Haber ve Tanıtım Merkezi

Turizmde Hedef Daha Fazla Turist Değil, Daha Fazla Değer

Türkiye turizmde büyürken sektörün perde arkasındaki sorunlar da derinleşiyor. TUROYD Turizm Otel Yöneticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Sancar; nitelikli çalışan açığı, yüksek operasyon maliyetleri ve döviz kuru baskısının sektörün kârlılığı üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Turizm Meslek Yasası”nın artık ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiğini vurguladı.

“Turizmde artık ‘kaç yatağımız var?’ kadar ‘nasıl bir deneyim sunuyoruz?’ sorusuna da odaklanmalıyız.”

 

Türkiye, küresel turizm pazarında bugün nasıl bir konumda? Ülkemizin dünya turizmindeki rekabet gücünü hangi unsurlar belirliyor?

Türkiye bugün dünya turizminin en güçlü destinasyonlarından biri. Bunu yalnızca ziyaretçi sayısıyla değil; ürün çeşitliliği, ulaşılabilirlik, güçlü konaklama altyapısı ve hizmet tecrübesiyle de görüyoruz. Deniz-kum-güneş turizminin yanında kültür, gastronomi, sağlık, kongre, spor ve şehir turizmi açısından çok geniş bir ürünümüz var. İstanbul gibi başlı başına küresel marka olan bir şehre, Antalya gibi çok güçlü bir tatil destinasyonuna sahip olmak önemli bir avantaj. Bundan sonraki rekabette belirleyici olanın yalnızca daha fazla turist ağırlamak değil, kişi başı geliri ve misafirin destinasyonda geçirdiği kaliteli zamanı artırmak olduğunu düşünüyorum.

 

Akdeniz havzasında İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi güçlü turizm destinasyonlarıyla rekabet eden Türkiye’nin en önemli avantajları ve geliştirmesi gereken yönleri neler?

Türkiye’nin en önemli avantajlarından biri güçlü hizmet kültürü. Misafirin ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilme ve çözüm üretme konusunda sektörümüz oldukça deneyimli. Ayrıca aynı seyahatte deniz, tarih, gastronomi ve alışveriş deneyimini bir arada sunabiliyoruz. Geliştirmemiz gereken taraf ise destinasyon bazında daha uzun vadeli planlama. Bazı bölgelerde yoğun sezon baskısını azaltmamız, turizmi 12 aya yaymamız ve şehirlerin altyapısını artan ziyaretçi sayısına paralel biçimde geliştirmemiz gerekiyor.

 

Türkiye’nin turizmde mevcut yatak kapasitesini ve yeni yatırımlar açısından doymuşluk seviyesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi bölgelerde kapasite sınırına yaklaşılmış durumda?

Türkiye’de kapasiteyi tek başına yatak sayısıyla değerlendirmek doğru olmaz. Antalya kıyı hattı, Bodrum ve Çeşme gibi yüksek talep gören bazı destinasyonlarda yeni yatak eklemekten çok mevcut kapasitenin verimli kullanılması ve bölgenin taşıma kapasitesinin korunması önemli hale geldi. İstanbul’da ise tablo bölgeden bölgeye değişiyor. Burada ulaşım, kongre altyapısı, etkinlik takvimi ve farklı segmentlere hitap eden ürün çeşitliliği kapasite kadar belirleyici. Yeni yatırımların artık yalnızca fiziksel alan üzerinden değil, gerçek talep ve destinasyon ihtiyacı üzerinden planlanması gerektiğini düşünüyorum.

 

Türkiye’nin turizm hedefleri doğrultusunda mevcut konaklama kapasitesinin artırılması gerekiyor mu, yoksa öncelik mevcut tesislerin yenilenmesi ve niteliklerinin yükseltilmesi mi olmalı?

Ben önceliğin nitelik artışında olması gerektiği görüşündeyim. Yeni yatırımlar elbette devam etmeli ancak her bölgede yeni oda üretmek çözüm değil. Mevcut tesislerin teknoloji, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, oda standardı, yiyecek-içecek deneyimi ve hizmet kalitesi açısından yenilenmesi çok daha kritik. Bugünün misafiri yalnızca temiz bir oda satın almıyor; hız, kişiselleştirme, iyi gastronomi, güçlü internet, doğru iletişim ve kusursuz bir deneyim bekliyor. Dolayısıyla artık “kaç yatağımız var?” kadar “nasıl bir deneyim sunuyoruz?” sorusuna da odaklanmalıyız.

 

Türkiye turizmde turist sayısı ve gelir açısından güçlü bir tablo ortaya koyuyor. Ancak sektörün perde arkasında kalan, kamuoyunda yeterince konuşulmayan sorunları neler?

Sektörün en önemli gündemlerinden biri insan kaynağı. Nitelikli çalışanı sektörde tutmak giderek zorlaşıyor. Yoğun çalışma temposu, sezonluk istihdam, personel devir hızının yüksekliği ve artan maliyetler işletmeler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Nitelikli çalışan açısından ülkemizin kısa aralıklarla karşı karşıya kaldığı pandemi, ekonomik kriz ve darbe kalkışması gibi sorunlar yüzünden bu sektörde çalışanlar kendini artık güvende hissetmiyor. Bugün birçok özel üniversitede turizm ile ilgili bölümler, talep görmediğinden kapatıldı. Oteller artık personel açığını yurt dışından çalışan istihdamı ile kapatmaya çalışıyor. Bu nedenle hem turizm çalışanları için hem de turizm yatırımcıları için “TURİZM MESLEK YASASI” nın acil olarak çıkarılması zorunlu hale geldi. Bu konuyla ilgili TUROYD Turizm Otel Yöneticileri Derneği sektörün ilgili STK’larıyla birlikte, yıl sonuna doğru bir zirve yapmayı planlamaktadır.

Bunun yanında son üç yıldır sektörün üzerinde önemli bir döviz kuru baskısı bulunuyor. Turizm gelirleri büyük ölçüde döviz bazlı olmasına rağmen, döviz kurlarındaki artış ile Türkiye’deki enflasyon ve işletme maliyetlerindeki yükseliş aynı paralelde ilerlemiyor. Personel, enerji, gıda, bakım ve diğer operasyonel giderler enflasyonla birlikte hızla yükselirken, döviz kurlarındaki artışın bunun gerisinde kalması işletmeler açısından ciddi bir maliyet-kur makası oluşturuyor. Bu nedenle yüksek doluluk ve artan turizm geliri, her zaman aynı oranda yüksek kârlılık anlamına gelmiyor.

Ayrıca destinasyonların altyapısı, trafik, çevresel yük ve su kullanımı gibi konular da turizm potansiyeli arttıkça, daha fazla önem kazanıyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilir büyüme için yalnızca turist ve gelir rakamlarını değil; işletmelerin ekonomik sürdürülebilirliğini, çalışan memnuniyetini, tesis kalitesini, yerel yaşam üzerindeki etkiyi ve misafirin tekrar gelme isteğini de birlikte değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.

 

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR