Ana içeriğe atla

medya

Dünü ve geleceği ile “lojistik”

09.11.2017 - 10:15

Yazar: Atilla Yıldıztekin

Lojistik yönetiminin uygulandığı tedarik zinciri içindeki hizmetler dünya üzerinde tarih öncesi çağlardan beri yapılmaktadır. Daha, yerleşik düzene geçmeden önce, avlanan hayvanların, toplanan meyvelerin ve diğer gıdaların taşınması, ileride tüketilmek üzere kurutulması, saklanması ve yeniden taşınması işlemleri yapılmaktaydı. Yerleşik düzene geçildikten sonra üretilen gıda ve ihtiyaç malzemelerinin taşınması, çeşitli şekillerde korunması, depolanması söz konusu olmuştur. İhtisaslaşmanın başlaması ile de iş bölümü ve coğrafi avantajın getirdiği farklı üretim teknikleri geliştirilmiş, kişisel tüketimin hatta yerel tüketimin ötesinde takas için, ticaret için üretim, taşıma ve depolama çalışmaları başlatılmıştır. Dış ticaretin başlangıç noktası budur. Ortaçağda gemilerle, kervanlarla ülkeler hatta kıtalar arası ticaret başlamış Akdeniz’de gemilerle Avrupa ve Asya’da İpek Yolu benzeri rotalar üzerinde kervanlarla ürünler taşınmaya başlamıştır. Yeni kıtaların bulunması ile “üzerinde güneş batmayan” ülkeler yaratılmaya çalışılmış ve sömürgecilik ile zengin ve ucuz hammadde üretimi, taşıması ve dağıtımı başlamıştır. Tüccar ülkeler zenginleşmiş, yeni kıtaların bulunması ile deniz yolları önem kazanmış, kara yolları iyileştirilmiş, büyük limanlar, geniş depolar inşa edilmiştir. 
Buhar gücünün, motor gücünün deniz, kara ve demir yolu taşımacılığında kullanılması ile ticareti yapılan ürünlerde çeşitlenmelere yönelinmiş, daha fazla çeşit, daha fazla hammadde ve ürün taşınmaya, depolanmaya başlanmıştır. Dünya savaşları sırasında askeri anlamda lojistik kavramı oluşmaya başlamış, taşımanın, stoklamanın ve dağıtımın optimizasyonu ve kontrolünün önem kazandığı görünün hale gelmiştir. Daha hızlı taşıma, gerektiği kadar depolama, ihtiyaç anında hazır olması, raf ömrünü kaybetmemesi, saklanırken korunması, geri dönüşlerinin sağlanması gibi lojistik yönetiminin temel esasları ortaya çıkmıştır. 
2. Dünya Savaşı’nda bu kavramları kullanan kişiler savaş sonrası barış döneminde yaptıkları işlerde lojistik yönetiminin esaslarını sorgulamaya başlamışlardır. Çeşitli formlarla,  kartlarla, yazılı sistemlerle lojistik hizmetler özellikle savaşın galibi olan ülkede, Amerika Birleşik Devletleri’nde kontrol edilmeye başlanmıştır. Lojistik yönetiminin endüstride uygulaması da ABD’de başlamıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyayı pazar haline getirmesinden dolayı üretim adetleri yükselmiş, deniz aşırı bir pazara hizmet götürüldüğü için taşıma önem kazanmış ve hammadde girişi artmıştır. Böylece daha büyük gemiler, daha büyük uçaklar, daha uzun trenler ve daha güçlü motorlar yapılmış, taşıma maliyetleri ucuzlatılmış ve üretim maliyetleri düşürülmüş, global rekabette maliyet avantajı sağlanmıştır. Artan üretimin gerektirdiği kaynak yatırımının finans kuruluşlarından sağlanması ile de stoklama maliyetleri, hatta tüm tedarik zinciri içindeki stok ve finans yükleri görülür hale gelmiştir. 
Bu asırlar süren gelişmelerin hepsinden daha önemli son 30 yılda yaşadığımız gelişmeler olmasaydı lojistik hizmetler yönetimi bu gün hala bir bilim dalı haline gelmemiş ve 21. yüzyılın mesleği olma unvanını kazanmamış olacaktı. Son yüzyılın ikinci yarısında gelişen bilgi teknolojilerinin kullanılması ile stoklama maliyetlerinin düşürülmesi, nakliye hizmetlerinde optimizasyon sağlanması, tüm lojistik hizmetlerin iletişim teknikleri ile birbirine bağlanması, önceden planlamasının yapılması ve model çalışmaları gerçekleşmiştir. Yararları ortaya konulmuştur.

BUGÜN B2C’NİN LOJİSTİĞİ KONUŞULMAYA BAŞLANDI 
Bugün tüketimin planlanması ile dağıtımın, depolamanın, üretimin, hammaddenin temininin hatta ham maddesinin üretilmesinin bile saniyeler içinde planlaması yapılabilmektedir. Tüm tedarik zincirinin bilgi sitemleri ile birbirine bağlanması sayesinde daha hızlı, daha az masraflı, daha az hatalı, daha az geri dönüşlü tedarik zincirleri planlanmakta, uygulanmakta ve kontrol altında tutulmaktadır. Bugün ülkemizde internet üzerinden toptan ticaretin B2B’nin (Business to Business)  temelleri atılmakta, üreticiden son tüketiciye ulaşan internet ticaretinin, yani B2C’nin (Business to Consumer) lojistiği konuşulmaya başlanmıştır. 
Gelecekte dijital TV yayınları sayesinde siparişlerin kolaylaşacağı, tüketimin otomatik iletişim sistemleri ile bizlerin haberimiz olmadan anında sipariş haline geleceği günler düşünülmektedir. Buzdolaplarının otomatik talep bildireceği, yeni çıkan kitapların, CD’lerin, tüketim malzemelerinin otomatik olarak evimize ulaştırılacağı günler yakındır. Böyle bir dünyada lojistik hizmetlerin hatasız, hızlı, ekonomik, şeffaf ve en az müdahaleyi gerektirir biçimde verilmesi son derece önemli olacaktır. Hizmet vermek üzere bu sektöre yatırım yapanların, yapmayı planlayanların son derece gelişmiş ve esnek bir bilgi teknolojileri alt yapısına sahip olmaları bir zorunluluktur. Bu sektör yüz yıllar boyunca hizmet verdiğimiz, yönettiğimiz diğer sektörlerden bir farklılık göstermektedir. Artık bilginin saklandığı değil paylaştıkça değer kazandığı bir iş konundan söz ediyoruz. Yeni bir yaşam şekli, yeni bir iş yapma tekniği ve yeni bir bilinç gerektirmektedir. 
Gelecekte ülkemizin ne durumda olacağını tahmin etmek için bugünü incelememiz yeterlidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’da lojistik konusunda bugün karşılaştığımız yapı kısa bir gelecekte kapımızın içinde de oluşacaktır. Mevcut sistemi kuran, başarı ile işleten global kuruluşlar ekonomisinin düze çıkması, milli gelirinin yükselmesi, ticaretinin serbestleşmesi, yabancı sermayenin rahatça ve güvenle gelmesi ile açık pazar haline gelecek olan ülkemizde serbestçe at koşturabileceklerdir. Bizlerle bırakın rekabet etmeyi muhatap bile olmayı düşünmeden 20 bin-30 bin adetlik kara nakliye araçlarıyla, 100 bin kişilik insan kaynaklarıyla, 1 milyon metrekarelik kapalı depo alanlarıyla, milyonlarca konteynır elleçleyebilen liman yatırımlarıyla, teknoloji yaratan bilgi işlem yapılarıyla, otomasyonlarıyla, robotlarıyla, uydu bağlantılarıyla bu gün sadık müşteri dediğimiz yarın eski dost diyeceğimiz iş ortaklarımızla, hizmet verdiğimiz kuruluşlarla bizleri aynı masaya bile oturtmadan iş bağlantıları yapacaklardır.  

YABANCI KURULUŞLARLA YA REKABET ETMELİYİZ YA DA BİRLİKTE ÇALIŞMANIN OLANAKLARINI YARATMALIYIZ
Yapılacak şey yurt dışından ülkemize gelecek yabancı kuruluşlarla rekabet edecek yapıya ulaşmak, edemeyeceksek, birlikte çalışma olanaklarının yaratılması olmalıdır. Mevcut yatırımlarımızın ölçeklerinin büyümesi, pazar paylarımızın yükselmesi,  müşteri ilişkilerimizin geliştirilmesi,  yazılım ve IT alt yapımızın sağlamlaştırılması şarttır. Bu sayede yakında küresel ticaret ağının bir parçası olacak olan Türkiye rekabet şansı kazanabilecektir. Şirket ortaklıkları bunu sağlayan en güzel çözümdür. Bu evliliklere yurt dışı finans kuruluşlarının fonların  desteğini alarak, küresel lojistik şirketlerinin bilgi ve teknolojilerini ekleyerek bir yere ulaşmamız mümkündür. Rekabette başarılı olmak için gereken sermayeye, teknolojik bilgiye, pazar ilişkilerine sahip olan kuruluşlar birleşmeler yoluyla ölçeklerini büyütmeli ve verimli çalışma olanağına kavuşmalıdırlar. Üretici kuruluşlarımız artık lojistik partnerlerini belirleyip onlarla bir stratejik ortak şeklinde çalışmaya başlamalıdır. Artık lojistiği sadece yük taşıması olarak görmeyip, yüzyılımızın en hızlı büyüyecek, üreticilere stratejik avantaj sağlayacak bir iş birliği olarak görmenin zamanı gelmiştir.

rize

 

Yukarı