16 Nisan 2026
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
Şantiye Son Dakika

Türk Müteahhitler Küresel Sahada Gücünü Artırıyor

Türkiye, otoyol, köprü, tünel ve demiryolu yatırımlarıyla ulaştırma altyapısında dev bir dönüşüm yaşarken, Türk müteahhitlik sektörü hem yurt içi hem de uluslararası arenada rekabet gücünü artırıyor. Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, sektörün PPP modelleri, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yaklaşımlarıyla geleceğe hazır olduğunu vurguluyor.

Türkiye son 20 yılda otoyol, köprü ve tünel yatırımlarıyla ulaştırma altyapısında önemli bir dönüşüm yaşadı. Bu süreçte Türk müteahhitlik sektörünün rolünü ve bugün gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Son 20 yılda Türkiye’nin ulaştırma altyapısında yaşanan dönüşüm, Türk müteahhitlik sektörünün hem yurt içi kapasitesinin güçlenmesi hem de uluslararası alanda edindiği tecrübenin pekişmesi açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Otoyol, köprü ve tünel projeleri, sektörün büyük ölçekli projelerde tasarım, mühendislik, lojistik ve finansman yönetimi yetkinliklerini geliştirmesine olanak sağlıyor. Bugün, Türk müteahhitleri yurt içi projelerde deprem bölgeleri, kentsel dönüşüm ve öncelikli altyapı yatırımlarında aktif rol üstlenerek ekonomik büyümeye katkı sağlıyor. Türk müteahhitlerinin özellikle karayolu, otoyol, demiryolu ve havaalanları inşaatlarındaki büyük başarısı ülkemizin ulaştırma altyapısını neredeyse tamamlama aşamasına taşımıştır. Sektörün 2025’teki %10,8’lik büyüme performansı, küresel belirsizlikler ve jeopolitik risklere rağmen ulaştırma ve altyapı projelerinin ekonomiye olan doğrudan etkisini açıkça ortaya koyuyor.

Büyük ölçekli yol ve otoyol projelerinde kamu-özel iş birliği (PPP) modelleri önemli bir finansman aracı olarak öne çıktı. Bu modelin sektöre sağladığı katkılar ve gelecekteki rolü hakkında görüşleriniz nelerdir?

Kamu-özel iş birliği (PPP) modelleri, özellikle büyük ölçekli yol ve otoyol projelerinde sektör için kritik bir finansman ve risk yönetimi aracı oluyor. Bu model sayesinde müteahhitler, yalnızca yapım faaliyetlerine odaklanmakla kalmamış, aynı zamanda proje finansmanı, işletme ve bakım süreçlerine dair deneyim kazandı. PPP modelleri, sektörde uzun vadeli planlama kapasitesini güçlendirdi ve projelerin ekonomik sürdürülebilirliğin artmasını sağladı. Gelecekte PPP modelleri, hem yurt içi hem de yurt dışı projelerde sektörün rekabet gücünü koruması açısından önemli bir rol oynamaya devam edecek. PPP uygulamaları, Türk müteahhitlerinin stratejik yetkinliklerini pekiştirerek uluslararası arenada güvenilir bir iş ortağı olarak konumlanmasını destekliyor. Türkiye’deki PPP modellerinde oluşan tecrübe ile firmalarımız birçok ülkede bu modelle gerçekleştirilecek projelerde için öncelikle tercih ediliyor duruma gelmiştir.

Türk müteahhitleri bugün dünyanın birçok bölgesinde altyapı projeleri üstleniyor. Yol ve ulaştırma projelerinde Türk firmalarının uluslararası rekabet gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk müteahhitler, 1972 yılından bu yana 138 ülkede 13 bine yakın projeye imza attı ve toplam proje portföyü 557,3 milyar ABD Doları’na ulaştı. 164,8 milyar ABD Doları değerindeki ulaştırma projeleri özelinde değerlendirildiğinde, sektörün rekabet gücü, yüksek kaliteli mühendislik hizmetleri, zamanında teslim ve nansal yönetim yetkinlikleri ile destekleniyor. Körfez ülkeleri, Irak, Türkmenistan ve Kazakistan gibi geleneksel pazarların yanı sıra Türk rmaları, hem geçmiş tecrübeleri hem de yerel dinamikleri anlayarak Doğu Avrupa ülkelerindeki altyapı projelerinde de rakipsiz konuma gelmiş durumdadır. Küresel ölçekte yaşanan jeopolitik belirsizlikler ve enerji taşımacılığı ile ilgili risklere rağmen, Türk müteahhitleri lojistik, malzeme ve uzman personel yönetiminde esnek çözümler sunarak projelerin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Bu da uluslararası rekabet gücünü artıran temel faktörlerden biridir

Küresel ölçekte altyapı projelerinde sürdürülebilirlik, karbon azaltımı ve dijitalleşme gibi başlıklar öne çıkıyor. Türk müteahhitlik sektörünün bu dönüşüme uyumu konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Türk müteahhitlik sektörü, yurt içi ve yurt dışı projelerde dijitalleşmeye, veri yönetimi ve teknoloji kullanımına giderek daha fazla odaklanmaktadır. Sürdürülebilirlik tarafında ise sektörde ciddi bir dönüşüm yaşanmaktadır. Enerji verimli tasarımlar, düşük karbonlu malzeme kullanımı ve yaşam döngüsü maliyet analizleri giderek daha fazla proje kriteri haline gelmektedir. Karbon azaltımı ve çevresel etkilerin yönetimi, özellikle Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları ve Körfez ülkelerindeki yeni nesil mega projeler çerçevesinde, ihale süreçlerinde belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Türk müteahhitleri bu dönüşüme hızla uyum sağlamakta ve sektörümüzün EPC+F ve karma finansman modellerinde rekabet gücünü artıran önemli bir avantaj yaratmaktadır. Karbon azaltımı ve çevresel etkilerin yönetimi, Avrupa ve Körfez ülkelerinde de rekabet avantajı sağlayan önemli bir kriter haline gelmiştir. Bu dönüşümün daha da hızlandırılması ve sektörde yaygınlaştırılması amacıyla Türkiye Müteahhitler Birliği olarak 17-18 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenleyeceğimiz “İnşaat Zirvesi Türkiye” de önemli bir platform olacaktır. Zirve kapsamında, inşaat teknolojileri, yenilikçi yapı malzemeleri, dijitalleşme ve sürdürülebilir altyapı başlıkları ele alınarak, sektörün geleceğine yön verecek somut çözümler ve iş birlikleri tartışılacaktır. Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik artık Türk müteahhitlik sektörü için yalnızca bir uyum süreci değil; aynı zamanda uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artıran stratejik bir kaldıraç haline gelmiştir.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’de planlanan yeni ulaşım koridorları ve altyapı yatırımlarının sektör açısından yaratacağı fırsatlar hakkında öngörüleriniz nelerdir?

 Önümüzdeki dönemde Türkiye’de ulaştırma ve altyapı yatırımlarının artık tekil projelerden ziyade koridor bazlı ve çok modlu bir anlayışla şekillendiğini görmekteyiz. Orta Vadeli Program ve Yıllık Program da açık şekilde demiryolu ağırlıklı büyümeyi, lojistik merkezleri ve liman bağlantılarıyla entegre bir taşımacılık yapısını önceliklendirmektedir. Bugün Türkiye’nin demiryolu ağı yaklaşık 14 bin kilometre seviyesindedir. Bunun yaklaşık 2 bin 200 kilometresi yüksek hızlı ve hızlı tren hatlarından oluşmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu ağın 17 bin kilometrenin üzerine çıkarılması ve yüksek hızlı tren hatlarının 3 bin 500 kilometre seviyesine ulaştırılması hedeflenmektedir. Bu da demiryolu yatırımlarının önümüzdeki yıllarda sektör açısından en önemli büyüme alanlarından biri olacağını göstermektedir. Proje bazında baktığımızda; Ankara-İzmir YHT, Bandırma Bursa-Osmaneli hattı, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep hattı ve Halkalı-Kapıkule demiryolu gibi projeler öne çıkmaktadır. Ayrıca Orta Koridor ve Kalkınma Yolu Projesi kapsamında geliştirilen yeni hatlar, Türkiye’nin uluslararası lojistikteki konumunu güçlendirecektir. Kars-Iğdır-Aralık Dilucu Demiryolu ile Orta Koridorun Türkiye’ye ikinci kapıdan bağlanması; liman ve lojistik merkez entegrasyonu; Basra Körfezi’nden Avrupa’ya uzanan Kalkınma Yolu’nun Türkiye kesiminin karayolu ve demiryoluyla omurga hâline gelmesi öngörülmektedir. Karayolu tarafında ise mevcut 3.800 kilometreye yaklaşan otoyol ağının 2028’e kadar 4.300 kilometrenin üzerine çıkarılması hedeenmektedir. Bu kapsamda Ankara-Kırıkkale-Delice, Antalya-Alanya, Kuzey Marmara bağlantıları ve Çeşmeli-Kızkalesi gibi projeler dikkat çekmektedir. Tüm bu yatırımlar sektör açısından üç önemli fırsat yaratmaktadır: Birincisi, büyük ölçekli altyapı projeleriyle artan iş hacmi. İkincisi, nansman ihtiyacı nedeniyle EPC+F ve PPP modellerine olan talebin artması. Üçüncüsü ise demiryolu, lojistik ve akıllı ulaşım sistemleriyle birlikte daha teknoloji odaklı iş alanlarının gelişmesi. Sonuç olarak, Türkiye’de yeni dönemde fırsatlar artık münferit projelerden ziyade entegre ulaşım koridorları üzerinden şekillenmektedir. Bu da Türk müteahhitlik sektörü için hem yurt içinde güçlü bir proje akışı hem de uluslararası bağlantılı yeni iş imkanları anlamına gelmektedir.