İklim değişikliği, küresel ve yerel ölçekte ekonomik dinamikleri derinden etkilemeye devam ediyor. Artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve sıklaşan ekstrem hava olayları, çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için riskler yaratıyor. Allianz Trade tarafından hazırlanan İklim Değişikliği Raporu’na göre de, şirketler her geçen gün artan bir iklim riski ile karşı karşıya. Rapora göre, iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında gayrimenkul, otomotiv, tarım, enerji ve ağır sanayi geliyor.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği, ekonomik dengeleri her geçen gün daha fazla etkilemeye devam ediyor. Allianz Trade tarafından hazırlanan İklim Değişikliği Raporu, bu yeni dönemde şirketlerin karşı karşıya olduğu riskleri ve potansiyel fırsatları gözler önüne seriyor. Raporda, artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve ekstrem hava olaylarının çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri tehdit ettiği vurgulanıyor.
Allianz Trade’in sürdürülebilir ekonomiye geçişin yarattığı risklerin ele alındığı İklim Değişikliği Raporu’na göre, hızlı politika değişiklikleri, teknolojik yenilikler, gelişen piyasa davranışları şirketler açısından önemli kırılganlıklara neden olabilir. Aşırı hava koşulları, yükselen deniz seviyeleri, uzun süreli kuraklık veya sıcağa maruz kalan işgücünde meydana gelen verimlilik kaybı gibi risklerle karşı karşıya olan iş dünyasında bazı varlıkların ömrü beklenen yaşam döngüsünden önce son bulacak. Rapora göre, iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında ise gayrimenkul, otomotiv, tarım, enerji ve ağır sanayi geliyor.
Şirketler iklim risklerinin potansiyel etkisini değerlendirmeli
Allianz Trade tarafından hazırlanan raporda; iklim riskine ilişkin izleme listesine alınacak sektörlerin başında gayrimenkul, otomotiv, tarım ve ağır sanayi geliyor. Bu sektörlerin daha katı enerji standartları, hızlı teknolojik gelişmeler ve daha sıkı düzenleyici tedbirler nedeniyle giderek daha kırılgan hale geldiği belirtiliyor. Bu nedenle, yatırımcıların, iklim risklerinin portföylerine potansiyel etkisini tam olarak değerlendirebilmeleri için portföylerini sektörler bazında yeniden gözden geçirmeleri gerektiğine raporda değiniliyor.
Enerji sektörü artan kırılganlıklarla karşı karşıya
İklim değişikliği, enerji talebini ve üretimini de etkiliyor. Artan sıcaklıklar, soğutma ihtiyacını artırarak enerji tüketimini yükseltebiliyor. Ayrıca, su kaynaklarının azalması, hidroelektrik enerji üretimini olumsuz etkileyebilir. Sanayi sektöründe ise, çevresel düzenlemelere uyum sağlamak için ek maliyet ve yatırımlara ihtiyaç duyulabilir. Allianz Trade İklim Değişikliği Raporu’nda; genel olarak, teknoloji ve sağlık sektörlerinin hem ABD hem de Avrupa’daki tüm iklim geçiş senaryoları altında dayanıklılık gösterdiği, enerji sektörünün ise artan işletme maliyetleri ve düzenleyici baskılar nedeniyle artan kırılganlıkla karşı karşıya olduğu bilgisi yer alıyor. Rapora göre; ABD’de, sağlık hizmetleri ve tüketim harcamalarına yönelik şirket değerlemelerinde, her bir şirkette kabaca ortalama yüzde 16 oranında düşüş olurken, yenilenebilir enerji ve kritik malzemeler yoluyla kısmi adaptasyonlarını gerçekleştirmiş olan enerji sektörlerinde şirket değerlemelerinde yaklaşık yüzde 6 ile yüzde 7 oranında daha az düşüşler olması bekleniyor. Avrupa’da ise gayrimenkul sektöründe şirket değerlemeleri yüzde 40’lık ciddi bir darbe alırken, yüzde 26,3 ile telekomünikasyon ve yüzde 24,8 ile temel tüketim malları sektörlerinde şirket değerlemelerinde büyük düşüşler olacağı raporda belirtiliyor. Yine rapora göre diğer sektörlerle karşılaştırıldığında, temel kaynaklar ve teknoloji daha iyi durumda görünse de bu rakamların agresif iklim politikaları altında her sektörün karşı karşıya olduğu farklı kırılganlıkları vurguladığı hatırlatılıyor.
İyi düzenlenmiş bir geçişin, her iki bölgede pazar aksaklıklarının ölçeğini ve hızını azaltmaya yardımcı olabileceğine raporda dikkat çekilirken, ICR (International Carbon Registry-Uluslararası Karbon Sicili) yöntemi ile yapılan değerlemelerde düzenli bir geçiş argümanının daha da açık hale geldiği belirtiliyor. Raporda, Net Zero 2050 senaryosunun, sağlık ve ihtiyari tüketim malları gibi sektörlerde değerlemelerde önce düşüşe neden olmasına rağmen, uzun vadede ekonomik dayanıklılık sağlayan tek senaryo olduğunun altı çiziliyor.
Proaktif risk yönetimi önemli
Allianz Trade İklim Değişikliği Raporu’nda verilen bilgilere göre; hızlı iklim değişikliği çağında portföy değerini uzun vadede korumak için proaktif risk yönetimi zorunlu hale geliyor. Kapsamlı senaryo analizlerine hızlı uyarlanabilir stratejilerin erken benimsenmesinin, yatırımcıların şirket varlıklarının değer kaybetmesi riskini azaltmalarına yardımcı olabileceği raporda yer verilen bilgiler arasında. Rapora göre; yatırımcılar, portföylerini, ortaya çıkan iklim politikalarına ve piyasa dinamiklerine hızlıca uyum sağlayacak şekilde konumlandırdıklarında, sadece potansiyel kayıpları sınırlamakla kalmıyor, aynı zamanda büyüyen yeşil ekonominin sunduğu fırsatlardan da yararlanabiliyor.
Isı pompaları ile yüksek enerji tasarrufu
Çevre dostu ve modern bir yaşam alanı oluşturulmasına imkan sağlayan geleceğin iklimlendirme çözümü ısı pompaları, farklı ihtiyaçlara cevap veren model seçenekleriyle geniş bir kullanım alanı sağlıyor. Mevsim koşulları ne olursa olsun iç mekan sıcaklığını ideal seviyede tutmak için etkili olan ısı pompaları özellikle doğa dostu bir çözüm olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca doğal enerji kaynaklarına erişimi kısıtlı bölgelerin tercih edebileceği ısı pompaları yaşam alanlarında eşit ısınma sağlayarak da hayatı konforlu hale getiriyor.
Sürdürülebilir enerji kaynakları gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için ön plana çıkarken, Alarko Carrier ise geleceğin iklimlendirme teknolojisi ısı pompalarıyla doğa dostu çözümler sunuyor. Isı pompaları, fosil yakıt kullanımını minimuma indirerek ısınma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını tek cihazda karşılıyor ve diğer ısı kaynaklarına göre yüksek enerji tasarrufu sağlıyor. Alarko Flair Split gelişmiş ısı pompası teknolojisi ve güçlü donanımı ile karbondioksit salınımı çok daha düşük hale getiriyor. Carrier Aqua Comfort Serisi Monoblok Isı Pompası da benzer özellikleri barındırırken, geleneksel gaz veya yakıt kazanlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırabilen veya birlikte çalışabilen, tüm yıl boyunca kullanıma uygun eksiksiz çözüm sunan entegre bir sistem. Ticari ve endüstriyel uygulamalara en iyi çözümü sunan Carrier AquaSnap 30RQ/RQP R32 Isı Pompası, tam yük uygulamalarında yatırım maliyetlerini düşüren kompakt bir sistem olarak çalışıyor. Piyasaya yeni sürülecek olan Carrier AquaSnap 61AQ Isı Pompası serisi ise doğal soğutucu akışkan kullanarak çevreye duyarlı ve yüksek verimli bir sistem kurulmak istendiğinde, modüler yapısı ve kolay kurulumu ile en iyi çözümlerden biri oluyor.
İklim krizinde hala umut var mı?
ÇEVKO Vakfı ve Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlenen çevrimiçi söyleşi, iklim krizinin ulaştığı kritik eşiği ve sürdürülebilirlik konusunda atılması gereken adımları masaya yatırdı. Bilim insanları, sanayi temsilcileri ve genç iklim elçilerinin katılımıyla gerçekleşen söyleşide, çevresel verilerin yanı sıra iklim iletişiminin önemi vurgulandı. ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, 2024 yılı itibarıyla dünya ortalama sıcaklık artışının 1,5°C’a ulaştığını belirtti. Paris İklim Anlaşması’nda bu sınırın aşılmaması gerektiğinin altı çizilirken, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verileri, küresel ısınmanın tehlikeli boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. ETİ Gıda Çevre Mühendisi Ensar Sakarya, sanayinin karbon ayak izini azaltma konusunda üstlendiği sorumluluğu vurgulayarak, “Karbon emisyonlarımızı üç kapsamda ölçüyoruz ve yenilenebilir enerjiye geçiş yapıyoruz. 8.6 MW’lık çatı GES santralimizle sürdürülebilir enerji kullanımını artırıyoruz. Ancak sürdürülebilirlik sadece bir sertifika meselesi değil, kültürel bir dönüşüm gerektiriyor.” dedi. İklim kriziyle mücadelede dönüşüm şart ÇEVKO Vakfı’nın söyleşisi, iklim krizinin sadece bilimsel ve teknik bir mesele olmadığını, anlatım biçimlerinin de değişmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdi. İklim değişikliğiyle mücadelede yalnızca verileri paylaşmak yeterli değil; insanları harekete geçirecek, farkındalık yaratacak bir iletişim dili geliştirmek de büyük önem taşıyor.
Tarımda iklim riskleri ve su yönetiminin önemi
Hayat kaynağımız olan su, yalnızca bugünün değil, yarının da teminatı. Ancak küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklık ve su krizleri, tarım sektörünü her geçen gün daha fazla tehdit ediyor. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için en kritik adımlardan biri, tarımsal sulama yöntemlerinde dönüşüm sağlamak. Modern sulama teknikleriyle yalnızca su israfının önüne geçmekle kalmıyor, aynı zamanda mahsul verimliliğini artırarak gıda güvenliğine de katkıda bulunuluyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı ile TEMA Vakfı’nın verilerine göre: Türkiye’de tatlı su kaynaklarının %72’si (yılda 44 milyar metreküp) tarımsal sulamada kullanılıyor. Tarıma elverişli 6,9 milyon hektarlık sulanabilir arazinin yaklaşık %70’inde, en verimsiz yöntemlerden biri olan salma sulama kullanılıyor. Salma sulamada verilen suyun yalnızca %40’ı, yağmurlama sulamada %70’i, damla sulamada ise %90-95’i bitki tarafından kullanılabiliyor. Geleneksel sulama yöntemlerinde 1 hektarlık araziye saniyede ortalama 4 litre su verilirken, damla sulamayla bu miktar yalnızca 1.2 litreye düşürülerek %60 oranında su tasarrufu sağlanabiliyor. Türkiye’de klasik sulama yöntemleriyle yıllık 21,7 milyar metreküp su harcanıyor. Eğer bu sistemin tamamı damla sulamaya geçirilirse, aynı alanın sulaması için yalnızca 9 milyar metreküp su yeterli olacak.
İklim değişikliğine dirençli yapılar için yalıtım şart
İklim değişikliği, gayrimenkul sektörünü derinden etkileyen en önemli küresel risklerden biri olarak öne çıkıyor. Artan sıcaklık dalgaları, aşırı hava olayları, su kıtlığı ve yükselen deniz seviyeleri, yapıların dayanıklılığı ve enerji verimliliği açısından kritik öneme sahip hale geliyor. Bu bağlamda, sürdürülebilir yapılaşmanın ve doğru yalıtım uygulamalarının önemi her geçen gün artıyor. Ravago Bina Çözümleri Mineral Yünler Satış ve Pazarlama Direktörü Özge Müçek, gayrimenkul sektöründe iklim risklerine karşı alınabilecek en etkili önlemlerden birinin kaliteli yalıtım malzemeleri kullanımı olduğunu vurguluyor. Günümüzde inşa edilen binaların yalnızca konfor sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliğe de katkıda bulunması gerekiyor. Türkiye’de konutlarda tüketilen enerjinin %80’i ısıtma ve soğutma amaçlı kullanılıyor ve yetersiz yalıtım nedeniyle bu enerjinin %50’si boşa harcanıyor. Oysa uygun yalıtım çözümleri ile binalarda enerji tüketimini azaltmak ve karbon ayak izini düşürmek mümkün. Müçek, doğru yalıtım malzemelerinin seçilmesiyle yapıların aşırı sıcaklık değişimlerine, sel gibi hava olaylarına ve küresel ısınmanın etkilerine karşı daha dayanıklı hale gelebileceğini belirtti. Geleceğe daha dirençli ve çevre dostu şehirler inşa etmek için yalıtımın yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunun altını çizen Müçek, sürdürülebilir yapıların yaygınlaşması adına farkındalık çalışmalarına devam edeceklerini belirtti.


