29 Nisan 2026
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
Gastro Son Dakika

“SIFIR ATIK, GIDA SEKTÖRÜNDE GÜNLÜK İŞ YAPMA BİÇİMİNİN DOĞAL BİR PARÇASI OLMALI”

TURGİD Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Tarakçı, gıda sektöründe sıfır atığın sadece çevresel bir hedef olmadığını, doğru planlama, dijital takip ve çalışan katılımıyla verimlilik ve operasyonel disiplin sağlayan kalıcı bir iş modeli olduğunu vurguluyor. Atıksız mutfak uygulamalarıyla hem maliyetler düşüyor hem de doğal kaynak kullanımı azalıyor.

Gıda sektöründe sıfır atık uygulamaları giderek kritik bir hale geliyor. İşletmelerin bu yaklaşımı benimsemesi için sizce en etkili adımlar ve pratik uygulamalar neler olmalı?

Biz TURGİD olarak gıda sektöründe sıfır atığın geçici bir proje değil, günlük iş yapma biçiminin doğal bir parçası olması gerektiğine inanıyoruz. Sahada en sık karşılaştığımız sorun, atığın nerede oluştuğunun net olarak bilinmemesi. Bu nedenle ilk ve en etkili adım, üretimden depolamaya kadar süreci doğru analiz etmek ve üretimi gerçek talebe göre planlamak oluyor. Pratikte; doğru stok ve tedarik planlaması, basit ama disiplinli ayrıştırma alışkanlıkları, süreci görünür kılan dijital takip çözümleri ve yan ürünlerin değerlendirilmesi ciddi fark yaratıyor. Sürecin kalıcı olması için çalışanların konuya dahil edilmesi ve yöneticilerin bu alanı düzenli olarak takip etmesi kritik. Bizim bakış açımıza göre sıfır atık, gıda sektörü için yalnızca çevresel bir hedef değil; aynı zamanda verimlilik ve geleceğe hazırlık anlayışının doğal bir sonucu.

Atıksız mutfak uygulamalarının işletmeler üzerindeki operasyonel ve çevresel etkileri hakkında görüşleriniz nelerdir? Sektör genelinde bu alanda daha fazla farkındalık yaratmak için hangi stratejiler ön plana çıkmalı?

Atıksız mutfak uygulamaları, gıda işletmeleri üzerinde en net etkisini günlük operasyonların daha görünür ve yönetilebilir hale gelmesinde gösteriyor. Mutfakta neyin, ne kadar ve neden atık haline geldiği netleştiğinde; stok, ham madde kullanımı ve planlama kararları da daha sağlıklı bir zemine oturuyor. Bu durum hem maliyetleri düşürüyor hem de mutfak içi işleyişte kalıcı bir disiplin oluşturuyor. Çevresel açıdan bakıldığında ise atıksız mutfak yaklaşımı yalnızca atık miktarını azaltmakla sınırlı kalmıyor; doğal kaynak kullanımını düşürüyor ve işletmelerin karbon ayak izini küçültmesine doğrudan katkı sağlıyor. Bu sayede sürdürülebilirlik, mutfak içinde somut karşılığı olan bir uygulama haline geliyor. Sektör genelinde farkındalığın artması için teorik anlatımlardan çok, sahada uygulanabilir örneklerin ve elde edilen somut kazanımların görünür kılınması gerekiyor. Eğitim, rehberlik ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılması, atıksız mutfak yaklaşımının ideal bir hedef olmaktan çıkıp adım adım hayata geçirilebilen bir sektör pratiğine dönüşmesini sağlıyor.

Gıda israfının hem sektöre hem de ekonomiye olan maliyetleri giderek önem kazanıyor. Sizce işletmeler bu konuda nasıl önlemler almalı ve sektör genelinde gıda israfını azaltmak için hangi adımlar kritik öneme sahip?

Gıda israfı bugün gıda sektörü için yalnızca çevresel bir sorun değil; doğrudan maliyet, verimlilik ve kaynak yönetimiyle bağlantılı bir başlık olarak ele alınmak zorunda. İşletme düzeyinde mutfaktan çıkan her atık, ham maddeyle birlikte enerji, iş gücü ve lojistik kaynaklarının da boşa gitmesi anlamına geliyor. Bu durum, yalnızca tek tek işletmeleri değil, sektörün tamamını ve genel ekonomik dengeyi etkiliyor. Bu noktada işletmeler için en kritik adım, israfın nerede ve hangi aşamada oluştuğunu net şekilde ölçebilmek. Talebe dayalı üretim planlaması, doğru stok ve raf ömrü yönetimi, mutfak içi firelerin düzenli takibi ve sade ama disiplinli çalışma alışkanlıkları, israfın ciddi ölçüde azaltılmasını sağlıyor. Sürecin kalıcı olabilmesi için ise ekiplerin konuya dahil edilmesi ve günlük iş akışında sorumluluk üstlenmesi büyük önem taşıyor. Sektör genelinde gıda israfını azaltmak için ortak bir dil ve yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor. İyi uygulama örneklerinin paylaşılması, ölçülebilir sonuçlar üzerinden yapılan deneyim aktarımları ve farkındalık odaklı eğitim çalışmaları, bu konunun soyut bir hedef olmaktan çıkıp yönetilebilir bir operasyon alanı olarak görülmesini sağlıyor. Bu bakış açısıyla gıda israfının azaltılması, sektörün hem ekonomik sürdürülebilirliğini hem de uzun vadeli kaynak güvenliğini destekleyen temel adımlardan biri olarak öne çıkıyor.

Gıda ve gıda perakendeciliği sektöründe kadın girişimciliği giderek önem kazanıyor; sizce sektörde kadınların önünü açmak ve istihdamı artırmak için hangi stratejiler ve uygulamalar öncelikli olmalı? Dernek olarak bu alanda ne gibi projeler önerirsiniz? Gıda ve gıda perakendeciliği sektöründe kadın girişimciliğinin güçlenmesi, yalnızca sosyal bir eşitlik başlığı olarak değil; sektörün uzun vadeli sağlığı ve yenilik kapasitesi açısından da ele alınması gereken bir konu. Farklı bakış açıları ve deneyimler sektöre girdiğinde hem iş modelleri çeşitleniyor hem de sektör daha dayanıklı hale geliyor. Bu alanda kalıcı ilerleme sağlanabilmesi için, kadınların sektöre girişini ve sektörde kalıcılığını zorlaştıran yapısal engellerin azaltılması öncelikli olmalı. Finansmana erişimin kolaylaştırılması, iş kurma ve büyütme aşamalarında güvenilir mentorluk mekanizmalarının oluşturulması, esnek ve kapsayıcı çalışma modellerinin yaygınlaştırılması bu sürecin temel adımları arasında yer alıyor. Bununla birlikte kadınların yalnızca girişimci olarak değil, karar alma ve yönetim kademelerinde de daha görünür hale gelmesi büyük önem taşıyor. Dernek olarak bu alanda, kadın girişimcilerin birbirinden öğrenebileceği bilgi ve deneyim paylaşım platformlarının oluşturulmasını, sektöre özel eğitim ve mentorluk programlarının yaygınlaştırılmasını ve iyi uygulama örneklerinin görünür kılınmasını önemsiyoruz. Ayrıca kadın odaklı girişimlerin desteklenmesine yönelik sektör içi ve sektörler arası iş birliklerinin artırılmasının, bu süreci hızlandıracağına inanıyoruz. Bu yaklaşımın güçlenmesiyle kadın girişimciliği, tekil başarı hikâyelerinin ötesine geçerek sektör genelinde daha yaygın, daha kalıcı ve dönüştürücü bir etki yaratabilir. Bu da gıda ve gıda perakendeciliği sektöründe hem istihdamın artmasına hem de daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşmasına zemin hazırlar