MSCI’nin 2025 yılı için öngördüğü sürdürülebilirlik trendleri, yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor ancak karşılaşılacak büyük zorlukları da gözler önüne seriyor. Bu on yılın ikinci yarısı, jeopolitik gelişmeler, teknolojik devrimler ve çevresel sorunların etkisiyle büyük değişimlere sahne olacak. Enerji sistemindeki dönüşüm, kullanıcılar ve tedarikçiler üzerinde geniş kapsamlı etkiler yaratırken, iklimle bağlantılı olayların artan etkisi ve yapay zekanın ekonomiye entegrasyonu yeni risk alanları olarak ön plana çıkacak.
MSCI Sürdürülebilirlik Enstitüsü’nün yaptığı bir ankete göre, 350 finans sektörü katılımcısı, aşırı hava olaylarının makroekonomik düzeyde ciddi hasara yol açabileceği konusunda hemfikir. Dolayısıyla veriler, 2025’te yatırımcıların iklim uyumuna yönelik risk ve fırsatları değerlendirme eğilimine gireceğini gösteriyor. İklim değişikliğinin neden olduğu fiziksel riskler, yalnızca uzun vadeli değil, artık kısa vadede de yatırımcıların gündeminde yer alıyor. Nitekim aşırı hava olaylarının sigorta primlerini artırabileceği veya bazı bölgelerde gayrimenkulleri sigortalanamaz hale getirebileceği de belirtiliyor. Bu durumun sadece sigorta sektörüyle sınırlı kalmayarak emlak finansmanını ve hatta genel ekonomiyi etkileyebileceği belirtiliyor.
Bazı şirketler, yeşil tahvil piyasasından sağladıkları finansmanla aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılıklarını artırmaya yönelik yatırımlar yapıyor. Bunun yanı sıra, yağmur suyu hasadı, geçici sel bariyerleri ve arama kurtarma amaçlı drone kullanımı gibi yenilikçi çözümler de dikkat çekiyor.
Yatırım stratejileri, sosyal risklerin artan rolüne göre yeniden şekilleniyor
Son yıllarda küresel hisse senedi piyasalarının dinamikleri, sürdürülebilirlik riskleri açısından önemli değişimlere sahne oldu. Teknoloji sektörünün yükselişi, enerji, endüstriyel ürünler ve malzemeler gibi daha yüksek karbon emisyonuna sahip sektörleri gölgede bıraktı. MSCI ACWI Endeksi’nde bilgi teknolojileri sektörü 2024 yılına kadar, endeksin ağırlığını önceki on yıla kıyasla iki katına çıkardı ve en büyük sektör haline geldi. Bu dramatik değişim, sürdürülebilirlik risklerini de yeniden şekillendirdi. Çevresel risklerin yerini giderek sosyal riskler almaya başladı. İnsan sermayesi yönetimi, veri güvenliği ve tedarik zinciri sürdürülebilirliği gibi konular, yatırımcıların göz önünde bulundurması gereken temel meseleler haline geldi. Son on yılda, sosyal risklerin şirketlerin finansal performansını öngörmede kritik bir gösterge olduğu ortaya çıktı. Teknoloji ve iletişim hizmetleri gibi sektörlerde, insan sermayesi ve veri yönetimi konuları giderek daha kritik hale geldi.
Yapay zeka yeni zorluklar yaratıyor
Yapay zeka harcamaları hızla artmaya devam ediyor ve 2025 itibarıyla bu alana yatırım yapan şirket sayısının iki katına çıkması bekleniyor. Ancak veri toplama ve işleme süreçlerinin, yapay zeka modellerinin başarısındaki kritik rolü giderek daha faza sorgulanıyor ve bu durum yatırımcılar ile düzenleyicilerin temkinli bir yaklaşım benimsemesine neden oluyor.
Yapay zeka, sağlık sektöründe de önemli bir potansiyele sahip. Klinik iş akışlarını iyileştirmekten ilaç keşfine kadar pek çok alanda kullanılıyor. Ancak bu potansiyel, doğru türde ve yeterli miktarda eğitim verisine erişimle doğrudan bağlantılı olarak ortaya çıkıyor. Büyük veri setlerine erişim eğitim zorluklarını çözebilir gibi görünse de uygun izinler olmadan bu verilere ulaşmak ciddi hukuki sorunlara yol açabiliyor. 2025’te yürürlüğe girecek AB Yapay Zeka Yasası gibi düzenlemeler, şirketlerin kullandıkları veri setlerini açıklamalarını zorunlu kılıyor. Ancak halka açık verilerin bile ticari amaçlarla kullanımının yasal ve etik sonuçları olabileceğinin unutulmaması gerekiyor.
Yapay zekanın sorumlu kullanımıyla ilgili politikalar yatırımcılar ve düzenleyiciler için kritik önem taşıyor. Ancak 2024 itibarıyla incelenen şirketlerin yaklaşık yarısı, bu konuda herhangi bir politika açıklamamış durumda.
2025 yılı karbon pazarları için bir dönüm noktası olabilir mi?
Son yıllarda, gönüllü karbon kredi piyasaları, büyüme ile kalite kontrolü arasında bir denge arayışına girmiş durumda. 2022 ve 2024 yılları arasında karbon kredilerine dair artan endişeler, fiyatlar ve işlem hacminde duraklamaya yol açtı.
Bununla birlikte, Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (SBTi) çerçevesinde netleşen enerji geçişi ve iklim taahhütleri piyasadaki talebi canlı tutuyor
Yeni talep kaynakları arasında, uluslararası havacılığın emisyon artışlarını dengelemek için başlatılan Karbon Offsetleme ve Azaltma Sistemi (CORSIA) gibi projeler öne çıkıyor. Ayrıca Paris İklim Anlaşması çerçevesinde ülkeler ve şirketler arasındaki karbon kredi transferlerini resmileştiren Paris İklim Anlaşması Kredileme Mekanizması (PACM) ile ilgili önemli ilerlemeler de sağlanıyor. COP29 zirvesinde atılan bu adımlarla beraber, karbon kredilerinin 2025 itibarıyla daha da yaygınlaşması öngörülüyor. MSCI Carbon Markets tarafından yapılan analizler, 2024 Temmuz ayına kadar kaydedilen gönüllü karbon projelerinin %47’sinin düşük kaliteli olarak sınıflandırıldığını gösteriyor. Buna karşın, en yüksek kaliteli projelerin sayısı ise sınırlı kalıyor. Ancak en düşük puanlı projelerin oranı son iki yılda %29’dan %15’e düşerken, A ve AA kategorisindeki projelerin kullanımının iki katına çıktığı görülüyor.
Özellikle atmosferden karbondioksit çeken mühendislik ve doğa tabanlı projeler bu trende öncülük ediyor. Şimdiye kadar, ICVCM tarafından belirlenen Temel Karbon Prensipleri (CCPs) için ilk karbon kredileme metodolojileri de açıkladı. Karbon kredileri kullanımıyla ilgili eleştirilerden birini de şirketlerin bu kredileri, kendi karbon emisyonlarını azaltmak yerine satın alarak ikame ettiği iddiası oluşturuyor. Ancak MSCI ACWI Yatırılabilir Pazar Endeksi’ndeki 8.844 şirketin analizine göre, karbon kredisi kullanan şirketler, kullanmayanlara kıyasla daha şeffaf olma eğiliminde ve daha güçlü emisyon azaltma hedeflerine sahip konumda yer alıyor.
Bu gelişmeler, karbon kredi pazarının 2025’te yeniden ivme kazanabileceğini gösteriyor. Eğer bu öngörüler gerçekleşirse, 2030 yılına kadar piyasanın büyüklüğü 1,5 milyar dolardan 7 ila 35 milyar dolara, 2050’de ise 45 ila 250 milyar dolara ulaşabilir.
LEGRAND, BU YIL DA İKLİM A LİSTESİ’NE GİRDİ
Legrand, 2024 Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project-CDP) İklim Değişikliği Programı’nda varlığını sürdürerek Global A Listesi’nde bu yıl da yer aldı. Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk, “Legrand olarak çevresel sorumluluğumuzu tüm faaliyetlerimizin merkezine koyuyoruz. CDP’den alınan A notu, bu taahhüdümüzün somut bir göstergesi. Globalde elde edilen bu başarı, Legrand’ın sürdürülebilirlik stratejisinin ne kadar güçlü ve kararlı bir şekilde uygulandığını ortaya koyuyor. Legrand Türkiye Grubu olarak biz de aynı vizyon doğrultusunda hareket ediyor, enerji verimliliğini artıran ve karbon ayak izimizi minimize eden çözümleri hayata geçiriyoruz.” dedi.

SABANCI, 8 ŞİRKETİYLE CDP KÜRESEL LİDERLER LİSTESİNDE
Carbon Disclosure Project (CDP), 2024 yılı Küresel Liderler listesini yayımladı. Sürdürülebilir yaşama hizmet etmeyi, Topluluk Vaadi’nin merkezine koyan Sabancı, listede 8 şirketiyle yer alarak sürdürülebilirlik alanındaki öncü konumunu bir kez daha ortaya koydu. Sabancı Holding’in yanı sıra, CDP’ye raporlama yapan diğer 10 topluluk şirketi arasında yer alan Akbank, Brisa, Carrefoursa, Çimsa, Enerjisa Enerji, Kordsa ve Teknosa listede Türk iş dünyasını temsil etmeyi başardı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, sürdürülebilirlik alanındaki kapsayıcı çalışmalarının dünyanın önde gelen kuruluşları tarafından ödüllendirilmesinden büyük memnuniyet duyduklarının altını çizdi
BEYÇELİK GESTAMP, SKORUNU İKİ BASAMAK YÜKSELTTİ
Beyçelik Holding ve İspanyol Gestamp ortaklığı ile otomotiv yan sanayi alanında faaliyet gösteren Beyçelik Gestamp, Karbon Saydamlık Projesi (CDP-Carbon Disclosure Project) 2024 İklim Değişikliği değerlendirmesinde B+ notu aldı. Beyçelik Gestamp böylece 2023 yılında C+ olan skoru iki basamak yükseltmiş oldu. Beyçelik Gestamp İnsan, Teknoloji ve İnovasyon Direktörü Uğur Cem Yıldız “Sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında toplumsal fayda sağlamanın yanından kısa, orta ve uzun vadeli karbon azaltma projelerini hayata geçirmeyi planlıyoruz. Hepimizin ortak kaygısı olan sürdürülebilir gelecek için bundan sonra da aynı kararlılıkla atacağımız adımlar sayesinde CDP notumuzun çok daha yukarılara çıkacağına inanıyoruz.” dedi.
BORÇELİK, SU GÜVENLİĞİ PROGRAMI’NDA EN YÜKSEK NOTU ALDI
Borusan Grup şirketlerinden Borçelik, sürdürülebilirlik yolculuğunda önemli bir kilometre taşına daha ulaştı. Borçelik, dünyanın en büyük çevresel raporlama platformu olan CDP’nin 2024 yılı değerlendirmesi sonucunda, Su Güvenliği Programı’nda A skoru ile “Liderlik”, İklim Değişikliği Programı’nda ise B skoru ile “İyi Yönetim” seviyesinde yer aldı. Borçelik İcra Kurulu Başkanı Kerem Çakır, CDP Su Güvenliği Programı’nda A skoru ve İklim Değişikliği Programı’nda B skoru alınmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken şu ifadeleri kullandı: “Sürdürülebilir su yönetimi, düşük karbon ekonomisi ve çevresel risklerin azaltılması konusunda proaktif yaklaşımlarımızı sürdürmeye kararlıyız. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma hedefimiz doğrultusunda, yenilikçi çözümler geliştirmeye ve sürdürülebilirlik alanındaki liderliğimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.”
L’ORÉAL GRUP, CDP’DEN 9 YIL ARALIKSIZ 3A ALAN TEK ŞİRKET
L’Oréal Grup, Carbon Disclosure Project (CDP) tarafından iklim değişikliği, ormanlar ve su güvenliği konularındaki kurumsal şeffaflık ve performansındaki liderliği ile dokuzuncu kez prestijli yıllık ‘A Listesi’nde yer alarak, CDP’den 9 yıl aralıksız 3A alan tek şirket olmayı sürdürüyor. L’Oréal Grup CEO’su Nicolas Hieronimus, “CDP’den dokuzuncu kez art arda üçlü ‘A’ puanı almak, ekiplerimizin sürdürülebilirliğe sarsılmaz bağlılığını ve sürdürülebilirliğin iş modelimize derinlemesine entegrasyonunu gösteriyor.” derken, L’Oréal Grup Kurumsal Sorumluluk Direktörü Ezgi Barcenas ise “Değer zincirimizde anlamlı bir dönüşüm yaratmak için şeffaf bir şekilde iş birliği içinde çalışmaya kararlıyız.” dedi.
VAKIFBANK, GLOBAL A LİSTESİNDE
VakıfBank, iklim değişikliğiyle mücadelede gösterdiği başarılı performansla, dünyanın en büyük çevresel raporlama platformu olan Karbon Saydamlık Projesi (CDP) tarafından en yüksek seviyede değerlendirildi. 2024 yılı CDP sonuçlarına göre, Banka İklim Değişikliği Programı’ndaki “A” notunu korurken, Su Güvenliği Programı’ndaki notunu bir basamak yükselterek “A” seviyesine çıkardı. Dünyanın geleceğine katkıda bulunmayı temel misyonlarından biri olarak tanımladıklarını kaydeden VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, “CDP’de elde ettiğimiz bu çifte ‘A’ derecesi, gezegenimize karşı sorumluluğumuzun da güçlü bir yansımasıdır. Her iki programda “Global A” listesinde yer almak, çevresel etkilerimizi en aza indirme, kaynak verimliliğini artırma konusundaki istikrarlı çabalarımızın uluslararası ölçekte takdir edilmesi anlamına geliyor.” dedi.