Ana içeriğe atla

FFF

Dünya resesyona mı gidiyor?

09.05.2019 - 16:20

2018 ortalarındayken ABD verileri, ABD ekonomisinin krizden neredeyse çıktığını işaret ediyordu. Büyüme, potansiyel büyüme oranı olan yüzde 2,5’i yakalamış, işsizlik oranı, doğal işsizlik oranı olarak kabul edilen yüzde 4’ün altına inmiş ve enflasyon da ideal olarak kabul edilen yüzde 2 düzeyine gelmişti. Cari açık yüzde 3’ün altındaydı. Bütçe açığı bir miktar yüksek görünse de geçmişle karşılaştırıldığında o da makul bir düzeyde kabul ediliyordu. Bütün bu göstergeler ABD ekonomisinin krizden çıktığını ama bir süre daha dikkatli bir gözetim altında tutulmaya ihtiyacı olduğunu anlatıyordu.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Euro Bölgesi ekonomisinin, ABD kadar rahat bir görünümde olmasa da belirli bir toparlanma içinde ilerlediği algısı vardı. Büyüme yüzde 1,5 - 2,0 arasına doğru ilerliyordu. Bu oran potansiyel büyümenin biraz altında kalsa da toparlanmaya işaret ettiği düşünülüyordu. İşsizlik oranı hâlâ yüzde 8 gibi yüksek bir düzeyde olmakla birlikte bu oranı yukarı çeken ülkeler Yunanistan ve İspanya idi. Küresel kriz süresince iki kez deflasyon tehlikesi yaşamış olan Euro Bölgesi’nde enflasyonu ideal oran olarak kabul edilen yüzde 2 düzeyine getirmek bir türlü mümkün olamıyordu. Fiyatlar genel düzeyi yüzde 1,5 oranında adeta demir atmış görünüyordu. Euro bölgesinde bütçe açığı oldukça düşük düzeyde olduğu için sorun olmuyor, cari denge ise zaten fazla veriyordu.
Dünyanın en büyük ekonomilerinden olan Çin sorunluydu. Çin’in yıllardır çift hanede seyreden büyüme oranı yüzde 6’lara gerilemişti. Bunun temel nedeni son yıllarda ihracatta yaşanan hızlı gerilemeydi. Çin’de enflasyon ve işsizlik sorun oluşturmuyor, bütçe açığı biraz yüksek olsa da cari denge fazlasının etkisiyle o da sorun yaratmıyordu. Ne var ki tek başına büyüme oranının yarı yarıya düşmesi, Çin ekonomisini sıkıntıya sokmaya yetiyordu. Büyümenin düşüşünün temelini oluşturan ihracat düşüşü, ABD ile aralarında ortaya çıkan ticaret savaşı nedeniyle daha da kritik bir noktaya doğru ilerlemeye başlamıştı. Önümüzdeki dönemde dünyayı en fazla etkileyecek gelişme Çin’de yaşanacak bir çöküş olabilirdi. Böyle bir çöküş, henüz toparlanma aşamasında olan Euro Bölgesi’ni vurabilir, o da ister istemez ABD’yi ciddi biçimde etkileyebilirdi.
Çin’den yayılan olumsuz havaya karşın 2018 ortalarında, hatta son çeyreğinde dünyada iyimser bir hava egemendi. ABD Merkez Bankası Fed, 2019’da 3 kez faiz artırmayı ve parasal sıkılaştırmayla ilgili açıkladığı programa sadık kalarak devam etmeyi planlıyordu. Hatta Avrupa Merkez Bankası da 2019’un son çeyreğinde parasal sıkılaştırma için adım atabileceği sinyalleri vermeye başlamıştı.
Derken 2019’a girilirken bu iyimser hava bozulmaya başladı. Özellikle ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının yarattığı gelişmeler iyimser havanın bozulmasında etkili oldu. Dünya Ekonomik Forumu’nun sorusuyla dünyanın önde gelen 800 şirketinin CEO’su, 2019’daki en büyük tehlike olarak resesyonu işaret etti.
Bu gelişmelerin ardından Fed, 2019’da faiz artışı yapmayacağı, parasal sıkılaştırmaya da yılsonuna doğru son vereceği yolunda görüşler açıklamaya başladı. Benzer biçimde Avrupa Merkez Bankası da parasal sıkılaştırmaya geçmek bir yana parasal gevşemeye bir süre daha devam edip etmeme konusunu gündeme aldığını açıkladı.
IMF, Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporu’na Büyümede Yavaşlama, İstikrarsız Toparlanma adını verdi. Bu başlık bile kafaların ne kadar karışık olduğunu göstermeye yeterli. IMF, raporunda dünyanın ekonomik büyümesine ilişkin tahminlerini aşağıya doğru revize etmiş bulunuyor. Bununla birlikte bu revizyon bir resesyondan çok bir büyüme düşüşünü gösteriyor.
Bugün itibarıyla dünyanın bir resesyona mı yoksa bir yavaşlamaya mı gittiği henüz net olarak görünmüyor. Bugün eldeki ekonomik veriler, Fed’in ve Avrupa Merkez Bankası’nın likiditeye yaklaşımları dikkate alındığında 2019’da dünyada bir ekonomik yavaşlama olsa da bunun bir resesyona dönüşmeyeceği tahmin ediliyor.

*Bu makale, Mahfi Eğilmez’in izniyle mahfiegilmez.com sitesinden alınmıştır. 

arf

Yukarı