TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, düşük karbonlu üretim ve yeşil çimento uygulamalarının artık çimento sektöründe sürdürülebilirlik hedeflerinin ötesinde küresel rekabetin belirleyici unsurlarından biri haline geldiğini söylüyor. Konukoğlu’na göre sektör, alternatif hammaddelerden karbon yakalama teknolojilerine kadar uzanan geniş bir dönüşüm sürecinden geçerken; yeşil bina projelerinde kullanılan yeni nesil ürünler önümüzdeki dönemin temel yapı taşlarını oluşturacak.
Yeşil bina projeleri, sürdürülebilir şehirleşmenin en somut uygulama alanlarından biri haline gelirken çimento sektörü de bu dönüşümün temel paydaşlarından biri olarak öne çıkıyor. TÜRKÇİMENTO olarak üye şirketleriniz nezdinde sektörün yeşil bina projelerine uyum ve katkı sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk çimento sektörü, yeşil bina projelerinin gerektirdiği düşük karbonlu malzeme ihtiyacına oldukça hızlı bir şekilde uyum sağlamış durumda. Özellikle klinker oranı düşürülerek geliştirilen yeni nesil yeşil çimento ürünlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bugün Türkiye’nin tüm bölgelerinde geleneksel çimentolarla eşdeğer performans sunan düşük emisyonlu ürünlere erişim mümkün hale geldi. Bu dönüşüm yalnızca üretim teknolojilerindeki değişimi değil; aynı zamanda sektörün sürdürülebilirlik yaklaşımındaki yapısal dönüşümü de ortaya koyuyor.
TÜRKÇİMENTO öncülüğünde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda “Yeşil Çimento Kullanımının Yaygınlaştırılması Tebliği” 16 Mart 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu düzenleme sektör açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Tebliğ kapsamında kamu ihalelerinde klinker/çimento oranı 2025-2029 döneminde 0,80, 2030 sonrasında ise 0,75 ile sınırlandırıldı. Bu adım, düşük karbonlu üretimin yaygınlaşması açısından oldukça kritik bir çerçeve sundu.
Tebliğin yürürlüğe girmesinden sonra sektörümüzün yeşil çimento üretimine oldukça hızlı bir uyum sağladığını görüyoruz. Bugün artık düşük emisyonlu ürünler yalnızca belirli bölgelerde değil, Türkiye’nin tamamında erişilebilir hale geldi. Bunun yanında özel sektörde de yeşil çimento kullanımının yaygınlaşması için bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çünkü sürdürülebilir dönüşümün yalnızca kamu projeleriyle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyoruz.
Söz konusu düzenlemenin önümüzdeki 10 yıllık süreçte yaklaşık 16,5 milyon ton klinker tasarrufu ve 11 milyon ton CO₂ emisyon azaltımı sağlayacağı öngörülüyor. Bu rakamlar sektörün dönüşüm potansiyelini göstermesi açısından oldukça önemli. Özellikle kentsel dönüşüm, altyapı yatırımları ve yeni nesil yapı projelerinde çimento sektörünün sürdürülebilirlik hedeflerine doğrudan katkı sağlayan stratejik bir paydaş konumuna geldiğini düşünüyoruz.
Bu süreçte sektörümüzün en önemli gündem maddelerinden biri de düşük karbonlu üretim teknolojileri oldu. “Düşük Karbon Yolunda Yeni Nesil Çimentolar Zirvesi” kapsamında karbon yakalama ve depolama teknolojileri, alternatif yakıt kullanımı, atık ısı geri kazanımı ve klinker kullanım oranının azaltılması gibi başlıkları detaylı şekilde ele aldık. Yeşil binalara geçiş sürecinde düşük klinkerli üretim modellerinin ne kadar stratejik hale geldiğini bu çalışmalarla bir kez daha görmüş olduk.
Düşük karbonlu çimento, alternatif hammaddeler ve döngüsel ekonomi uygulamaları yeşil bina ekosisteminin temel bileşenleri arasında yer alıyor. TÜRKÇİMENTO olarak bu alanda sektöre yön veren çalışmalarınız, iş birlikleriniz ve önümüzdeki döneme ilişkin öncelikli gündem başlıklarınız neler olacak?
Türk çimento sektörü olarak düşük karbonlu üretim, alternatif hammaddeler ve döngüsel ekonomi uygulamalarını birbirinden bağımsız değil; bütüncül bir dönüşüm süreci olarak ele alıyoruz. Son yıllarda bu alanlarda oldukça önemli bir mesafe kat ettik. Özellikle klinker oranının azaltılmasıyla geliştirilen yeni nesil yeşil çimento türleri, kalsine kil gibi alternatif bağlayıcı malzemeler ve LC3 teknolojisi, karbon ayak izimizi azaltma hedefimizin temel yapı taşları arasında yer alıyor.
Bunun yanında dijitalleşme ve proses optimizasyonu sayesinde enerji verimliliğinde de ciddi kazanımlar elde ediyoruz. Betonun havadaki karbonu yeniden hapsetmesini sağlayan karbonatlaşma süreçleri de sektör açısından önem verdiğimiz alanlardan biri. Özellikle geçtiğimiz aylarda düzenlediğimiz “Kalsine Kil Çalıştayı – LC3 Bilgilendirme Günü” kapsamında dünyaca ünlü uzman Prof. Dr. Karen Scrivener’ı ağırlayarak sektörümüz açısından oldukça değerli bilgi paylaşımında bulunduk. Bu tür organizasyonları sektörün dönüşüm kapasitesini güçlendiren önemli platformlar olarak görüyoruz.
Döngüsel ekonomi tarafında ise atıkların alternatif yakıt ve alternatif hammadde olarak değerlendirilmesi öne çıkıyor. Atık türevi yakıt kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hem fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıyor hem de atık yönetimi konusunda ülkemize katkı sağlıyoruz. 2024 itibarıyla ulaştığımız alternatif yakıt ve hammadde kullanım seviyeleri, sektörümüzün bu alandaki kararlılığını açık biçimde ortaya koyuyor.
TÜRKÇİMENTO olarak bu dönüşümü yalnızca sektör içinde değil; kamu, akademi ve uluslararası paydaşlarla geliştirdiğimiz güçlü iş birlikleriyle birlikte yürütüyoruz. Özellikle Yeşil Çimento Tebliği’nin sektör açısından önemli bir kırılma noktası oluşturduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda uluslararası platformlarda aktif rol alarak bilgi paylaşımını destekliyor ve yeni teknolojilerin yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz.
Önümüzdeki dönemde odağımızda; düşük karbonlu üretim teknolojilerinin daha geniş ölçekte uygulanması, karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerinin geliştirilmesi, alternatif hammaddelere erişimin artırılması ve Avrupa Birliği düzenlemelerine uyum sürecinde sektöre rehberlik edilmesi olacak. Bunun yanında yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve insan kaynağını birlikte ele alan “üçüz dönüşüm” yaklaşımını da öncelikli gündemimiz olarak görüyoruz. Çünkü sürdürülebilir ve rekabetçi bir sektör yapısının ancak bu üç alanın birlikte ilerlemesiyle mümkün olacağına inanıyoruz.
Bu kapsamda her yıl düzenlediğimiz Uluslararası Teknik Seminer ve Sergisi Programı’nın 19’uncusunu da 1-5 Aralık 2026 tarihlerinde Antalya’da “2053’e Doğru: Road to 2053” temasıyla gerçekleştireceğiz. Burada sektörün geleceğini şekillendirecek başlıkları ve sürdürülebilir dönüşüm sürecini kapsamlı şekilde değerlendirme fırsatı bulacağız.


