13 Temmuz 2024
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
Ekonomi

Şirketler iş modellerini jeostratejik gelişmelere göre uyarlamalı

EY, jeopolitiğin önümüzdeki yıl işletmeleri nasıl etkileyeceğini inceleyen 2024 Jeostratejik Görünüm raporunu yayımladı. Rapora göre; şirketlerin 2024 yılında başarılı olabilmek için iş modellerini, stratejilerini, tedarik zincirlerini ve sürdürülebilirlik planlarını jeostratejik gelişmelere göre uyarlamaları gerekiyor.

EY 2024 Jeostratejik Görünüm raporuna göre, 2024 yılında jeopolitik ortamın belirleyici özelliklerinden biri çok kutupluluk olacak. Giderek karmaşık hale gelen küresel sistemi daha fazla sayıda güçlü aktör yeniden şekillendirecek. Büyük güçler olarak adlandırılan AB, ABD ve Çin, küresel işleyiş ortamını şekillendirmeye devam edecek. Hindistan, Suudi Arabistan, Türkiye, Güney Afrika ve Brezilya gibi herhangi bir büyük güç veya blokla özel olarak ittifak halinde olmayan ülkeler, uluslararası gündemde daha fazla söz sahibi olacak. Daha küçük ülkeler ve devlet dışı aktörler de sınırları yeniden çizme veya jeopolitik çoklu evrenin kendi köşelerini şekillendirme fırsatlarını değerlendirecek. Ukrayna’daki savaş ve dünyanın birçok yerinde alevlenen jeopolitik çatışmalar sadece bir başlangıç olarak görülüyor.

Küresel tedarik zincirlerinin riskleri

Rapora göre, 2024 yılında jeopolitik ortamın ikinci belirleyici özelliği ise riskten arındırma olacak. COVID-19 salgını ve Ukrayna’daki savaş, ülkelerin küresel bağımlılıklarını ve özellikle üretimin az sayıda pazarda yoğunlaştığı bir dönemde küresel tedarik zincirleriyle dayanıklılığa ulaşmadaki zorlukları ortaya çıkardı. Hükümetler bu duruma, sanayi politikasını yeniden devreye sokarak ya da bu politikaya olan bağlılıklarını artırarak yanıt verdi. Ekonomi politikası ile dış veya ulusal güvenlik politikaları arasındaki bu bağlantı önümüzdeki yıl daha fazla görülecek.

Ülkeler yapay zeka konusunda yenilik yapmak için yarışıyor

Yapay zeka, 2023 yılındaki ivmesini sürdürerek 2024 yılında daha önemli hale gelecek. Hükümetler sosyopolitik risk potansiyelini azaltmak için yapay zekayı düzenleme konusunda yarışacak. Ancak politika yapıcılar eş zamanlı olarak jeopolitik olarak rekabet edebilmek için yerli yapay zeka inovasyonunu teşvik etmeye çalışacak. Sonuç olarak; yapay zeka, ABD-Çin ilişkilerinde merkezi bir dinamik olacak. 2024’te yapay zekayı yenilemek ve düzenlemek için yapılan ikili yarış, farklı jeopolitik bloklara doğru değişimi hızlandıracak.

Okyanuslar jeostratejik öneme sahip

Okyanuslar, önemi giderek artan bir ekonomik ve ulusal güvenlik kaynağı haline geliyor. Okyanusların jeopolitiği küresel zamanın ruhunda daha belirgin bir şekilde ön plana çıkıyor. Küresel mal ticaretinin %90 gibi şaşırtıcı bir kısmı deniz yolları üzerinden taşınıyor, ancak dünyanın en yoğun deniz transit koridorlarının çoğu jeopolitik bozulma riskiyle karşı karşıya. Derin deniz madenciliğinin, enerji geçişi için gerekli olan kritik minerallerin arzının en az üçte birini karşılayacağı tahmin ediliyor. Şirketlerin tedarik zincirlerini ve sürdürülebilirlik stratejilerini belirlerken okyanus jeopolitiğini göz önünde bulundurmaları gerekecek.

2024 Jeostratejik Görünümü

Güncel olaylar jeopolitik görünümde karışıklığa sebep oluyor ve önümüzdeki yıl çatışmaların artması riskini beraberinde getiriyor. Yöneticiler jeopolitik aksaklıkları öngörmeye ve planlamaya çalışırken, 2024’te iki temel konunun gündeme alınması gerekecek. Bloklar veya ittifak ağları arasındaki artan rekabet ortamında jeopolitik güç daha da dağıldığından, ilk gündem çok kutupluluktur. İkincisi ise ülkelerin küresel bağımlılıklarını azaltmaya yönelik politika duruşları ve ulusal güvenliğe daha fazla öncelik vermeleriyle riskten arınmadır.

Şirketlerin karmaşıklığın ortasında başarılı olması için atması gereken üç adım

1. İş modellerine ve stratejilerine jeopolitik değerlendirmeler ekleyin

2. Küresel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırın

3. Sürdürülebilirlik stratejilerini jeopolitik gerçeklere uyarlayın

ORTA SINIF YOK OLUYOR

Bu blogda yayınlanan 6 Mayıs 2023 tarihli yazımda 2021 yılına ilişkin gelir dağılımı verilerini ele almış, gelir dağılımının hızla bozulduğuna değinmiş ve yazımı “2022 yılsonunda enflasyonun %64,27’ye ulaştığı dikkate alınırsa asıl bozulmanın 2022 verileri açıklandığında ortaya çıkacağını söyleyebiliriz” diye bitirmiştim.

TÜİK, bir önceki takvim yılı olan 2022 yılını referans alan gelir dağılımı istatistiklerinin hesaplandığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2023 yılı sonuçlarını açıkladı. Bu sonuçları 2021 yılı sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki tablolarda sunuyorum. (TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri 2023 ve 2022 Haber Bültenlerindeki veriler ve TÜİK GSYH ve Nüfus verileri esas alınarak tarafımdan hazırlanmıştır)

Kişisel gelir dağılımının eşitlik/ eşitsizliğini ölçmekte kullandığımız iki ölçü var: İlki sıfır ile bir arasında değişen ve sıfıra yaklaştıkça eşitliğin, bire yaklaştıkça eşitsizliğin arttığını gösteren Gini Katsayısı. Tablolara göre 2021 yılında 0,415 olan Gini Katsayısı 2022 yılında 0,433’e yükselmiş bulunuyor. Buna göre gelir dağılımı 2022’de 2021’e göre daha da bozulmuş. İkincisi gelirden en yüksek payı alan %20’lik nüfus grubunun elde ettiği gelir ile gelirden en düşük payı alan %20’lik nüfus grubunun elde ettiği gelir arasındaki farkı gösteren P80/P20 Oranı. P80/P20 Oranı 2022’de 2021’e göre daha da yükselmiş (fark 8 kattan 8,44 kata çıkmış) bir başka ifadeyle en fazla gelir elde edenlerle en az gelir elde edenler arasındaki fark açılmış görünüyor.

Üstteki tablonun son sütunu iki yılı karşılaştırmaya ayrılmış durumdadır. 2022 yılında bütün gelir gruplarının gelirlerinde 2021 yılına göre artışlar olmasına karşılık asıl büyük artış en yüksek gelir elde eden grupta yaşanmış görünüyor. (%15,7)

GSYH’nin nasıl paylaşıldığına daha yakından bakmak için aşağıdaki tabloya göz atmamız gerekecek. (Kaynak: TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri 2023 Haber Bülteni) Buna göre nüfusun en yüksek gelir elde eden %20’lik grubu ülkenin toplam gelirinin (GSYH) %49,7’sini alırken geri kalan nüfus (toplam nüfusun %80’i) toplam gelirin %50,3’ünü alıyor. Bu paylaşım da yıldan yıla bozuluyor ve en varlıklı kesim giderek daha fazla zenginleşiyor. Gelir dağılımında yaşanan bu bozulmanın en temel nedeni 2021 Eylül ayından başlayarak 2023’ün ortasına kadar süren faiz düşürme politikasıdır. Bu politikanın enflasyonda yarattığı büyük sıçrama gelir dağılımını bozmuştur. Bozulmanın 2023 yılında da devam ettiğini tahmin ediyoruz.

Gelir dağılımındaki bu ciddi bozulma çevremizden gözlemlediğimiz orta sınıfın giderek yok olması olgusuyla örtüşmektedir. Orta sınıf olarak değerlendirilebilecek olan ikinci ve üçüncü %20’lik gelir grubunun gelirinde ortalamanın çok altındaki artışlar bu gözlemimizi doğrular niteliktedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir