Ana içeriğe atla

aaa

ORGANİK TARIMIN ARKA YÜZÜ

19.12.2018 - 14:50

İçinde bulunduğumuz şartlar neticesinde hiçbir zaman doğal ortamda yaşayamayan ve doğal besine ulaşamayan günümüz insanı, ‘doğallık’ vurgusuyla satışa sunulan organik sertifikalı ürünleri iki-üç katı fiyatlara satın alıyor. Tüketici, bu ürünleri almaya, kafasında oluşan ya da oluşturulan imajla karar veriyor.
İnsanlar; ilaçlı, genetiği değiştirilmiş, antibiyotikli, hormonlu, inorganik gübrelerle üretilen ürünlerin kanser, diyabet, kalp-damar rahatsızlıkları, Alzheimer, parkinson gibi hastalıklara neden olduğunun bilincine geç de olsa varmaya başladı. Tüketiciler, bu ürünlerden kaçarken sığınacakları bir liman arıyor. Yağmurdan kaçarken de doluya tutulmak istemiyor.
Organik tarım üreticileri de tüketicilere tutunacak bir dal olmaya çalışıyor. Oysa ki bu dal, tüketicinin kafasındaki algının aksine, ekolojik olarak uzatılmıyor. Bu arada, isim konusunu da netleştirmek gerek. Organik, doğru sözcük değil. Doğrusu, ekolojik olmalı. Yani doğal ürün. 
Bu noktada, organik tarımın doğal tarımla eşanlamlı olup olmadığını ve tüketicinin kafasındaki ‘organik ürün, doğal yetiştirilmiş üründür’ imajını iyice sorgulamak gerekiyor. Doğal (ekolojik) tarım; zirai mücadele ilaçları, ticari (inorganik) gübreler, hormonlar ve sentetik organik maddeler kullanılmadan yapılan tarımsal üretimdir.
Bu maddeler kullanılarak üretilen ürünün organik olma özelliği ortadan kalkmaz; ama ürünün doğal yapısı bozulmuş olur. Ürün artık doğal ürün değildir. Doğal tarımda hedef, ürün miktarını değil, kaliteyi artırmaktır. Bunu yaparken de insan sağlığını, ekolojik dengeyi, çevreyi korumak ve sürdürülebilirliktir.
Ayrıca, bir ürünün organik olabilmesi için olmazsa olmaz bazı kriterlere uyması gerekiyor. Bunların başında, bir ürünün organik, yerli tohum kullanılarak ve yüzde 100 doğal (hayvansal) gübreyle yetiştirilmesi geliyor. Organik sertifikalarla üretim yapanların yüzde 100 doğal gübre ve yerli tohum değil, uluslararası tekellerin sözüm ona organik tohumlarını kullandıklarını biliyoruz. 
Gerçek doğal bir ürünün tadı, kokusu, rengi, damakta bıraktığı aroması, niteliği, yani besleyici öğeleri, etken maddeleri insanın sağlıklı beslenmesi ve yaşaması içindir. Ancak organik pazarlarda ve raflarda satılan ürünler, sadece usul ve kuralları yerine getirmenin ötesinde (işini doğru yapanları tenzih ediyorum) bir anlam ifade etmemektedir. 
Organik tohumlar şu anda üç-beş büyük tekel tarafından üretiliyor ve tüm dünyaya dağıtılıyor. Tüm dünyaya bu tekellerden yayılan tohumlar ise biyoçeşitliliği ve güvenliği, yani farklı coğrafyalarda farklı çeşitlilikte ürün yetiştirilebilmesini engelliyor.
Biyoçeşitlilikteki daralmanın ekolojik sistemi nasıl değiştireceği ise henüz pek sorgulanmıyor ve bilinmiyor. Yani aslında doğal ürün imajı altında pek de doğal olmayan, hatta kendisi de ekolojik sisteminden koparılmış bu tohumların başka ekosistemlere taşınmasından ve kullanılmasından ortaya çıkacak yeni mutasyonların sonuçlarını kimse hesaba katmış değil. 
Uluslararası tekellerle rekabet edecek hali olmayan küçük çiftçi, bir süre sonra, yüz yıllardır sürdürdüğü doğal tarım tekniklerini ve usullerini terk ederek sertifika alabileceği şekilde tarım yapmaya başlayacaktır. Çünkü kendi malını süpermarketlere, pazarlara, büyük dağıtım zincirlerine ulaştırmasının başka yolu kalmadı ya da kalmayacak. Böylece birbirinden farklı ürünleri birbirinden farklı şekillerde yetiştiren çiftçiler, bir süre sonra dünya üzerinden silinecek.
Küçük çiftçinin ürünlerini aracısız olarak tüketiciye satabileceği kanalların açık olması sağlanmalıdır. Kooperatifçilik yeniden geliştirilmelidir. Gerekirse yasal mevzuat yeniden gözden geçirilmelidir. Günümüzde de örnekleri görülmeye başlanan ama henüz yeterli olmayan organik pazarlar bunun için iyi bir başlangıç oluşturabilir. 
Bunun dışında, ilkokullardan itibaren doğal tarım ve doğal ürün konusu müfredata alınmalıdır.
Sağlıklı toplum, sağlıklı beslenme ile mümkündür. Besin kaynaklarımızda her geçen gün doğal tarımın payını yükseltmeye mecburuz. Başka yolu yok.

arf

Yukarı