Ana içeriğe atla

medya

İşgücümüzü kullanamıyoruz

06.09.2017 - 11:55

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş gücü piyasasına ilişkin verilerin toplanması ve açıklanmasında belli bir sistematik kullanılıyor. Önce yaşı küçük olanların çalışma alanında olmayacağını varsayarak üzerinde işlem yaptığı kitleyi 15 yaş ve yukarısı nüfus olarak tanımlıyor. Genelde buna çalışabilir nüfus da deniliyor. İkinci adımda bu nüfusun içinde iş piyasasına gelen ve çalışma isteğini gösteren kitleyi tanımlıyor. Bizim işgücü olarak tanımladığımız büyüklük bu. Bir tür işgücü arzı yani. Arz edilen bu işgücü büyüklüğünün tamamı iş bulup, çalışır hale gelse işsizlik gibi bir sorun olmayacak. Ama bu mümkün olmuyor. İş gücü talebi bu arzı bütünüyle mas edebilecek büyüklükte olsa dahi karar sürelerindeki gecikmeler, iş değiştirme süreçlerinde geçen süreler vs. küçük bir oranda da olsa işsiz yaratıyor. Dolayısıyla iş gücü olarak hesaplanan büyüklüğünün ancak belli bir oranı istihdam ediliyor. İşgücü büyüklüğü ile istihdam edilenlerin sayısı arasındaki fark da işsizlik olarak niteleniyor. 
Aslında iş gücü piyasası verileri içinde çok sayıda bulgu yer alıyor. Ama biz en yoğun olarak işsizlik sayıları ile ilgileniyoruz. Çünkü en can yakan konu bu… Yeni açıklanan 2017 yılı nisan ayı verileri ülkemizde 3 bin 827 kişinin işsiz olduğunu söylüyor. Bunun iş gücüne oranı yüzde 10.5. Yani bu yılın nisan ayında çalışmak isteği ile iş gücü piyasasına gelmiş ve iş arayan kitlenin 3 bin 827 kişilik parçası iş bulamamış, işsiz kalmış. Buna mutlak sayı olarak bakarsanız toplam nüfus büyüklüğü karşısında küçük grubu temsil ettiği gibi bir izlenime kapılabilirsiniz. Ancak TÜİK’in kategorileri bağlamında bakılırsa bu 3 bin 827 kişi 31.4 milyon kişilik iş gücü büyüklüğünün (iş gücü arzı) bir parçasıdır. 
Biz oldum olası işsizliğin yüksek olduğu bir ülkeyiz. Üstelik bu nüfusun çok büyük bir kısmının genç olması nedeniyle bir kısmının da çalışma isteğinde olmadığı için iş gücü piyasasına katılmadığı bir ekonomide oluşan bir durum bu. Öncelikle genç bir nüfusa sahibiz. Nisan ayı itibariyle toplam nüfusun sadece 59.7 milyon kişisi 15 yaşın üstünde, yani iş gücü olarak nitelenebilecek durumda. İş gücü piyasasının durumu sadece bununla kalsa neyse. Çocukları biz yaptık, sonuca katlanırız deriz. Durum böyle değil. 59.7 milyon yetişmişin sadece 31.4 milyonu çalışma hayatına katılıyor, geriye kalan 27.2 milyonu iş gücünün dışında kalıyor. Buna iş gücüne katılma diyoruz. 2017 yılının Nisan ayında bizde iş gücüne katılma oranı yüzde 52.7. Yani çalışabilir nüfusun yarısı çalışmıyor. Kadın nüfusta durum daha da vahim. Katılma oranı sadece yüzde 33. TÜİK verilerine göre Nisan 2016-Nisan 2017 dönemi itibariyle iş gücüne katılmayanların büyüklükleri de şöyle: 10.9 milyon kişi ev işleriyle meşgul oldukları, 4.8 milyon kişi eğitimini sürdürdüğü, 4.3 milyon kişi de emekli olduğu için iş gücünün dışında kalmışlar.
Biraz canınızı sıktığımın farkındayım ama mesele burada bitmiyor. Genelde yüzde 10.5 olarak ölçülen işsizlik tarım dışında yüzde 12.4’e çıkıyor. 15-24 yaş grubunda “genç nüfus” olarak tanımladığımız nüfus parçasında ise son verilere göre işsizlik yüzde 19.8. Dahası, bu grubun yüzde 22.1 oranındaki parçası ne çalışıyor ne de okuyor. Bunlar avare geziyorlar anlayacağınız.
Bütün bunlar Türkiye ekonomisinin uzun süredir elindeki iş gücü faktörünü düzgün ve verimli şekilde kullanamadığını söylüyor. Son veriler de bu durumun aynen devam ettiğine işaret ediyor. Böylesine ısrarlı bir zafiyet bir dizi sorunu da beraberinde getirir. Bireysel bazda işsizlik bir yığın “insanlık sorunu” yaratır. Genelde ise işsizlik gelir dağılımının bozulmasının, ana nedenidir. Bu da sürekli fakirlik üretir.

rize

 

Yukarı