Tarihsel olarak çok sayıda büyük deprem yaşamış bir ülke olan Türkiye’de depreme karşı dayanıklı konutların inşa edilmesi bir zorunluluk halini aldı. Son yıllarda yaşanan büyük depremler, bu konuda atılacak adımların önemini bir kez daha gözler önüne sererken, özellikle deprem riski taşıyan eski ve riskli yapıların yenilenmesi açısından kentsel dönüşüm çalışmalarına da hız kazandırıldı. Türkiye, deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak, depreme dayanıklı konut üretimini her geçen gün daha fazla önemseyen bir noktaya geldi. Bu konuda atılacak her adım, sadece yapıların sağlamlığını değil, aynı zamanda vatandaşların güvenliğini de doğrudan etkilerken, hayata geçirilen kentsel dönüşüm projeleri, özellikle deprem riski taşıyan eski ve riskli yapıların yenilenmesi açısından büyük bir önem taşıyor. Son yıllarda, Türkiye’de kentsel dönüşüm oranlarında ciddi bir artış yaşanırken, başta deprem riski taşıyan bölgeler olmak üzere Türkiye genelinde yapımına başlanan sosyal konut projeleri de barınma sorununu ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda inşaat sektörünün önde gelen temsilcilerinin görüşlerini de alarak bu konuya dair çözüm önerileri ve yol haritasını siz değerli okurlarımızla buluşturuyoruz.
DEPREME DAYANIKLI YAPILAR İNŞA EDİLMESİNE ODAKLANMALIYIZ
Türkiye’de depremin bir ülke gerçeği olduğunu söyleyen Türkiye Müteahhitler Derneği (TMB) Başkanı M. Erdal Eren, depremleri önleme şansımız olmadığını ifade ederek, depremlerde yıkılmayacak binalar, işyerleri ve alt yapıların inşa edilmesine odaklanılması gerektiğini vurguladı. Deprem bölgesinin yeniden imarı ve depreme dayanıklı yapı stokuna olan ihtiyaçla ivme kazanan kentsel dönüşüm projeleriyle artan talebin, konut satış rakamlarına yansıdığını aktaran Eren, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “Türkiye’nin yıllık yeni konut ihtiyacı yaklaşık 800 bin ile 1 milyon arasında değişiklik gösterirken, bu rakamlara deprem sonrası yaklaşık 650 bin yeni konut eklenmiştir. Bununla birlikte, yaklaşık 6-7 milyon konutun riskli olduğu ve yenilenmesi gerektiği belirtilmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi (TOKİ), yıllık ortalama 50 bin olan konut ihale sayısını 2023 yılında 162.061’e, 2024 yılında ise 205.729 konuta çıkarmış, ancak kuruluşundan bugüne kadar geçen 20 yılı aşkın sürede toplamda 1 milyon 495 bin 526 konut inşa etmiştir. Tüm odağın deprem bölgesindeki konutların inşasına yoğunlaştırılacağı düşünüldüğünde, önümüzdeki dönemde yeni konut arzı sorunu devam edecektir. Özellikle deprem uzmanlarınca yaklaştığı sıklıkla dile getirilen olası depremler göz önüne alındığında, afet öncelikli kentsel dönüşümün ivedilikle gerçekleştirilmesi elzem bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İhtiyaç duyulan dönüşüm için devlet tarafından arsa maliyetlerini düşürecek adımların atılması, finansman kolaylığı ve sektörün yaşadığı nitelikli ara eleman sıkıntısı ile ilgili köklü reformların yapılması beklenmektedir.”

ŞEHİRLER, FAY HATLARI VE ZAYIF ZEMİNLİ BÖLGELERDEN UZAKLAŞTIRILMALI
İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON), Türkiye İnşaat Sektörü Çalıştayı’nın sonuç bildirisini kamuoyuyla paylaştı. Bildiride, inşaat sektöründe mesleki standardizasyonun sağlanması ve sektörün daha disiplinli hale getirilmesi amacıyla bir müteahhitler odası kurulması talebinde bulunuldu. Bildiride, deprem riskinin azaltılmasının İMKON’un birinci hedefi olduğu belirtilerek, şehirlerin fay hatları ve zayıf zeminli bölgelerden uzaklaştırılması gerektiği vurgulandı. Sağlam zeminli bölgelerin belediyeler tarafından hızlıca imara açılması ve altyapı hizmetlerinin bu bölgelere taşınması önerildi. 2000 yılı öncesi yapılan ve denetimsiz olan binaların kontrol edilmesi, beton kalitesi düşük çıkan yapıların boşaltılarak riskli alan ilan edilmesi gerektiği ifade edildi.
DEPREMLER KENT ÖLÇEĞİNDE ELE ALINMALI
İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ve Yuva Projesi iş birliğiyle Coming Together & Building Back Better başlıklı sempozyumda konuşan Pritzker Ödüllü Mimar Alejandro Aravena, 2010 yılında Şili’de meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki deprem ve ardından yaşanan tsunami sonrasında uygulanan şehir planlama stratejilerini, alınan önlemleri ve daha dirençli kentler inşa ederken dikkat ettikleri temel unsurları aktardı. Şili’nin Constitución kentinin yeniden inşa sürecinde görev aldığını aktaran Aravena, “Devlet bize 100 gün süre verdi ve bu sürede şehir için strateji geliştirmemiz gerekiyordu. Mimarlık ekibimizin yanı sıra mühendisler, iletişim uzmanları ve turizm danışmanları ile çalıştık. Çünkü bir kenti yeniden inşa etmek yalnızca bina yapmak değil; aynı zamanda sosyal ve ekonomik boyutları da kapsayan bir süreçti.” dedi. Bu noktada kamu-özel sektör iş birliğinin kritik bir rol oynadığını ifade eden Aravena, “Hızlı hareket edebilmek için ihale süreçleri esnetildi ve özel sektör devreye alındı. Bu iş birlikleri sayesinde süreci çok daha hızlı ve etkili yönettik. Süreç yürütürken bu iş birliğine yerel halkın katılımı ve farklı süreçlerde katkısını da dahil etmek için toplantılar düzenledik. Yani bizlerin 4P olarak adlandırdığı, Kamu-Özel Sektör-Kişiler (Public- Private-People) üçgenini Katılımcılık (Participation) üst başlığı ile bir araya getirerek oluşturduğumuz bir birliktelik stratejisi ile ilerledik.” diyerek depremlerin sadece bina ölçeğinde değil; kent ölçeğinde ele alınması gerektiğini vurguladı.
KONUT ERİŞİMİ VE KİRALAR, EKONOMİK DENGENİN ANA UNSURLARINDAN
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyonla mücadelede kritik bir adım olarak konut arzının artırılması ve önümüzdeki yıllarda büyük çaplı bir sosyal konut seferberliği başlatılacağını açıklamasının ardından Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Bodrum Başkanı Sevil Ece Gümüş, konut arzının artırılmasının enflasyonla mücadelede kilit bir çözüm olduğunu ancak bu sürecin stratejik planlama ve sürdürülebilir şehircilik ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Gümüş, son yıllarda konut fiyatlarındaki ve kiralardaki hızlı artışın, halkın enflasyon karşısındaki en büyük şikayetlerinden biri haline geldiğini belirtti.
YEŞİL DÖNÜŞÜM KENTSEL PLANLAMANIN BİR PARÇASI OLMALI
Deprem riski altındaki 7,5 milyon bağımsız birimin yeniden inşası, hem kentsel dönüşüm çalışmalarını hem de 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yeniden yapılanma sürecini daha da kritik hale getiriyor. Bu noktada yalnızca deprem riskinin azaltılması değil, aynı zamanda sürdürülebilir, çevre dostu yaşam alanlarının oluşturulması gerektiğini de vurgulayan Altensis’in Yönetici Ortağı Dr. Emre Ilıcalı, “İnşa edilecek şehirlerde yalnızca eski ve riskli yapıların yerine yenilerini yapmak yeterli değil. Aynı zamanda karbon salımı düşük, çevre dostu binalar ve şehirler geliştirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede sürdürülebilir şehir planlaması, kentsel tasarım ve çevreci teknolojilerin entegrasyonu büyük önem taşıyor.” yorumunda bulundu.
DEPREM RİSKİNE KARŞI NİTELİKLİ ISI YALITIMI
Dayanıklı binalar için yalıtımın önemine dikkat çeken Baumit Türkiye Teknik Müdürü Meltem Bayraktar San, nitelikli ısı yalıtımının binanın enerji verimliliğini artırmanın yanı sıra bina mukavemetini de artırarak deprem anında ve sonrasında yapı güvenliğine katkı sağladığını vurguladı. San; “Yapı cephelerinde doğru ve kesintisiz uygulanmış nitelikli bir ısı yalıtım sisteminin olmaması, binanın zamanla dayanıklılığını kaybetmesine yol açabiliyor. Depreme dayanıklı yapıların oluşturulmasında ısı yalıtımının standart hale getirilmesi, gelecekte yaşanabilecek felaketlerin etkisini en aza indirmeye yardımcı olur. Binaları yoğuşma ve korozyondan koruyabilmek için geç olmadan mantolama yaptırmak, bina ömrünü uzatmaya yardımcı oluyor.” dedi.
SU YALITIMI OLMAYAN BİNALAR 24 YILDA ÇÜRÜYOR
Türkiye’nin yüzde 90’dan fazla bir bölümü deprem kuşağında yer alıyor ve yine nüfusumuzun yüzde 90’ınından fazlası deprem tehlikesi altında yaşıyor. Pek çok büyük depremde çok sayıda kayıp yaşamış ülkemizde maalesef hala çok sayıda riskli bina bulunuyor. Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) Başkanı Emrullah Eruslu, ülkemizde güvenli bina sorununun gündemden hiç düşmemesi gerektiğini dile getirerek, “Bilim bize depremde yıkılan binalarda korozyona işaret ediyor. Suyun kolonlar, duvarlar gibi taşıyıcı yapı elemanlarına nüfuz etmesi, betonun içindeki demirin paslanmasına yani korozyona neden oluyor. Korozyon ise yapının yük taşıma kapasitesini azaltıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şakir Erdoğdu’nun araştırmasına göre; suya maruz kalan bir donatı, 5 yılın sonunda taşıma kapasitesinin yüzde 50’sini, 15 yılın sonunda yüzde 90’ını, 24 yılın sonunda ise tamamını kaybediyor. Yani herhangi bir deprem ya da dış etken olmadan bile sadece donatı korozyonu ile bir yapının çökmesi söz konusu. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, yüzde 79’u hasarlı bulunan 55 bin 651 konut ve işyerinin yüzde 64’ünde korozyon tespit edilmişti. Tüm bu veriler gösteriyor ki biz fark etmeden korozyon binaları içten içe hızla çürütüyor.” dedi.
DEPREM HAFTASI’NDA YAPI GÜVENLİĞİ: 8 TEMEL ÖNERİ
Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Hinginar, depremde yapı güvenliğinin hayati öneme sahip olduğunu belirterek, “Binalar projeye uygun olarak inşa edilmeli, kaçak kat eklenmemeli ve yapılar mühendislik hesaplarına uygun şekilde yapılmalıdır. Deprem etkilerini azaltmak için bina ağırlığı hafifletilmeli ve hafif yapı elemanları tercih edilmelidir. Yapının inşasında kaliteli ve nitelikli malzeme kullanılmalı, malzemeler doğru bir şekilde uygulanmalıdır. Yapının uzun ömürlü olması için korozyon ve rutubete karşı gerekli önlemler alınmalıdır. İnşaat süreci, nitelikli müteahhitlik hizmeti sunan firmalar ile alanında uzman mimar ve mühendisler tarafından yürütülmelidir. Binanın denetim süreçlerinden geçtiğinden emin olunmalı ve bağımsız yapı denetim hizmeti alınmalıdır. 2000 yılından önce inşa edilmiş binaların dayanıklılığı kontrol edilmelidir. Bina yaşı önemli bir kriter olarak değerlendirilmeli ve 2000 yılından sonra yapılan binalar öncelikli olarak tercih edilmelidir.” dedi.
İZMİR, SOSYAL KONUT ATAĞINA GEÇTİ
İzmir Büyükşehir Belediyesi 5 yıl içinde 25 bin sosyal konut üretiminin ilk etabı olan 3 bin 100 konutun yapımına start verdi. Menemen ilçesinde 10 milyar lira yatırım maliyeti ile hayata geçirilecek olan proje 2 yıl içinde tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilecek. 1+1, 2+1, 3+1 büyüklüğündeki konutlar 15 bin, 22 bin ve 28 bin liralık taksitlerle satışa sunulacak. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, konut hakkının bir insan hakkı olduğunu söyleyerek aylık 15 bin TL’den başlayan ödemelerle dar ve orta gelire sahip insanları ev sahibi yapacaklarını duyurdu. Son zamanlarda belirgin bir şekilde yaşanan konut krizini gidermek için bir adım atmaya karar verdiklerini belirten Tugay, “Ege Şehir Planlama şirketimizi bu konuda görevlendirdik. Geçmişten bugüne konut edindirme odaklı yaklaşımlar konut sahibi olmayı zor bir hale getirdi. Konut kredilerinin yüksek olmasına ek olarak inşaat maliyetlerinde yaşanan artışlar, konut satış ücretlerinin yüksekliği, üretilen konutların yalnızca belli bir gelir grubuna sahip kişilere hitap etmesi, konut kira ücretlerindeki artış gibi farklı sebeplerden dolayı konut krizi derinleşti. Bu durum yeterli konuta erişimin bir insan hakkından ziyade bir ayrıcalık haline gelmesi ile sonuçlanırken küresel ölçekte de konut krizi yaşanmaya başlandı.” dedi. Tugay, kaynaklarını Türkiye’ye örnek olacak sosyal konut projeleri için kullanacaklarını söyleyerek, 3 bin 100 konutu 2 yılda bitirmeyi planladıklarını belirtti.
YABANCI YATIRIMLARLA KENTSEL DÖNÜŞÜM HIZLANDIRILABİLİR
Uluslararası Gayrimenkul Uzmanı ve Yüksek Mimar Neda Yağlı, Türkiye’de yabancıya gayrimenkul satışının önündeki engellerin kaldırılması durumunda, kentsel dönüşüm projelerinin finansmanında önemli bir kaynak sağlanabileceğini belirtiyor. Mevcut yapı stokunun büyük bir kısmının yenilenmesi gerektiğini ifade eden Yağlı, “Yabancı yatırımcıların gayrimenkule olan ilgisini artırarak, bu projelerin finansmanına katkı sağlamak mümkün. Özellikle dolar ve Euro bazında gelen yatırımlar, kentsel dönüşümün sürdürülebilir hale getirilmesine yardımcı olabilir. Yabancı yatırımcıları yalnızca yeni konutlara yönlendirmek yerine, kentsel dönüşüm kapsamında değerlendirilecek gayrimenkullere teşvik etmek, hem eski yapı stokunun azalmasını hem de kentsel dönüşüm sürecinin hızlanmasını sağlayabilir.” diyor.