TÜRKLİM Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Erçelik, küresel ticarette değişen dengeler ve alternatif ticaret koridorlarının limanların stratejik önemini daha da artırdığını belirterek, Türkiye’nin liman altyapısı, dijitalleşme yatırımları ve intermodal bağlantılarla bölgesel lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini vurguladı
Türkiye’nin ihracatında limanların rolünü mevcut veriler ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz? Liman altyapısı ve kapasite artışları, ihracat performansını ne ölçüde destekliyor?
Limanlar Türkiye ihracatının yardımcı unsuru değil, ana omurgasıdır. 2025 yılında Türkiye’nin 273,4 milyar dolarlık ihracatının 153,8 milyar dolarlık kısmı deniz yoluyla gerçekleşti. Aynı dönemde ithalatın da büyük bölümü yine limanlarımız üzerinden yürütüldü. Tonaj bazında dış ticaret taşımalarının yaklaşık yüzde 86’sının deniz yolu ile yapılması, limanların Türkiye ekonomisindeki stratejik konumunu net biçimde ortaya koyuyor. Bugün limanlarımız yalnızca yük elleçleyen alanlar değil; üretim, ihracat, lojistik ve tedarik zinciri yönetiminin merkezinde konumlanan kritik ticaret altyapıları haline geldi. 2025 itibarıyla limanlarımızda 553,3 milyon ton yük ve yaklaşık 14 milyon TEU konteyner elleçlendi. İhracat rejiminde elleçlenen yük miktarı ise 142,8 milyon tona ulaştı. Türk limanlarından yaklaşık beşinin dünyanın en büyük 100 konteyner limanı arasında yer alması da sektörümüzün küresel ölçekte rekabet gücü kazandığını gösteriyor.
Ancak bugün liman kapasitesini yalnızca rıhtım uzunluğu veya terminal sayısıyla değerlendirmek yeterli değil. Bir limanın ihracata katkısı; hinterland bağlantıları, sanayi bölgelerine erişimi, demiryolu entegrasyonu, operasyonel hızı ve kriz dönemlerindeki sürekliliğiyle ölçülüyor. Özellikle iltisak hatları, kuru liman yatırımları ve lojistik arka saha projeleri, ihracat performansını doğrudan etkileyen stratejik başlıklar arasında yer alıyor. Türkiye’nin üretim altyapısı düşünüldüğünde limanlarımızın organize sanayi bölgeleriyle daha güçlü entegre olması, lojistik maliyetlerin azaltılması açısından da büyük önem taşıyor. Çünkü küresel ticarette artık yalnızca ürün kalitesi değil; teslimat süresi, operasyonel esneklik ve tedarik zinciri güvenliği de rekabetin temel unsurları arasında yer alıyor.
Alternatif ticaret rotalarında Türkiye avantajı
Küresel ticarette değişen dengeler ve alternatif deniz ticaret rotaları liman işletmeciliği açısından nasıl bir dönüşüm gerektiriyor? Türkiye limanları bu yeni rotalara ne kadar hazır?
Küresel ticarette artık yeni bir dönem yaşanıyor. Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler, jeopolitik risklerin tedarik zincirlerini ne kadar hızlı etkileyebildiğini ortaya koydu. Bu süreçte klasik “tek ana rota” anlayışı zayıflarken; alternatif koridorlar, bölgesel lojistik merkezler ve yedekli taşımacılık modelleri daha kritik hale geldi. Buradaki temel dönüşüm aslında ticaretin risk coğrafyasının yeniden şekillenmesiyle ilgili. Eskiden maliyet odaklı ilerleyen lojistik modeller bugün yerini esneklik, hız, depolama kapasitesi ve kriz sürekliliği odaklı yapılara bırakıyor. Türkiye ise coğrafi konumu sayesinde bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.
Özellikle Orta Koridor’un önümüzdeki dönemde çok daha stratejik hale geleceğini düşünüyoruz. İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi, Irak Kalkınma Yolu ve Trans-Hazar bağlantıları gibi projeler, Türkiye’nin doğu-batı ile güney-kuzey ticaret akışlarını entegre şekilde yönetebilmesine katkı sağlayacak. Bu projeler yalnızca transit taşımacılık açısından değil; Türkiye’nin bölgesel lojistik organizasyon merkezi olma hedefi açısından da büyük önem taşıyor. Türkiye’nin çok denizli coğrafi yapısı, üretim hinterlandı ve operasyonel deneyimi önemli avantajlar sunuyor. Ukrayna-Rusya savaşı döneminde Karadeniz Tahıl Koridoru kapsamında yürütülen operasyonlar da Türkiye’nin kriz dönemlerinde etkin koridor yönetimi sağlayabildiğini gösterdi.
Önümüzdeki dönemde limanların rolü yalnızca yük taşıyan altyapılar olmakla sınırlı kalmayacak. Depolama, dağıtım, konsolidasyon ve yeniden ihracat merkezleri olarak çalışan entegre lojistik ekosistemleri öne çıkacak. Türkiye’nin bu dönüşümde güçlü bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyoruz.
Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm rekabeti belirliyor
Türkiye’de limanların rekabet gücünü artırmak için öncelikli alanlar neler? Dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve kapasite yatırımları bu süreçte nasıl bir rol oynuyor?
Bugün rekabetin ölçeği tamamen değişmiş durumda. Artık mesele yalnızca daha fazla kapasite kurmak değil; mevcut kapasiteyi hız, güvenilirlik, veri yönetimi ve katma değerli hizmetlerle destekleyebilmek. Bu nedenle önümüzdeki dönemde limancılık sektöründe üç temel başlığın öne çıkacağını düşünüyoruz: hinterland entegrasyonu, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm. İlk olarak demiryolu bağlantıları ve lojistik merkez entegrasyonları büyük önem taşıyor. Limanların organize sanayi bölgeleriyle ve iç lojistik ağlarla güçlü şekilde bağlanması gerekiyor. Kuru liman projeleri ve intermodal taşımacılık yatırımları bu açıdan kritik rol üstleniyor.
İkinci önemli başlık ise dijitalleşme. Ancak dijitalleşmeyi yalnızca yazılım yatırımı olarak görmemek gerekiyor. Liman-gümrük-demiryolu-serbest bölge entegrasyonunu sağlayacak gerçek zamanlı veri yönetimi artık operasyonel verimlilik açısından temel ihtiyaç haline geldi. IMO’nun Liman Tek Pencere Sistemi uygulamaları ve Liman Topluluk Sistemi (PCS) yapıları bu açıdan büyük önem taşıyor. Dijitalleşme bizim için bir vitrin yatırımı değil; hız, öngörülebilirlik ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir dönüşüm anlamına geliyor.
Yeşil dönüşüm tarafında ise Avrupa Birliği regülasyonları sektör üzerinde belirleyici etki yaratıyor. Kıyı elektriği yatırımları, enerji verimliliği uygulamaları, ekipman modernizasyonu ve karbon azaltımı önümüzdeki dönemin temel gündemleri arasında yer alacak. Türkiye güçlü üretim altyapısı, serbest bölgeleri, organize sanayi bölgeleri ve stratejik konumuyla yalnızca yük taşıyan değil; depolayan, işleyen, konsolide eden ve yeniden ihraç eden bölgesel bir lojistik merkez olma potansiyeline sahip. Biz de sektör olarak bu dönüşümü destekleyecek yatırımları ve entegrasyon süreçlerini önceliklendirmeye devam ediyoruz.

