İklim değişikliğinin şiddetlenen etkilerine bağlı olarak Paris İklim Anlaşması ve onun tetiklediği Avrupa Yeşil Mutabakatı ile başlayan ekonomilerde yeşil dönüşüm süreci Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. 14 Temmuz 2021’de Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan Fit for 55’in ardından yeşil dönüşüm ve Net Sıfır Emisyon konuları Türkiye’de yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.
2020 yılında Türkiye’de yıllık 524 milyon ton olan sera gazı emisyonu yüzde %7.7 artarak 2021 yılında yıllık 564,4 milyon ton oldu. 1990 yılında ise Türkiye’nin emisyonu yıllık 219,5 milyon tondu. 1990 yılından 2021 yılına kadar bu değer %157 oranında artış gösterdi. Türkiye’deki ve OECD ülkelerindeki sera gazı emisyonunda etki sahibi sektörlerin payı birbirleriyle kıyaslandığında benzerlik gösteriyor.

Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması kapsamında sera gazı azaltım hedeflerini belirlediği Ulusal Katkı Beyanı’nı açıklamıştı. Buna göre sera gazı emisyonunda %21 artıştan azaltım hedefleniyordu. Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye, 2030 yılı için referans senaryoya göre sera gazı emisyonu hedefini yükselterek %41 artıştan azaltımı planladığını açıkladı. Referans senaryoya göre 2030’da 1.175 milyar ton CO2’a ulaşması beklenen emisyonun alınacak önlemler ile 695 milyar ton CO2’de tutulması hedefleniyor.
İş dünyası aktörleri sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerine entegre etmeli
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD) Türkiye, hazırladığı Sürdürülebilir İş Rehberi ile şirketlere sürdürülebilirlik konusunda adım atma ve bu alandaki çalışmalarını geliştirerek sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerine entegre edebilmeleri için fırsat sunacak çalışmalar hayata geçiriyor. Hazırlanan rehbere ilişkin açıklamada bulunan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin, “Sürdürülebilirlik, iş dünyasının geleceği için kritik bir öneme sahip. İklim değişikliğinin kriz halini aldığı günümüzde sürdürülebilir kalkınmanın önemi her geçen dakika artıyor. Bu perspektiften bakıldığında uluslararası rekabette Türkiye’nin ön safhalarda yer alması ve ülkemizin hem toplumsal hem ekonomik olarak refaha kavuşması için iş dünyası aktörlerinin yeşil dönüşümün en önemli ayağı olan sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerine entegre etmesi gerekiyor.” dedi.
Sürdürülebilir finans piyasası 5 trilyon doları aştı
EY Türkiye Şirket Ortağı/İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Lideri Ece Sevin de sürdürülebilirlik kavramının bir gönüllülük davranışının çok ötesinde şirketler artık zorunluluk olduğunu ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu: “Şirketlerin sadece iklim kriziyle baş etmek değil, artık iklim krizinin karşı konulmaz etkilerine uyumlanmak noktasında nasıl hareket etmeliyim diye düşünmeye başlaması lazım. Bu anlamıyla çok önemli bir itici güç haline gelmiş durumda. Türkiye olarak ihracata dayalı bir ekonomimiz var, maalesef ihracata dayalı ekonomiyi oluşturan sektörlerin hepsi emisyon ve karbon yoğun sektörler. İklim politikaları çerçevesinde de Türkiye’nin bu değer zincirinde ticaret ilişkilerine devam edebilmesi için bu politikalara uyumlanması gerekiyor. Sürdürülebilir finans piyasası 5 trilyon doların üstüne çıkan bir piyasa haline geldi ve git gide daha fazla sürdürülebilir finans ürünleri görüyoruz. Artık yatırımcılar şirketlerle ilgili kararlar alırken sadece finansal bilgilere değil, ESG performans değerlerine de bakıyorlar.


