Ana içeriğe atla

apti

BU KRİZDEN GALİP ÇIKAN TEK ŞEY: ÜRETİMİN GÜCÜ

10.04.2020 - 09:54

Mentor Grup Ortağı Hakan Çınar: “Bu süreçten galip çıkan bir kavram var. O da üretimin gücü. Üretim gücüne sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Üretemediğiniz sürece sahip olduğunuz paranın bir önemi yok maalesef."

Hizmetix olarak koronavirüsün ekonomiye etkilerini değerlendirdiğimiz Ekonomiye Bakış programı kapsamında dünkü konu başlığımız ‘Ticaretin Dengeleri ve Dünyanın Geleceği’ oldu. Bu konuyu Mentor Grup Ortağı Hakan Çınar ile birlikte masaya yatırdık. Çınar’ın, virüsün ardından nasıl bir dünya bırakacağına ilişkin görüşleri şöyle:

- Koronavirüsün etkisiyle Çin’deki fabrikalar üretim yapamıyor. Bu durum dünya ticaretini nasıl etkiler? Kısaca bilgi verir misiniz?

Çin’de şu an az sayıda olsa da faaliyete geçen fabrikalar var. Ancak genele baktığımızda fabrikaların büyük bölümü kapalı. Birçok hizmet sektörü faaliyet yapamaz durumda. Çin’in dünyanın bir fabrikası olması sebebiyle üretimi düşüyor. Bu endişe verici bir durum ve bu tüm dünyayı etkiler. Çin, uzun bir süredir birçok sektörde üretici rol üstlendi. Hindistan ve Vietnam gibi ülkeler de üreteci konumundalar ama Çin’in 1,7 milyar nüfusu var. Bu halk üretim yapmaya alışmış. Bir anda böyle bir ülkenin üretimi kesmesi inanılmaz bir olay. Şüphesiz bütün dünyayı etkileyecektir.

TİCARİ DENGELER DEĞİŞECEK

- Çin'deki bu durum Türkiye’ye bir fırsat olarak döner mi? Bu noktada firmalara tavsiyeleriniz nelerdir?

Tabi ki de ‘Türkiye, bu işten nasıl nemalanır?’ sorusu geliyor hemen akıllara. Türkiye bunu fırsata çevirebilir. Tedarik zinciri anlayışı değişiyor yavaş yavaş. Normalleşme sürecine girince ülkeler, sorgulamaya başlayacaklar kendilerini. Ancak Türkiye, bunu fırsata çevirmek için tamamen hazır değil. Koronavirüs, beklenen bir olay değildi. Türkiye’de altyapısı belli ölçülerde hazır olan sektörler var ama birdenbire yakalandık bu sürece. AB’ye ihracat yaptığımız sektörler de fırsatlar bekliyor bizleri. Üretim kapasitemiz ve kalifiye elamanımız belirli bir ölçüde var. Çin’in bütün üretimini alabiliriz demek de imkansız. Talep de adetler de küçülecek. AB’nin bundan sonra ürün tedarik anlayışı değişecek. Büyük ölçekli sipariş yerine daha az adetli ve sık siparişe yönelecek. Bunda da Uzakdoğu’dan vazgeçecek. Daha yakın ülkelerden ürün tedarik edecek özetle.

Bu süreçten galip çıkan bir kavram var. O da üretimin gücü. Üretim gücüne sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Üretemediğiniz sürece sahip olduğunuz paranın bir önemi yok maalesef. Bu süreçten sonra özellikle tarıma, dikey tarıma yönelecek ülkeler. Yine hayvancılık önem kazanacak. Bunun yanında sağlık sektörlerinde de iyi fırsatlar yakalıyor olunacak.

- Sektörlere temas etmişken, lojistik sektörü nasıl etkilendi?

Lojistik sektörü çok etkilendi, gümrükler ve sınırlar etkilendi. Etkilenmeye de devam edecek. Ancak Türkiye lojistikte sınavı başarıyla götürüyor. Gümrüklerimiz ve gümrük çalışanlarımız da aynı şekilde. Ülkemizde lojistik sektörü bu sürecin altından iyi kalktı şu ana kadar.

TÜRKİYE, GÜÇLÜ DURABİLİRSE BU SÜRECİ FIRSATA ÇEVİRİR

- Dünyada eksen kayması olur mu?

Bu bir parça olacak. Üretim yerleri biraz değişecek. Süreci kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere üçe ayırabiliriz. Kısa vade de bir parça eksen kayması olur ancak uzun vadede tekrar eski alışkanlıklara geri dönülür. Yine emek yoğun olan Çin gibi ülkeler eskiye döneceklerdir. Ancak Türkiye olarak bunu fırsata çevirmeliyiz. Uzakdoğu’daki bütün fırsatları kendimize çeviremeyiz ama katma değerli ürünlerde üretimi kendimize çekebiliriz. Fırsatı değerlendirebilmek için de dış politika çok önemli. Ülkelerle kavgalı değil, barışık olmak çok önemli ticarette. Kartlar yeniden dağıtıldığında bunu fırsata çevirmek için şimdiden diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurmalıyız. Türkiye doğru politikalarla bunu başarabilir. Şimdi güçlü durabilme, bu krizi sağlıklı atlatabilme sınavındayız. Öncelikle ringden dik bir şekilde kalkıp tekrar yola koyulabilirsek, ülke ve milletçe kazanırız. Bu konuda birlikteliğimizi kaybetmeyelim.

- Virüse rağmen ABD ile Çin iş birliğine yanaşmıyor. Aksine, itham edici söylemler eşliğinde büyük bir güç rekabetine şahitlik ediyoruz. Bu süreç ticaret savaşlarını hangi boyuta taşır?

Ticaret savaşları bir süredir gündemimizdeydi. 2017-2018 de bunu konuştuk. 2019’un son çeyreğinde ticaret barışı oluştu gibi göründü. Ama ben bu görüntüye inanmamıştım. Bana göre sahte bir birliktelikti bu. Şu an da görüyoruz ki ABD-Çin arasında ticaret savaşı artık bundan sonra başlayacak. İki ülke arasındaki çatışma koronavirüsle birlikte daha ilginç bir hale geldi. İki ülkede salgın konusunda birbirleri suçluyorlar.

Şu an önce bir ringi boşaltmak lazım. Bu şu demek; bütün ülkeler dayak yemiş durumda. Koronavirüs bizleri dövmeye devam ediyor. Önce bunun bitmesi ve ringden inmemiz lazım. Bu süreçten hem ABD hem de Çin zararlı çıkıyor. İki ülke ringden indikten sonra ticaret savaşları kaldığı yerden devam edecek.

AB ÇÖZÜLMEYE BAŞLAYACAK

- İspanya Başbakanı Sanchez, AB’ye çağrıda bulunarak, “Vatandaşlarımız ölüyor. Ya bize yardım edersiniz ya da birliğimiz çöker” demişti. Bu süreç AB için bir çözülme süreci olur mu?

Az önce belirttiğim gibi bütün ülkeler panik ve endişe halinde. Hepsi ringdeler. Bu ringde de birbirlerini daha iyi tanıyorlar. Kendilerine kim yardım ediyor, kim sırt çeviriyor, bunu görüyorlar. Ve AB’de, kendi içinde çözülmeye başladı. AB içinde dayanışmanın olmadığı ortaya çıktı. Bunun birliği çözülmeye götüreceği aşikar. Birçok uzman AB’nin devamında endişeli. Bu çözülmeye hazırlıklı olunmalı. Tabi ki de bu bir anda olmayacak, bu çözülme uzun sürecek.

AB, kısa vade de çözülmese bile ürün tedarik anlayışını değiştirecek. Tedariki Uzakdoğu yerine yakına alacak. Türkiye bu konuda eli güçlü bir ülke. Kendini ispatlamış bir ülke. Ancak yeni ticari politikalar izlemek gerekiyor. Bunun için siyasi iradeye çok büyük görev düşüyor.

- Dünyaya önce 'win'ler yani ‘hep ben kazanayım’, sonrasında da 'win-win'ler yani ‘ben kazanıyorum biraz da sen kazan’ anlayışı hakim oldu. Peki koronavirüs sonrası bu anlayış değişir mi?

Herkes pabucun pahalı olduğunu gördü. Ne kadar güçlüyüz desek de işin bu kadar kolay olmadığı ortaya çıktı. Sağlık gibi bir tehditle başa çıkamadığımız görüldü. Burada sadece kapitalizmi suçlamamak gerekiyor. Bir yandan kapital yaşantı sınırları belli ölçüde ortadan kaldırırken, diğer yandan insanlar da daha fazla ‘ben’ demeye başladı. Bu da bir dengesizliğe yol açtı. Belli dengelere gelmek için koronavirüs ektili olacaktır. Herkes şu anda ‘başımıza neler geldi’ diye sorguluyor.

DİJİTAL PARAYA GEÇİŞ DAHA HIZLI OLACAK

- Kağıt paranın kalkacağı ve kripto paralar ile dijital ödeme sistemlerine geçileceğine ilişkin söylemler de artık daha gür çıkıyor. Nakitsiz bir hayat yakın mı?

Bitcoin, kripto paralar, bunlar yavaş yavaş hayatımıza girdi. Koronavirüs de bunların önümüze gelmesi için bir itici güç oldu. Bitcoin’in bir başlangıcı var. Dijital paraya geçiş daha hızlı olacak. Dijital paraya olan ihtiyaç bu süreçle birlikte daha fazla ortaya çıktı. Dokunmak zorunda olmadığımız ama sanal olarak her an ve her yerde kullanabildiğimiz paranın önemini görmüş olduk. Türkiye’de bu sürece hazırlıksız yakalanmamak için mevzuatlarını hazırlamalı.

- Teknolojik anlamda nasıl bir dönüşüm bekliyor bizleri? Yapay zeka, robotlar ve online ticaretin arttığı bir dönemde temassız yaşam geleceğin trendi mi olacak?

Teknoloji çok hızlı gelişecek. Teknoloji zaten yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Her ne kadar koronavirüsü tedavi edemesek de teknoloji sayesinde hayatımızı üretim olmadan da devam ettirebiliyoruz. Bundan sonraki süreçte de ringden çıktığımız da teknolojinin önemi çok daha iyi anlaşılacak. Herkes yeniden beyaz bir sayfa açmaya çalışacak. Herkes, kendini sorgularken diyecek ki, ‘Bizim teknolojiyi, tarımı, hayvancılığı daha da kuvvetlendirmemiz lazım.’

- Ülkeler ekonomiyi ayakta tutmak için ardı ardına paketler açıklıyor. Türkiye’de verilen teşvikler yeterli mi?

Maalesef yeterli değil. Bütün işletmeler teşvikleri iyi niyetli buluyor ama bu desteğin yeterli olmadığını görüyoruz. Burada ekonomiyi üçe ayırmak lazım. Birincisi ev ekonomisi, ikincisi ülke ekonomisi, üçüncü de dünya ekonomisi. Ev ekonomisi bakacak olursak, insanlar maaş almıyorsa, bu kişilerin kaygıları olacak. İşveren de diyor ki, ‘Dükkanım kapalı, biz ne yapacağız?’ Endişe içindeler. Ülkeler de haklı, vergi kaybına uğruyorlar. Bu süreç beklenmedik bir durum, bütün işletmeleri finanse etmek zor. Ama ülkeler bu süreçler de kendilerini hissettirirler. Verdikleri teşviklerle insanların endişelerini giderirler. Biraz daha iyi teşviklerle firmaları rahatlatmak lazım. Eğer bu süreci iyi yönetemezsek pek çok firma ayakta kalamayacak ve çok sayıda insan da işsiz kalacak. Daha fazla teşvikler gelmeli.

- Virüsle birlikte kapitalizm de tartışılır hale geldi. Kapitalizm nasıl bir dönüşüm yaşar?

İnsanlar şu an kapitalizmin sebep olduğu sonucu tartışmaya başladılar. Kapitalizmi tartışmak yerine, şunu sorgulamalıyız. Bütün dünyanın kaderini belirleyen şey tüketici davranışıdır. Kapitalizmi de ortaya çıkaran biziz. Biz tüketmeyi seviyoruz. Biz ne kadar tüketmek istersek kapitalizm de hep var olacaktır. Herkesin evinde minimum 4-5 ayakkabısı var. Biz aslında çabuk tüketen, çabuk yenisini isteyen bir topluluk olduk. Bu da markalaşmayı ve sermaye gücünü doğuruyor. Kendi yaşantımızı değişikliğe uğratırsak, yetinmeyi öğrenirsek mevcut tüketici davranışını da değiştirebiliriz.

 

ghjjh

Yukarı