İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, güncellenen TS 825 standardının Türkiye’nin enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik hedefleri açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu dile getirdi. Yalıtımın hem ekonomik hem çevresel kazanımlar sağlayan stratejik bir yatırım olduğunu vurgulayan Savcı, doğru uygulamalarla ülke genelinde enerji tasarrufunun önemli ölçüde artırılabileceğini açıkladı.
Enerji verimliliğinin ülkemizde hem ekonomik hem de çevresel açıdan kritik bir başlık haline gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Binalardaki enerji verimliliği uygulamaları bu alanda nasıl bir yer tutuyor?
Yalıtım gerek ülkemizin ekonomik kalkınması gerek enerji verimliliği gerekse sürdürülebilir bir gelecek için milli görevimizdir. Binalardaki yalıtım kalınlığı, daha iyi yalıtım ve daha yüksek tasarruf anlamına gelmektedir. Üst düzeyde enerji verimliliği sağlamak için yalıtım hesaplarında kullanılan U değerlerine dikkat edilmesi gerekmektedir. U değeri hesabında binanın yer aldığı iklim bölgesi, uygulamanın yapılacağı yapı kesitinin özellikleri, uygulama katmanları önem arz etmekte ama en önemli katkı yalıtım malzemesinden gelmektedir. Isı iletkenlik beyan değeri, kısaca lambda değeri ne kadar küçükse ve yalıtım malzemesinin kalınlığı ne kadar fazlaysa o oranda daha iyi yalıtım sağlanabilmektedir. 0,065 W/mK altında lambda değerine sahip ürünler yalıtım malzemesi statüsüne girmekte ve lambda değeri, ürünün doğasına uygun olarak belirli aralıklarda seyretmektedir.

Geçtiğimiz günlerde ülkemizin enerji verimliliğine ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayacak büyük bir adım atılarak, binaların U değerlerini ve yalıtım kalınlıklarını düzenleyen TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı güncellenmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’mız tarafından hazırlanan ve 20 Şubat 2025 tarihinde resmi gazetede yayınlanan tebliğ ile revize edilen TS 825 Isı Yalıtımı Standardı 01 Nisan 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Binaların enerji performansını artırmak ve çevresel etkilerini azaltmak amacıyla hazırlanan bu standartta oldukça kapsamlı düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle de binalarda sadece ısı yalıtımı değil soğutma ihtiyacı da göz önünde bulundurularak, ülkemizin enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik hedefleri için çok önemli döneme adım atılmıştır. Yenilenen standartlarla, ısıtma amaçlı yalıtıma gereksinim duymazken, soğutma kaynaklı enerji kullanımının yüksek olduğu ılıman, sıcak iklim kuşaklarında da yalıtım uygulamalarının artması ve ülke genelinde enerji kullanımının azaltılması hedeflenmektedir.
Türkiye’deki iklim bölgelerinin 4’ten 6’ya çıkarıldığı, ısı yalıtımının yanı sıra soğutma yüklerinin hesaba katıldığı ve yalıtım kalınlıklarının dolayısıyla enerji kullanımının iyileştirildiği bu standart en son 2008 yılında revize edilmişti. Uzun yıllar sonra iklim bölgelerinin yeniden sınıflandırılmasını ve yalıtım kaynaklarının standartlara uygun bir hale getirilmesi gibi önemli konuları içeren bu güncelleme, enerji tasarrufunu büyük oranda artırma potansiyeli ile ülkemizin sürdürülebilirlik hedeflerine yönelik büyük bir adım olmuştur.
Özellikle güney bölgelerimiz başta olmak üzere ülkemizin sıcak bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımız binalarının yalıtım ihtiyacı olmadığı yanılgısına kapılabilmektedir. Ancak, soğutma için harcadığımız enerjinin ısıtma için harcadığımız enerjiden 3 ila 4 kat daha fazla olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla binalarımızda soğutma için daha fazla yalıtıma ihtiyacımız bulunmaktadır. Yenilenen standartla birlikte; genellikle ısıtma amaçlı yalıtıma gereksinim duymazken, soğutma kaynaklı enerji kullanımının yüksek olduğu ılıman, sıcak iklim kuşaklarında da yalıtım uygulamaları zorunlu hale getirilerek, ülke genelinde enerji kullanımının azaltılması hedeflenmiştir.
Yalıtım, enerji tasarrufunun temel taşı olarak görülüyor. Isı ve ses yalıtımının enerji maliyetlerini düşürmedeki rolünü ve bu alandaki farkındalık seviyesini nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye’nin cari açığının en önemli nedeni tüm ithalat içindeki yüzde 20-25 gibi ciddi bir paya sahip olan enerji ithalatıdır. Türkiye olarak milyarlarca dolar ödeyerek kullandığımız enerjiyi yurt dışından satın almaktayız. Tükettiğimiz enerjinin yüzde 40’ı binalarda, yaklaşık yüzde 30’u sanayide, geri kalanı da ulaşım ve tarım gibi alanlarda kullanılmaktadır. Bu denli dışa bağımlı olduğumuz enerji tüketiminde tasarruf konusunda almamız gereken çok önemli bir yol bulunmaktadır.
Bu zamana kadar sadece yönetmeliklere uygun yapılan yalıtım ile bir bina, yalıtımsız bir binaya göre yüzde 60’ın üzerinde enerji tasarrufu sağlamaktadır. nSEB konsepti ile inşa edilen binalarda ise tüketilen enerjinin yüzde 90’a kadar azaltılabilmesi mümkün olmaktadır.
Tüm bu verilere rağmen ruhsat sayılarına bakıldığında Türkiye’deki binaların yüzde 25’i yalıtım ile ilgili mevzuatların kapsamındadır. Unutmamak gerekir ki yalıtım kendini geri ödeyen bir sistemdir. Ülke ve hane ekonomisine katkı sağlamasının yanı sıra zararlı gaz salımlarının azaltılması ve çevreye katkısı da göz ardı edilemez boyuttadır. Bu nedenle her zaman yalıtıma ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.


