25 Mayıs 2026
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
Ekonomi

Jeopolitik gelişmeler ve küresel güç, iş dünyasını nasıl şekillendirecek?

EY (Ernst & Young) tarafından yayımlanan Jeostratejik Görünüm 2025 raporuna göre, jeopolitik gelişmeler küresel dönüşümü şekillendirirken, iş dünyasının belirsizlikler karşısında sürdürülebilir stratejiler geliştirmesi kritik önem taşıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 20. Küresel Riskler Raporu ise artan jeopolitik, çevresel, toplumsal ve teknolojik zorlukların küresel istikrarı tehdit ettiğini ve daha parçalanmış bir dünya düzenine işaret ettiğini ortaya koyuyor. Bu yılın anket sonuçları, ekonomik risklerin önceki yıllara kıyasla daha az öne çıktığını ancak toplumsal ve jeopolitik gerilimlerle doğrudan bağlantılı olarak endişe kaynağı olmaya devam ettiğini gösteriyor.

EY, Jeostratejik Görünüm 2025 Raporu’nda, 2025 yılında en önemli 10 jeopolitik risk ele alınıyor. Bu risklerin doğasını karakterize edecek ve yıl içindeki dönüşüm gündemlerini yeniden şekillendirecek temel konular şu üç başlıktaöne çıkıyor: Küresel seçimler sonrası politik atmosferdeki değişim, ekonomik rekabet ve egemenlik, jeopolitik çekişmeler.

 Küresel seçimler sonrası politik atmosferin değişimi

2024 yılı birçok ülkede seçimlerin yapıldığı bir yıl olarak öne çıkarken, 2025 ise yeni yönetimlerin politikalarını şekillendireceği bir geçiş dönemi olacak. İş dünyası liderleri için bu süreç, politika değişikliklerinden kaynaklanan operasyonel ve itibar risklerini yönetme zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Popülist politikaların etkilerini dengelemek, hükümetlerle iş birliği içinde vergi politikaları oluşturmak ve yetenek yönetimi çerçevelerini yeniden değerlendirmek, şirketlerin rekabet gücünü koruması açısından kritik olacak.

Ekonomik rekabet ve egemenlik mücadelesi

Küresel ekonomik sistemde ülkeler, ekonomik güvenliklerini artırmak adına yeni korumacı politikalar ve düzenlemeler getirecek. Bu süreç, tedarik zincirlerinde karmaşıklığı artırırken, iş dünyası liderlerinin yeni pazarlara açılmada şeffaflık ve uzun vadeli sürdürülebilir stratejilere öncelik vermesini gerektiriyor. Özellikle dijital teknolojiler, yapay zeka ve ağ altyapıları, ülkelerin stratejik rekabet unsurları haline gelirken, şirketlerin yatırım kararlarını buna göre yönlendirmesi önem taşıyor.

Öte yandan, iklim politikaları küresel ekonomi üzerindeki etkisini artırmaya devam edecek. İş dünyası, operasyonel sürdürülebilirlik ve uzun vadeli uyumluluk açısından yeşil dönüşüm stratejilerini güçlendirmek zorunda kalacak.

Jeopolitik çekişmeler ve küresel dönüşüm

Küresel güç dengelerindeki değişim, enerji politikalarını ve yatırım stratejilerini doğrudan etkiliyor. Şirketler, enerji dönüşüm süreçlerini stratejik bir avantaj olarak kullanmalı ve yenilenebilir enerji yatırımlarına odaklanmalıdır. Aynı zamanda, gelişmekte olan pazarlara giriş ve çıkış stratejileri titizlikle analiz edilerek, en yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlar belirlenmelidir.

Jeopolitik çatışmalar ve artan siber tehditler karşısında, şirketlerin veri güvenliğini güçlendirmesi, operasyonel riskleri minimize etmesi ve Ar-Ge yatırımlarını bu tehditlere uyumlu hale getirmesi gerekiyor.

Jeopolitik risklerin sektörel etkileri

  • Tüketici Ürünleri & Sağlık: Vergi politikalarındaki belirsizlikler, kurumsal finansmanı ve büyüme beklentilerini etkileyebilir.
  • Gayrimenkul & İnşaat: Sermaye akışındaki dalgalanmalar, yatırımcıların stratejilerini yeniden şekillendirebilir.
  • Sanayi & Üretim: Hidrokarbonlar, metaller ve yeşil teknolojiler, stratejik üretim materyalleri olarak öne çıkmaya devam edecek.
  • Enerji: Jeo-enerji dinamikleri ve iklim politikaları, pazar talebini ve iş modellerini köklü bir şekilde dönüştürebilir.
  • Teknoloji, Medya & Telekomünikasyon: Yeni düzenlemeler, rekabet ortamını ve yatırım fırsatlarını doğrudan etkileyecek.
  • Finansal Hizmetler: Küresel risklere karşı teknoloji adaptasyonu ve yapay zeka uyumu, rekabet avantajı sağlamak için kritik olacak.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’nun 20. Küresel Riskler Raporu, Eylül ve Ekim 2024’te gerçekleştirilen ve 900’den fazla küresel risk uzmanı, politika yapıcı ve sektör liderinin katıldığı anket sonuçlarına dayanıyor. Rapora göre, 2025 yılı ve sonrası için en büyük tehditler arasında devlet temelli silahlı çatışmalar, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile çevresel krizler öne çıkıyor.

Çatışmalar, dezenformasyon ve iklim felaketleri

Ankete katılanların dörtte biri için 2025 yılının en büyük riski, devlet temelli silahlı çatışmaların artması olarak görülüyor. Özellikle jeopolitik gerilimler, bölgesel savaş risklerini artırırken küresel istikrarı tehdit ediyor. İkinci büyük tehdit olarak ise yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon öne çıkıyor. Bu faktör, toplumsal uyumu ve yönetime olan güveni zayıflatarak, uluslararası ve ulusal düzeyde bölünmelere yol açma riski taşıyor.

Diğer önemli kısa vadeli riskler ise şunlar:

  • Aşırı hava olayları (iklim değişikliğinin etkisiyle artan doğal afetler)
  • Toplumsal kutuplaşma (artan eşitsizlikler ve politik gerilimler)
  • Siber casusluk ve savaş (kritik altyapılara yönelik saldırılar ve veri güvenliği riskleri)
  • Kirlilik (hava, su ve toprak kirliliğinin insan sağlığı ve ekosistemler üzerindeki olumsuz etkileri)

Uzun vadede en büyük tehdit çevresel krizler

Önümüzdeki 10 yıl içinde dünya genelinde en büyük tehditlerin çevresel riskler olacağı öngörülüyor. İlk 10 büyük riskin 5’ini çevresel faktörler oluşturuyor:

  1. Aşırı hava olayları
  2. Biyolojik çeşitlilik kaybı
  3. Ekosistem çöküşü
  4. Dünya sistemlerindeki kritik değişiklikler
  5. Doğal kaynak kıtlığı

Bunlara ek olarak kirlilik, teknolojik riskler, dezenformasyon ve yapay zekanın olumsuz etkileri uzun vadede küresel güvenlik ve ekonomik sistemleri tehdit eden diğer unsurlar arasında yer alıyor.

Parçalanan küresel sistem, kırılgan gelecek

Rapor, önümüzdeki 10 yıl içinde küresel risklerin artacağını ve iş birliği mekanizmalarının daha fazla baskı altında kalacağını ortaya koyuyor. Ankete katılanların %66’sı, 2035 yılına kadar dünyanın daha çalkantılı ve krizlerle dolu bir döneme gireceğini düşünürken, %50’den fazlası, uluslararası iş birliğinin zayıflamasıyla küresel istikrarsızlığın artacağını öngörüyor.

Toplumsal riskler, hem kısa hem de uzun vadede küresel kırılganlıkları artırma potansiyeli taşıyor. Özellikle artan eşitsizlikler ve toplumsal kutuplaşma, yasa dışı ekonomik faaliyetler, yükselen borç yükleri ve stratejik kaynakların tekelleşmesi gibi faktörler, küresel ekonominin önündeki en büyük riskler arasında yer alıyor.

İstikrar için küresel iş birliği şart

Dünya Ekonomik Forumu Genel Müdürü Mirek Dušek, jeopolitik gerilimler, küresel güvenin azalması ve iklim krizinin dünya sistemlerini daha önce hiç olmadığı kadar zorladığını belirtirken, Dušek, Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Girişimi Başkanı Mark Elsner ise iklim değişikliği ve küresel çatışmalar gibi iç içe geçmiş krizlerin koordineli ve kolektif eylemleri zorunlu kıldığını belirtti.

Rapor, küresel liderlerin ve sektör temsilcilerinin iş birliğini önceliklendirmesi, diyaloğu güçlendirmesi ve uluslararası bağları koruyacak yeni mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. İçe kapanma ve korumacılık politikaları ise riskleri daha da derinleştirebilir.

Gelecek için acil önlemler alınmalı

Raporu, küresel sistemlerin artan jeopolitik, ekonomik, çevresel ve teknolojik risklerle karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Gelecek nesillerin istikrarını sağlamak için ülkelerin ve şirketlerin, ortak çözümler üretmesi ve uluslararası iş birliğini güçlendirmesi gerekiyor. Önümüzdeki 10 yıl, küresel dayanıklılığı artırmak ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için kritik bir dönem olacak.