16 Aralık 2025
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
makale Son Dakika

SERMAYE GÜVENİ SEVER

Ülkemiz ekonomisi, küresel belirsizliklerin gölgesinde kırılgan yapısını sürdürmeye devam ediyor. Makro göstergeler büyümenin sınırlı kaldığını, buna karşın enflasyon baskısının ise dirençli bir şekilde sürdüğünü gösteriyor. Bloomberg’in son Türkiye analizinde de vurgulandığı gibi, siyasi baskıların yatırımcı güvenini zayıflatması, ekonomideki istikrarsızlık hissini derinleştiriyor. Artık yalnızca ekonomik göstergeler değil, siyasi atmosfer de yatırım kararlarından döviz hareketlerine kadar her alanda etkili hâle geldi.

Önceki hafta yayınlanan bir Reuters anketi, Türkiye’nin yıl sonu büyüme beklentisinin %3,3 olduğunu ortaya koyarken, 2026 yılı için %3,4, 2027 için ise %3,8 öngörüsü oluştu. Aynı ankette yıl sonu enflasyon beklentisi %31,3 civarında iken, 2026 sonu için beklenti %23,0 seviyesinde. Bu rakamlar hükümetin programının daha üzerinde. Öte yandan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) başkanı Renaud-Basso’da Türkiye’yle ilgili değerlendirmesinde, enflasyonla mücadelede politikaların devam edeceğini vurgularken, kuraklık gibi geçici faktörlerin de enflasyon etkili olduğuna dikkat çekti. Anlaşılan o ki Avrupa ülkeleri de Türkiye’deki enflasyonla mücadele konusunu yakından takip ediyor.

Büyüme ve enflasyon dengesi

Türkiye ekonomisinde büyüme oranı %3 seviyelerinde seyrediyor. Bu oran, yüksek sayılabilecek bir düzeyde değil; üstelik enflasyon hâlâ oldukça yüksek ve hedeflerin üzerinde kalmaya devam ediyor. Bu tablo, politika yapıcıların önünde karmaşık bir denge arayışını getiriyor: Enflasyonu dizginlemek isterken büyümeyi boğmamak, yatırımcı güvenini korumak isterken kur istikrarını sağlamak…

Yüksek enflasyon, reel ücretler ve tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratarak büyümeyi daha da yavaşlatabilir. Büyümenin sınırlı olması, yatırımcı güvenini zayıflatabilir ve firmaların yeni yatırım kararlarını ertelemelerine neden olabilir. Enflasyonun kontrol altında olmadığı algısı, döviz kuru üzerinde yukarı yönlü baskı yaratabilir. Para politikasındaki sıkılaşma, büyümeyi daha da yavaşlatırken; gevşeme beklentisi finansal istikrarsızlık riskini artırabilir.

Dış ticaret ve tedarik zinciri bağlantıları

Türkiye, coğrafi olarak hem Avrupa hem Asya’ya açılan bir köprü konumunda. Ancak bu avantajın sürdürülebilmesi için istikrar, altyapı yatırımları ve küresel tedarik zinciri eğilimlerine uyum büyük önem taşıyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu, risklerle fırsatların iç içe geçtiği bir döneme işaret ediyor. Lojistik avantajlarımız, yalnızca istikrarlı bir politika zeminiyle anlam kazanabilir.

ABD-Çin hattındaki gerilim, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine neden olurken Türkiye için lojistik ve transit ticaret alanında önemli fırsatlar doğurabilir. Ancak bu fırsatlar, siyasi ve kurumsal istikrarla desteklenmezse kalıcı faydaya dönüşemez. Küresel risklerin artmasıyla birlikte lojistik maliyetler yükselirken, tarife riskleri ve korumacı politikalar ihracatçılarımızı doğrudan etkileyebilir.

Ekonomide kral çıplak

Siyasi belirsizlik veya baskı algısı, doğrudan ekonomik göstergelere yansıyor. Yabancı yatırımların kararları, döviz rezervleri, banka ve finans kurumlarının karar alma süreçleri bu durumdan güçlü biçimde etkilenmekte. Yatırımcı güveni açısından siyasi baskıların öne çıkması, ekonomi yönetiminin kararlılığı konusundaki soru işaretlerini artırırken ülke risk primimizi de yükseltiyor.

Sermaye, güveni sever. Siyasi belirsizliklerin derinleştiği, karar mekanizmalarının öngörülemez hâle geldiği her dönemde sermaye maliyetleri yükselir, yatırım iştahı azalır. Türkiye’nin bugünkü fotoğrafında da bu eğilim net şekilde görülüyor. Risk priminin yükselmesi dış borçlanma maliyetlerini artırırken, kur oynaklığının da temel nedeni hâline geliyor. Ekonomik reformların sürdürülebilirliği ve siyasi istikrarın güçlendirilmesi hem iç hem dış yatırımcı açısından güveni yeniden tesis etmenin anahtarı. Aksi halde ülkemiz; potansiyelinin altında büyüyen, yüksek enflasyonla mücadele eden ve fırsatlarını kaçıran bir ekonomik yapıdan kurtulamayacak gibi görünüyor.

Reel sektörde devam eden sıkıntıların artık Sayın Mehmet Şimşek tarafından da daha fazla dikkate alınarak baskıcı politikalar yerine rahatlatıcı çözümler üretmek kaçınılmaz görünüyor. Bollaşacak ve ucuzlayacak kredi imkanlarının genişlemesinin yanı sıra, yapılandırma ve matrah arttırımı gibi enstrümanlara, belki de en çok ihtiyaç duyulan dönemde olduğumuzun farkına varılması şart. Aksi halde dönülmez akşamın ufkuna epeyce yaklaşmış olacağız.