde 21. yüzyılın sonunda küresel gayrisafi yurt içi hasılada %11’lik bir azalmanın gözlenebileceğine işaret ediyor. İklim değişikliğinin yol açtığı ve sayıları her yıl artış gösteren kasırga, kuraklık, sel ve taşkınlar gibi doğal felaketler küresel çapta milyarlarca dolarlık ekonomik bilançoya sebep oluyor. Bu bilançodan en fazla etkilenen sağlık, tarım ve enerji gibi sektörlerde yaşanan sorunlar gelişmekte olan birçok ülkede temel yaşamsal ihtiyaçlara ulaşımı erişilemez kılarken, bazı gelişmekte olan ülkelerde de rutin olarak algılanan gündelik hizmetlerin kesintiye uğramasına neden oluyor. Son yıllarda ivmelenen tüm bu ekonomik etkiler, iklim değişikliğinin bir kazananı olmadığını; bütün gelişmişlik seviyelerinden ekonomilerin kısa veya uzun vadede iklim krizinin en yıkıcı etkileri ile yüzleşeceklerini gösteriyor. Küresel ekonomi üzerinde yıkıcı etkileri olan iklim krizi ile etkili olarak mücadele etmenin bir diğer yolu da akılcı, yenilikçi ve çözüm odaklı ekonomik stratejiler, politikalar ve çeşitli ekonomik araçlar geliştirmekten geçiyor. Bu konuda hükumetlerarası ve hükumetler üstü seviyelerde ve özel sektörün aktif katılımlarıyla, iklim krizinin çözümüne yönelik farklı makroekonomik yaklaşımlar geliştiriliyor.

İklim krizi ile mücadelede sonuç odaklı finansman seçenekleri önemli

Paris İklim Anlaşması’nda belirtilen hedeflere ulaşmanın ekonomik maliyetinin önümüzdeki 15 yıl içinde 16.5 milyar dolar olabileceği düşünüldüğünde, iklim krizi ile mücadelede sonuç odaklı finansman seçeneklerinin son derece titizlikle yürütülmesi gerekiyor. İklim krizi ile mücadelede kullanılan stratejiler, yöntemler ve araçlar, hedef kitleleri kurumsal gereksinimleri ve arzu edilen radikal iklim çıktıları düşünüldüğünde son derece dikkatle tasarlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu kapsamda iklim krizi ile mücadelenin koordinasyonu için bir çerçeve niteliği taşıyan Yeşil Ekonomi ve Düşük Karbon Ekonomisi gibi sürdürülebilir kalkınma programları yürütmeyi hedefleyen ekonomi modelleri geliştirilmiştir. Bu modeller, sonuç odaklı finansman ve piyasa temelli seçenekler gibi araçlarla yürütülecek faaliyetlerin genel hatlarını çizmek konusunda önem arz ediyor.

İklim krizi ile mücadele şimdiye kadar çoğunlukla sebep olduğu çevresel zararlar ışığında, küresel ve ulusal politikalar ve eylem planlarında bir yürütücü güç olarak yer almıştır. Fakat, yıllar içinde yapılan karmaşık ekonomik modeller, iklim değişikliğinin farklı sektörler üzerinde oluşturduğu stres ve sebep olduğu afetlerin yıkıcı etkileri ile küresel ekonomi için çağın en büyük tehditlerinden biri olduğunu gösteriyor. Öyle ki bilimsel araştırmalar artan küresel sıcaklıklar sonucunda 2030 yılında Kuzey Buz Denizi’nin tamamen erimesi sonucunda dünya üzerindeki ticaret yollarının önemli ölçüde değişebileceğini öngörüyor.

Moody’s Analytics tarafından Haziran 2019’da yayınlamış olan İklim Değişikliğinin Ekonomik Etkileri isimli raporda belirtildiği üzere, iklim krizinin 2017 yılında sebep olduğu kasırgaların, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %14’ünden sorumlu olan Amerika Birleşik Devletleri ekonomisine maliyeti, 300 milyar dolar olmuştur. Buna ek olarak 1980 yılından bu yana küresel ölçekte giderek artan bir biçimde iklim krizinin neden olduğu aşırı iklim olaylarının maliyeti ise 1.6 trilyon dolar olarak kayıtlara geçmiştir.

İklim krizinin Türkiye ekonomisindeki yansımaları

Moody’s Analytics’in araştırmasına göre, 2100 yılı itibariyle birlikte yaşanacak 4 derece santigratlık sıcaklık artışı senaryosunda en fazla kaybın gözlemleneceği ülke 2048 yılına kadar yaşayacağı %2.45’lik bir ekonomik daralma ile Hindistan olmaktadır. Analizin göreli kazananları Kanada, İngiltere, Almanya, Fransa ve ABD ise en kötü senaryoda, GSYH’lerini yükseltmede çok küçük adımlar atabileceklerdir. Raporda, Türkiye de bu iklim krizi senaryosunun kaybeden ülkelerinden biri olarak gösteriliyor.

Çevresel riskler şirketlerin ve toplumların geleceği için büyük tehditler oluşturuyor

Küresel Riskler Raporu’nun stratejik ortaklarından olan Marsh tarafından hazırlanan 2024 Küresel Riskler Raporu’na göre; kritik gezegen sistemlerinde dünyanın geleceği, ekolojik sağlık ve insan refahı üzerinde ani ve ciddi etkileri olan, uzun vadeli ve geri döndürülemez değişiklikler görülebilir. Rapora göre; bölgesel veya küresel düzeyde kritik bir eşiğin, diğer bir tabirle ‘devrilme noktasının’ aşılmasının bir sonucu olarak; kritik gezegen sistemlerinde ekolojik sağlık ya da insan refahı üzerinde ani ve ciddi etkileri olan, uzun vadeli ve geri döndürülemez değişiklikler görülmesi muhtemel. Bunlardan bazıları; çöken buz tabakalarından dolayı deniz seviyesinin yükselmesi, donmuş toprakların çözülmesinden kaynaklanan karbon salınımı ve okyanus veya atmosferik akıntıların bozulması olabilir.

Rapora göre; önümüzdeki 10 yıl içinde gezegen sistemlerinde büyük ölçekli ve kendi kendini devam ettiren değişiklikler için eşiklerin aşılması ihtimal dahilinde. İklim değişikliğine uyum çabalarının hızı ve ölçeği ise henüz yeterli seviyede değil. Toplumlar uyum sağlayamayacakları çevresel etkilere giderek daha fazla maruz kalırken, bu da yerinden edilme ve göçlere sebebiyet verebiliyor. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik ortaya çıkan yeni teknolojiler, bazı açılardan cazip olsa da çevresel ve sosyal sonuçlar, yasal yükümlülükler ve iklim gündeminde değişiklikler gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Önümüzdeki 10 yıl içinde, birçok ekonomi iklim değişikliğinin bu doğrusal olmayan etkilerine karşı büyük ölçüde hazırlıksız kalabilir.

Küresel Riskler Raporu’na göre; uygun altyapının geliştirilmesi için gereken uzun süreler, aniden ortaya çıkan bölgesel veya yerel değişikliklere hazırlıklı olmayı zorlaştırabilir. Örneğin dalga enerjisinin %90’ından fazlasını emen mercan resif sistemlerinin çökmesi, kıyı topluluklarını fırtına dalgalanmalarına karşı savunmasız bırakabilir ve küresel ölçekte yıllık sel hasarını potansiyel olarak iki katına çıkarabilir. Gezegensel değişikliklerle birlikte meydana gelen paralel bir fenomen olan olağanüstü hava olayları, karşılıklı olarak birbirini güçlendirebilir. Bu çevresel ve gezegensel değişiklikler, önümüzdeki 10 yıl içinde ekonomik büyümeyi ve sigortalanabilirliği kökten etkileyerek gıda, su ve sağlık güvensizliğini artırabilir.

Raporun en önemli konu başlıklarından birinin çevreyle ilgili olumsuz gelişmeler ve bu konuda alınan yetersiz tedbirler olduğunun altını çizen Marsh Mclennan Türkiye CEO’su Tarık Serpil, “Çevresel riskler, tüm zaman dilimlerinde risk ortamını domine etmeye devam ediyor. Uzmanların üçte ikisi 2024 yılında yaşanacak olağanüstü hava olaylarından endişe ediyor. Olağanüstü hava olayları, dünya sistemlerinde kritik değişiklikler, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, doğal kaynak kıtlığı ile kirlilik önümüzdeki on yıl boyunca karşılaşılması beklenen en ciddi 10 riskten beşini temsil ediyor. Bununla birlikte, rapora katkı sunan uzmanlar risklerin aciliyeti konusunda farklı düşüncelere sahipler. Özel sektör katılımcıları, çoğu çevresel riskin sivil toplum ve hükümetlere kıyasla daha uzun bir zaman çerçevesinde gerçekleşeceğine inanıyor. Bu durum, çevresel riskler ile mücadelede dönüşü olmayan bir noktaya gelme riskinin artığına işaret ediyor. Yapılan çalışmalarda, çevresel risklerin önceliği konusunda yaş grupları ve ait olunan gruba göre de farklılıklar görülüyor. Gençler, yaşlılara göre çevresel riskler konusunda daha endişeli iken, sivil toplum kuruluşları ve devlet uzmanları çevresel riskleri yakın vadede, sanayi uzmanları ise uzun vadede konumlandırıyor.” dedi.

EY, 2024 yılı için yönetim kurullarının önceliklerini açıkladı

Dünya düşük karbonlu bir ekonomiye geçişin ortasındayken; dünya çapında 11.000’den fazla şirket net sıfır emisyon taahhüdünde veya buna benzer taahhütlerde bulundu. Ancak günümüzün zorlu ekonomik ortamı, şirketlerin sürdürülebilirlik dönüşümlerini küçültmelerine neden olabiliyor. EY’nin Avrupa, Orta Doğu, Hindistan ve Afrika’da (EMEIA) faaliyet gösteren şirketlerin yönetim kurullarının önceliklerine ışık tutacak araştırmasına göre şirketler, sürdürülebilirlik programlarını en önemli uzun vadeli öncelikler arasına alırken; kısa vadeli kazanç hedeflerine ulaşmak için ise büyük olasılıkla kesintiye uğrayacaklarını veya duraklayacaklarını belirtiyor. Şirketler bu kritik dönemde karbonsuzlaştırma stratejisine yatırım yapmadıkları sürece markaları için değer yaratma fırsatını kaçırıyor olabilir. Başarılı bir net sıfır dönüşümü, işletmenin tamamında bütünsel bir çaba gerektiriyor. Sürdürülebilirlik dönüşümünü gerçekleştirmek için şirketlerin, ürünlerinin ve hizmetlerinin yanı sıra operasyonlarını ve tedarik zinciri aracılığıyla iş modellerini dönüştürecek programları belirlemeleri ve uygulamaları gerekiyor. Başlangıçta en önemli alanlarda maksimum etkiyi hedeflemek ve girişimleri değer yaratma potansiyellerine göre değerlendirmek mantıklı olurken teknolojik yenilik, araştırma ve geliştirme gibi bazı kritik alanlarda da stratejik yatırım gerekiyor.

GreenTİM ile ihracatçı 500 milyon dolar tasarruf edecek

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, firmaların GreenTİM Platformu ile karbon ayak izi hesaplamasını ve raporlamasını ücretsiz yapabileceklerini bildirdi. Gültepe, “150 bin ihracatçımızın karbon ayak izini GreenTİM’de hesapladığımızda yaklaşık 500 milyon dolar tasarruf sağlayacağız. Sürdürülebilirliği ve israfın önlenmesini konuştuğumuz dönemde bu ölçekte bir tasarruf çok anlamlı. AB pazarında bizi büyük bir sınav bekliyor. Yeşil Mutabakat’a uyum konusundaki kararlılığımız ve hızımız sınavdaki başarımızda belirleyici olacak. İlk aşamada karşımıza çıkacak başlıklardan birini Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) oluşturuyor. Bu düzenlemeye uymayan ihracatçılar AB pazarına ürün gönderdiklerinde ek maliyetlere katlanmak durumunda kalacaklar. Dolayısıyla rekabet gücümüzü korumak ve artırmak için Yeşil Mutabakat’a uyum sağlamaktan başka çıkar yolumuz yok. SKDM kapsamında demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve elektrik sektörleri özelinde raporlama süreci geçen yıl başlatıldı. AB’ye yıllık yaklaşık 10 milyar dolarlık ihracat yapan bu beş sektörümüz için 2026’dan itibaren karbon vergisi devreye girecek. İhracatçılarımızın %21’i uygulamadan doğrudan etkilenecek. Eğer gerekli hazırlıkları tamamlayamazsak 2027’de 138 milyon Euro karbon vergisi ödemek zorunda kalacağız. 2032’de ise maliyet 2,5 milyar Euro’ya çıkacak.” dedi. TÜBİTAK Başkanı Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da konuşmasında ihracat artışında sürdürülebilirliğin sağlanmasının öneminin altını çizdi.

Aksa Doğalgaz, farkındalık oluşturmaya devam ediyor

Aksa Doğalgaz, doğayı koruyan önemli adımların atılmasına ve sürdürülebilirlik faaliyetlerinin önemine dikkat çekerek farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl faaliyet gösterdiği bölgelerde karbon yoğun yakıtlar yerine doğal gazın kullanılmasıyla sadece 1 yılda 10,3 milyon ton daha az karbon emisyonunun gerçekleşmesini sağlayan Aksa Doğalgaz, Dünya Çevre Günü’nü ise “Doğamızda Var” diyerek Hatay ve Malatya’daki çalışanları ve çocuklarıyla kutladı. Etkinlik boyunca doğanın ve temiz havanın tadını çıkaran çocuklar, aileleriyle birlikte fidan dikti ve ardından doğanın güzelliklerini boyalarla kağıtlara yansıttı.

Aslı, 2023’te 350 bin kWh enerji tasarrufu sağladı

Gıda perakendeciliğinin lider markalarından Aslı, çevre odaklı çalışmaları ve sıfır atık vizyonuna sağladığı katkı neticesinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen Sıfır Atık Belgesi’ni almaya hak kazandı. Çevre duyarlılığının ve sürdürülebilirliğin önemine vurgu yapan markanın Genel Müdürü Caner Bayıralan yapmış olduğu açıklamada, “Zincir işletmelerde sürdürülebilirlik alanında örnek bir model oluşturmanın kapılarını araladık. Uyguladığımız atık politikası sayesinde 2023 yılında 350.000 kWh enerji tasarrufu sağladık ve yaklaşık 500 ağacın kurtarılmasına vesile olduk.” ifadelerine yer verdi.

Alışan çalışanları 300 kilo atık topladı

Alışan Lojistik, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde “Lojistik Sorumluluğu Taşımaktır” mottosu ile çeşitli etkinlikler gerçekleştirdi. Etkinliklerin ilk durağı, eğitime destek kapsamında 2006 yılında Kocaeli’nin Gebze ilçesinde Alışan Lojistik tarafından yaptırılan Ayşe Sıdıka Alışan İlkokulu oldu. İkinci durak ise şirketin genel merkezinin bulunduğu Aydos Ormanları oldu. Şirketin SEÇ-K (Sağlık, Emniyet, Çevre ve Kalite) ekibinin liderlik ettiği 50’ye yakın çevre gönüllüsü Alışan çalışanı, gerçekleştirdikleri çöp toplama etkinliği ile yaklaşık 60 poşetin üzerinde atık topladı. Toplanan ve doğada uzun süre kalabilecek olan 300 kg üzerindeki atıklar Kartal belediyesi iş birliği ile geri dönüşüme kazandırıldı.

Atlas Copco Türkiye Gönüllüleri’nden örnek davranış

Yaşanılabilir bir dünya için çevreye duyarlı yaklaşımları ve politikaları misyon edinen Atlas Copco Türkiye, çevreci değerleri güçlendirmek ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak için örnek teşkil edecek adımlar atmaya devam ediyor. Atlas Copco Türkiye gönüllüleri Burgazada’da gerçekleşen Çevre Temizliği etkinliğinde bir araya geldi. 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesinde farkındalık yaratmak isteyen gönüllüler, Adalar Belediyesi’nin belirlediği alanlarda bulunan atıkları toplayarak çevre temizliğini sağladı. Sürdürülebilirliği çalışma piramidinin en üstünde tutan firma, çevreye duyarlı sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık oluşturmayı hedefliyor.

Uzaktan çalışma ile sürdürülebilir geleceğe adım atın

GIG ekonomi modeli ile karbon salınımının azaltılmasına yönelik önemli çözümler sunan Champs, kendi yeteneği olan 18.000’den fazla üyesinin evden çalışması, trafiğe çıkmaması durumunda, yılda 4.000 ton karbon salınımının önüne geçilebileceğini belirtiyor. Champs Kurucu Ortağı ve Yöneticisi Mahir Tüzün, “Champs, uzaktan çalışma modelleri ile GIG ekonomisine dahil olan istihdamın artması durumunda azalan trafik nedeniyle de karbon emisyonunun azaltılmasına yönelik önemli bir çözüm sunuyor. Bireylere uzaktan veya merkezi olmayan bir şekilde çalışma imkanı tanıyarak, GIG ekonomisinin gücü ile günlük işe gidip gelme ihtiyacını azaltıyoruz. Bu yönüyle Champs, çevresel sürdürülebilirliğe de katkı sağlıyor.” dedi.

CMA CGM, Net Sıfır Karbon hedefiyle 15 milyar dolar yatırım yaptı

Denizcilik, kara, hava ve lojistik çözümlerinde küresel bir oyuncu olan CMA CGM, çevrenin korunmasını stratejisinin merkezine yerleştiriyor: Grup, faaliyetlerinin karbon ayak izini sınırlamak ve deniz ve karasal biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkıda bulunmak için her gün ve tüm dünya çapında etkin olmaya devam ediyor. CMA CGM Group’un 160.000 çalışanı iki gün boyunca çevrenin korunması için harekete geçti. CMA CGM Group’un 160.000 çalışanı iki gün boyunca çevrenin korunması için harekete geçti. Farkındalık atölyeleri, ağaçlandırma faaliyetleri, sahil temizliği ve ortaklarla birlikte gönüllülük faaliyetleri, genç deniz kaplumbağalarının serbest bırakılması gibi toplam 60’tan fazla eylem 50 ülke çapında gerçekleştirildi. 2050 yılına kadar Net Sıfır Karbon’a ulaşmayı taahhüt eden CMA CGM, düşük karbonlu enerji kaynaklarını kullanmaya hazır 119 çift yakıtlı (LNG ve metanol) gemi siparişine 2017’den bu yana 15 milyar dolar yatırım yaptı.

Hayat Holding, Dünya Çevre Günü’nü öğrencilerle kutladı

‘Nesiller Boyu Fayda’ vizyonuyla hareket eden Hayat Holding, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü iş birliğiyle sürdürdüğü “Hayata İyi Bakarız Ekolojik Okuryazarlık” projesi kapsamında, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlamak için Ayvacık Çankaya İlkokulu’ndaki öğrencilerle bir araya geldi. Yaban Hayatı Fotoğrafçısı Alper Tüydeş ve projenin bilimsel paydaşı olan Hacettepe Üniversitesi’nden Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Utku Perktaş eşliğinde ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerine yönelik teorik eğitimler ve Hayata İyi Bakarız Ekolojik Okuryazarlık projesinin uygulama oyunları gerçekleştirildi.

İpragaz, temiz çevre ve sürdürülebilir gelecek için suya odaklandı

İpragaz, ‘Temiz Dünya, Temiz Gelecek’ mottosuyla çevre bilincini arttırmaya ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmaya devam ediyor. İpragaz, tüm dünyada temiz enerji kaynağı olarak kabul edilen temel ürünü LPG ile 60 yılı aşkın süredir ekosisteme katkı sunuyor. Bu yıl Dünya Çevre Günü’nde suya odaklanan İpragaz, şirket bünyesinde su tasarrufu ve su kaynaklarının korunmasından, sahilde çöp toplama etkinliğine kadar bir dizi farkındalık çalışması gerçekleştirdi. İçme suyu kaynaklarının korunması farkındalığı hedefiyle 5 Haziran’da gerçekleştirilen bir başka organizasyonla da Karaburun Sahili’nde çöp toplama etkinliği düzenlendi.

Kütahya Porselen’den çevre dostu projeler

Faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkilerini en aza indirmek ve üretim süreçlerini çevre ile uyumlu hale getirmek için çalışmalarına devam eden Kütahya Porselen; son üç yılda 278.876 ton su, 1.564 MWS enerji tasarrufu sağlarken, 711 ton atık kâğıdı ve 111 ton atık plastiği geri dönüştürdü. Kütahya Porselen, sürdürülebilir enerji kullanımını artırmak amacıyla kuracağı GES ile yılda 149.915 adet ağaca eş değer, 3.025.029 kg CO2 salınımını engellemeyi hedefliyor. Kütahya Porselen atık malzemelerini doğa dostu fabrikalarının yanı sıra tümüyle atık materyallerin kullanıldığı Hypnose koleksiyonunda da sergiledi.

L’Oréal Türkiye, dijital dünya için farkındalık yaratıyor

L’Oréal Türkiye, 5 Haziran Çevre Günü dolayısıyla bugüne kadar hayata geçirdiği uygulamalarını ‘Gücünü Teknolojiden Alan Sürdürülebilirlik’, ‘Gücünü Bilimden Alan Sürdürülebilirlik’ ve ‘Gücünü İnsanlar İçin Kullanan Sürdürülebilirlik’ başlıkları altında toplarken, dijital dünyada da IMPACT+ ile hayata geçirdiği çalışması ile dikkatleri üstüne çekiyor. L’Oréal Türkiye’deki dijital kampanyalarında karbon emisyonunu %40’a varan oranda azaltırken, küresel ölçekteki dijital çalışmalar ile 2023 yılında dünyanın etrafını uçakla 6 bin kez dolaşmaya eşdeğer 55 bin tonluk karbon salınımının önüne geçti ve güzellik sektöründe bir ilke imza attı.

Migros sürdürülebilirlik hedeflerini vurguluyor

Sürdürülebilirlik stratejisini ve yol haritasını İyi Gelecek Planı çerçevesinde belirleyen Migros, iklim değişikliğiyle mücadele için 1,5 ºC senaryosu ile uyumlu olarak 2030’a kadar bilime dayalı hedef olarak karbon ayak izini %42 azaltmayı taahhüt ediyor. Bu doğrultuda, soğutucu dolaplarda gaz yerine soğutulmuş su döndüren ve patenti kendine ait sistemi mağazalarına yaygınlaştırıyor. GES ve enerji verimliliği dönüşümüne yönelik yatırımlar gerçekleştiren Migros’un, yoğun su kullanımı bulunmamasına karşın verimliliği yüksek ekipmanlar kullanarak su tüketimini %10 azaltma hedefi de bulunuyor.

Mastercard, sürdürülebilir dijital ekonomiye destek veriyor

Mastercard, Dünya Çevre Günü’nde, Doconomy ile iş birliği ve Sürdürülebilir Kartlar Programı ile sürdürülebilir bir dijital ekonomi yaratma taahhüdünü güçlü bir şekilde vurguladı. Yenilikçi Karbon Hesaplayıcı aracı sayesinde, tüketicilerin karbon ayak izlerini azaltmalarına yardımcı olarak, daha bilinçli tüketim alışkanlıklarının oluşmasına katkı sağlayan Mastercard, ayrıca 2020 yılında başlatılan “Priceless Planet Coalition” ile 100 milyon ağacın restorasyonunu finanse etmeyi ve 2028 yılına kadar tüm ödeme kartlarını sürdürülebilir malzemelerden üretmeyi hedefliyor. 2050 yılına kadar ise net sıfır karbon emisyonuna ulaşma taahhüdünü yineliyor.

Saat&Saat, döngüsel ekonomiye odaklandı

Saat&Saat; dünya genelinde çevre bilincini artırmak, doğal kaynakların korunması için farkındalık oluşturmak ve sürdürülebilirlik adımlarını ön plana çıkarmak için bir fırsat sunan 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü, çevre dostu ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı ile döngüsel ekonominin detaylarını ele aldığı eğitimle kutladı. Saat&Saat, sürdürülebilirliğin ekonomik yapıtaşı olarak döngüsel ekonomide büyük bir yere sahip olan tamir ve onarım kültürüne odaklandı. Marka, Devridaim Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen “Başka Bir Ekonomi Mümkün” eğitimiyle ekiplerine, bünyesindeki tamir ve onarım hizmetlerinin değerini, döngüsel ekonomi ile çevreye katkısını anlatarak farkındalık yarattı.

Turkcell’den çevresel sürdürülebilirliğe 240 milyon dolar yatırım

Teknolojinin gücünü kullanarak tüm işlerini daha çevreci, verimli ve sürdürülebilir bir modele dönüştüren Turkcell, sürdürülebilirlik alanındaki yatırımlarını hızlandırdı. Yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında Turkcell’in hedefi, 2025 sonuna kadar 240 milyon dolar yatırımla 300 MW kurulu güce sahip GES devreye almak. 2030’a kadar enerji tüketimini kendi kaynaklarından %100 yeşil enerjiyle karşılayacak olan Turkcell, 2050’de net sıfır şirket olmayı hedefliyor. Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla Sanayi Devrimi ile birlikte büyüyen iklim krizini ‘teknoloji devrimi’ ile yenmeye kararlıyız.” dedi.

Yemeksepeti, sürdürülebilirlik çalışmalarını açıkladı

Bu yıl dördüncü kez karbon emisyonlarını dengeleyen Yemeksepeti, 9.700 tonluk VCS sertifikalı karbon kredisi alarak, çevresel etkilerini minimize etme yolunda önemli bir adım attı. Yemeksepeti Market depolarının %95’inde sıfır atık belgesi alarak bu alandaki duyarlılığını belgeleyen şirketin genel merkez binası olan Yemeksepeti Park da sıfır atık belgesine sahip tesisler arasında yer alıyor. Yemeksepeti’nin Fazla ile iş birliği yaparak hayata geçirdiği Akıllı Tartı Sistemi sayesinde her gün yemekhanede çöpe atılan gıdalar ölçülüyor ve gıda israfının önüne geçiliyor. 10 aylık proje sürecinde, veriye bağlı olarak alınan aksiyonlarla günlük atık miktarı 40 kg’den 29,8 kg’ye düşürüldü.

Exit mobile version