Enerji sistemlerinin sürdürülebilir enerji kaynaklarıyla dönüşümü, ekonomilerin karbonsuzlaşmasında önceliklendirilen bir strateji olmakla birlikte, bu dönüşüm şebeke işleyişi üzerinde önemli bir yapısal değişimi de gündeme getiriyor.
Bu dönüşümün temelini oluşturan değişken üretime sahip yenilenebilir enerji kaynaklarının artışı, şebeke esnekliğine olan ihtiyacı da artırıyor. Eğer şebeke esnekliği yeterli düzeyde değilse, şebeke işletmecileri kısıt yönetimi yaparak şebekenin güvenirliğini sağlayabilse de bu durum, sistem işletmecisine ilave bir maliyet yaratabiliyor. Dahası, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretimlerinin kesintiye (curtailment) uğraması gibi istenmeyen durumların yaşanmasına da neden olabiliyor. Bu bağlamda, elektrik şebekesinde batarya enerji depolama sistemlerinin stratejik konumlandırılması, kısıt yönetimi ihtiyacını ve buna bağlı oluşacak ek maliyetleri azaltmada kullanılabilecek önemli bir strateji olarak görülüyor.
Türkiye’de 2035 rüzgar ve güneş kurulu kapasite hedefi
120 GW Ekim 2024 tarihinde T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) açıkladığı güncellenmiş 2035 yılı yenilenebilir enerji hedefleri doğrultusunda, günümüzde toplam kurulu gücü 33 GW’ı geçen rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesinin önümüzdeki 10 yıl içinde 4 kat artması bekleniyor. Değişken üretimin elektrik sistemi içindeki payının bu denli artması, şebeke esnekliği opsiyonlarının da sisteme dahil edilmesini gerektirecek. Bu bağlamda ise batarya enerji depolama sistemlerinin geniş ölçekte uygulanmasının, şebeke esnekliğinin artırılmasında önemli katkılar sağlayacağı değerlendiriliyor. ETKB’nin 2024 sonunda yayımladığı 2024-2028 Stratejik Planı’na göre de şebeke esnekliğini artırmak için 2028 yılına kadar toplam 10 GW seviyesinde batarya enerji depolama sisteminin kurulumu hedefleniyor. En uygun teknoloji ve optimum sistemsel konumların belirlenmesi önemli SHURA’nın yürüttüğü iteratif simülasyonlarda, kapasitesinin üzerinde yüklenmiş iletim hatlarında batarya enerji depolama uygulamalarının artmasının hat yoğunluğunu ve yenilenebilir enerji üretim kesintilerini azalttığı görülüyor. Bununla birlikte, gözlemlenen bu faydalar ilgili konumdan uzaklaşıldıkça azalıyor. Sistemde bataryaların konumlandırılmasında bir diğer önemli konu ise gündüz ve gece yüklenme koşullarının dikkate alınması. Yürütülen simülasyonlarda, bataryaların rüzgar ve güneş enerjisi üretimlerinin yüksek olduğu bölgelerde, ihtiyaç fazlası elektriği depolayarak şebekeyi desteklemeleri öne çıkan en önemli sonuçlardan. Diğer taraftan, bir bölgede yüksek batarya kapasite kurulumu olduğu durumda, bataryalar tarafından gündüz (güneşin fazla olduğu saatlerde) ve gece (tüketimin düştüğü) saatlerde çekilen elektrik yükünün hat yüklenmelerine neden olabileceği de dikkat edilmesi gereken konular arasında.
SHURA analizlerinde, 2035 yılında yenilebilir enerji santraline bütünleşik toplam 4,3 GW kurulu güçte ve 4 saatlik depolama kapasitesine sahip batarya enerji depolama sistemlerinin yenilenebilir enerji üretim kesintilerini (curtailment) asgari seviyeye indirmek için kullanıldığı durum da değerlendirildi. Depolama tesislerinin etkisiyle de yenilenebilir enerji üretim kesintileri yıllık toplam 4 TWh kadar azaltılabiliyor.
Bataryaların Türkiye elektrik sistemine entegrasyonunu hızlandırmada neler yapılabilir?
-İletim ve dağıtım hatlarında gözlemlenen kısıt ve tıkanıklıkların azaltılmasında batarya depolama sistemlerinin kullanıldığı “Sanal Güç Hattı” kurulumları değerlendirilebilir.
-Üretim tesisine bütünleşik depolama tesisleri yenilenebilir enerji santrallerinin şebeke üzerinde yarattığı dengesizliği yönetmek amacıyla kurulacaksa, dengesizlik cezalarının şebeke maliyetlerini de yansıtacak şekilde belirlenmesine ve yatırımcının depolama tesisini, santralin dengesizliğini yönetecek kapasitede projelendirmesine olanak tanıyacak şekilde mevzuat iyileştirmeleri değerlendirilebilir. Eğer üretim santralinin baz yük olarak çalıştırılması hedefleniyorsa, mevzuatın depolama tesislerinin en az 2 saat ve daha üstü şarj-deşarj kapasitesine sahip olacak şekilde projelendirilmesine imkan tanıyacak biçimde düzenlenmesi faydalı olacaktır.
-Sisteme entegre edilmesi değerlendirilen batarya enerji depolama tesislerinin hem sistem odaklı hem de yatırımcı açısından faydaları birlikte değerlendirilebilir. Seçilen yer ve teknoloji kapsamında bataryalar sisteme daha fazla fayda sağlarken, yatırımcıların maliyetlerini karşılamıyorsa, yatırımcılara çeşitli sübvansiyon ve/veya teşviklerin sağlanması önemli olacaktır.
-Mevcut tarifeler kapsamında depolama tesisleri hem enerji alışlarında hem de verişlerinde iletim/ dağıtım bedeli ödüyor. Depolama tesislerinin, yenilenebilir enerji kesintisini, fosil yakıt tüketimini ve şebeke yatırımlarını azaltma gibi ülke ekonomisine faydaları da dikkate alınarak, bu sistemler için yeni bir kullanım tarifesi oluşturulabilir.
-Toptan satış elektrik piyasasında yapılacak olası iyileştirmelerle birlikte negatif fiyatların oluşumuna izin verilmesi, depolama tesislerinin arbitraj marjını artırarak tüketicileri depolama ünitesi kurmaya teşvik edebilir. Ayrıca, Yan Hizmetler Piyasası’nda yapılacak iyileştirmelerle daha küçük kapasiteli enerji depolama sistemlerinin piyasaya katılımı da sağlanabilir.
Batarya enerji depolama sistemlerinden azami seviyede faydalanabilmek için bataryaların hizmet edecekleri alanlara yönelik, en uygun teknoloji ve sistemsel konumlarının belirlendiği bir yol haritasının oluşturulması, elektrik sektörü açısından çok yönlü faydalar sağlayacak.

GÜRİŞ BATARYA ENERJİ DEPOLAMA SİSTEMİYLE UKRAYNA’DA
Güriş, Ukrayna Lviv’de 100 MWH kapasiteli Batarya Enerji Depolama Sistemi Projesini hayata geçiriyor. Ukrayna’nın Lviv Bölgesi’nde kurulacak 2 adet 50 MWH (2×50 MWh) kapasiteli batarya enerji depolama sistemi projesinde hazırlık süreci tamamlandı ve inşaat çalışmalarına başlandı. Projenin ilk fazının Eylül 2025’te faaliyete geçmesi, ikinci fazının ise yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. Bu enerji depolama sistemleri, öncelikle ulusal elektrik şebekesini dengelemek amacıyla yan hizmet ihaleleri kapsamında hayata geçiriliyor. Projenin ilk fazının bu yılın eylül ayında faaliyete geçmesi, ikinci fazının ise yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. Bu enerji depolama sistemleri, öncelikle ulusal elektrik şebekesini dengelemek amacıyla yan hizmet ihaleleri kapsamında hayata geçiriliyor.
BİEN’DEN 11,7 MİLYON DOLARLIK GES HAMLESİ
Bien, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda enerji maliyetlerini azaltmak, elektrik fiyat artışlarından korunmak ve karbon ayak izini düşürmek amacıyla T2D Yenilenebilir Enerji Sistemleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. iş birliğinde yenilenebilir enerji yatırımlarına hız veriyor. Şirket ilk etapta 11,7 milyon dolarlık yatırım ile Bozüyük, Bilecik ve Bilecik 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan fabrikalarında kurulacak, 23,5 MWp’lik Güneş Enerji Santralini 2025 yılı içerisinde tamamlamayı hedefliyor. Ayrıca 2030 yılına kadar toplam 140 MWe kapasiteli Güneş Enerji Santrali (GES) yatırımını tamamlayarak, yıllık yaklaşık 186.000 ton karbon emisyonunu azaltmayı ve 511.280 adet yetişkin ağacın kesilmesini önlemeyi hedefliyor. Bien Genel Müdürü Şerafettin Aşık, “Yenilenebilir enerji yatırımlarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz. 2025 yılı içerisinde tamamlamayı hedeflediğimiz 23,5 MWp’lik Güneş Enerji Santrali (GES) yatırımlarımızla yalnızca enerji verimliliğimizi artırmakla kalmayacak, aynı zamanda karbon ayak izimizi önemli ölçüde azaltacağız.” dedi.
BİM GES SAYISINI 26’YA YÜKSELTTİ
BİM, yaşanabilir bir çevre ve sürdürülebilir bir gelecek için yenilenebilir enerji yatırımlarını aralıksız sürdürüyor. BİM, Antalya ve İstanbul’da çatı üzeri, Erzurum ve Şanlıurfa’da arazi üzeri olmak üzere 4 yeni GES yatırımını devreye aldı. BİM, 5 arazi üzeri, 21 çatı üzeri olmak üzere, toplam GES projesi sayısını 26’ya yükseltti. 4 yeni GES ile yaklaşık 20 bin hanenin yıllık enerji tüketimine denk üretim yapılırken, karbon salımında yıllık 25 bin ton azalma, 630 binin üzerinde ağaç kazanımı elde edilecek. Yeni yatırımlarla birlikte BİM’in GES projeleri ile Türkiye genelinde toplam kurulu gücü 96 MW’a yükselirken karbon salımında yıllık yaklaşık 70 bin ton azalma sağlanacak. Gerçekleştirdikleri yatırımlarla ilgili açıklamalarda bulunan BİM CEO’su Haluk Dortluoğlu: “2020 yılından bu yana güneş enerjisi santralleri yatırımlarımızla enerjimizi güneşten alıyor, Dört yeni GES projemizle birlikte ülkemiz genelinde toplam GES yatırımlarımızı 26’ya yükselttik. Bu yıl sonuna kadar Türkiye operasyonlarımızın elektrik ihtiyacının %25’ini yenilenebilir enerji yatırımlarımızdan karşılamayı hedefliyoruz.” dedi.
İÇİM SÜT YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMALARINI TİRE FABRİKASINDAN BAŞLATTI
İçim Süt; geniş kapsamlı yenilenebilir enerji yatırımlarının ilk fazını, Tire fabrikasındaki güneş enerji santralinin açılışıyla başlattı. Şirket, fabrikalarındaki yenilenebilir enerji yatırımlarını tamamladığında şebekeden aldığı elektriğin yaklaşık yüzde 40’ını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamış olacak. Hedef bu oranı, fabrikalar dışındaki sahalarda yapılacak yatırımlarla 2050’ye kadar yüzde 100’e taşımak. İlk etapta Tire fabrikasında güneş enerji santralini kuran şirket; Pamukova ve Karaman’daki fabrika sahalarında da güneş enerji santralleri ile Lüleburgaz’daki fabrika sahasında rüzgar türbini kurulumu planlıyor. İçim Süt CEO’su Ali Sözen, “Tire fabrikamızda devreye aldığımız güneş enerji santraliyle geniş kapsamlı yenilenebilir enerji yatırımları hamlesini başlatmanın heyecanını yaşıyoruz. Fabrikalarımızdaki yatırımlarımızı tamamladığımızda, şebekeden aldığımız elektriğin yaklaşık yüzde 40’ını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamış olacağız. Bu yatırımlarımızın tüm fazları tamamlandığında yılda 80 bin MWh yenilenebilir enerji üretmeyi hedefliyoruz. Böylece şebekeden aldığımız elektriğin tamamını yeşil enerji kaynaklarından sağlamış olacağız.” dedi.
DEPOLAMALI ELEKTRİK ÜRETİMİNE 33 GW’LIK ÖN LİSANS
EPDK, depolama taahhüdüyle başvurulan 676 yenilenebilir enerji projesine ön lisans verdi. 33,1 GW’lık kurulu güce ulaşan bu projelerle birlikte Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisine dayalı depolamalı elektrik üretiminde önemli bir eşik aşılırken, ilk üretim lisansları da verilmeye başlandı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), depolamalı elektrik üretim tesisi kurulması amacıyla bugüne kadar 676 projeye toplam 33,1 gigavat kurulu güç için ön lisans verdi.
Depolamalı elektrik üretim yatırımları, 19 Kasım 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ikincil mevzuat değişikliklerinin ardından hız kazandı. Bu düzenlemeyle birlikte, elektrik depolama tesisi kurmayı taahhüt eden yatırımcılar, depolama kapasitesi kadar rüzgar ve güneş enerjisi santrali kurmak üzere Türkiye Elektrik İletim AŞ tarafından yarışma yapılmaksızın doğrudan EPDK’ye ön lisans başvurusunda bulunabiliyor.
Depolamalı elektrik yatırımına yönelik başvurular doğrultusunda bugüne kadar ön lisans verilen projelerin toplam kurulu gücü 33,1 gigavata ulaştı. Ön lisans verilen projelerin 263’ü rüzgar enerjisi santrali (RES), 413’ü ise güneş enerjisi santrali (GES) projelerinden oluşuyor. RES projelerine verilen ön lisansların toplam kurulu gücü 18,4 gigavat, GES projeleri için ise 14,7 gigavat olarak belirlendi. Üretim lisansı başvuru süreçleri başladı Ön lisans alan projelerden yatırıma başlayabilmek için gerekli izin ve onay süreçlerinde yükümlülüklerini tamamlayan yatırımcılar için üretim lisansı başvuru süreci de başladı.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun 20 Mart tarihli toplantısında alınan kararlar doğrultusunda, 100 megavat kurulu güce sahip Mersin RES ve 29 megavat kurulu gücündeki Oze Depolamalı GES projelerine üretim lisansı verildi. Ayrıca, ön lisans sahibi pek çok projenin üretim lisansı başvurularının kısa süre içinde EPDK’ye yapılması ve bu başvurular arasından bazı projelerin yıl içerisinde işletmeye geçmesi bekleniyor. Depolamalı elektrik üretim tesisleri, elektrik depolama ünitesi kurma taahhüdüyle birlikte hayata geçiriliyor. Piyasa oyuncularından alınan bilgilere göre, yaklaşık 1500 megavat kurulu güce sahip depolama ünitelerine yönelik sözleşmeler imzalandı ve bu sözleşmelerin bir kısmının ödemeleri gerçekleştirildi.
“ENERJİ POLİTİKASI AÇISINDAN YAPISAL BİR SIÇRAMA”
EPDK’nın verdiği ön lisansları yorumlayan GÜYAD Başkanı Cem Özkök, “EPDK’nın verdiği 33,1 GW’lık depolamalı elektrik üretim ön lisansları, Türkiye’nin enerji politikası açısından yapısal bir sıçrama anlamı taşımaktadır. Depolama sistemleri, güneş ve rüzgâr gibi kesintili kaynaklardan elde edilen elektriğin sisteme dengeli biçimde verilmesini sağlarken, arz güvenliğini de önemli ölçüde artırmaktadır. Bu büyüklükte bir kapasite, sadece enerji sistemine esneklik kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda enerji fiyatlarında istikrarı da destekler. Yeni yatırımlar; lityum-iyon batarya üretimi, batarya yönetim sistemleri, güç elektroniği, yerli yazılım çözümleri ve veri tabanlı şebeke yönetimi gibi yüksek teknoloji alanlarında geniş bir sanayi ekosistemi yaratacaktır. Ayrıca şarj altyapısı, batarya geri dönüşüm tesisleri ve enerji verimliliği servisleri gibi destekleyici alanlarda da istihdam artışı beklenmektedir. Bu gelişme, Türkiye’yi sadece bir enerji tüketicisi değil, aynı zamanda bir enerji teknolojisi üreticisi konumuna taşıma potansiyeli taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye enerjide üst sıralara çıkabilir”
Türkiye’nin enerji depolamada odağa alması gereken noktaların altını çizen Özkök, “2025 sonrası Türkiye’nin enerji stratejisinde temel odak noktaları: depolama teknolojilerinin yaygınlaştırılması, modüler nükleer reaktörlerin değerlendirilmesi, akıllı şebeke yatırımları, yeşil hidrojen altyapısının kurulması ve enerji arzının dijitalleşmesidir. Yapay zekâ, elektrikli ulaşım ve veri merkezleri gibi alanlarda artan talep, enerji altyapısının dayanıklı, esnek ve düşük maliyetli olmasını zorunlu kılmaktadır. Çin’in batarya ve güneş paneli üretimindeki küresel hâkimiyeti, Türkiye için dışa bağımlılık riski yaratırken; yerli üretim potansiyeli ve HİT-30 programı bu riski bertaraf etme fırsatı sunmaktadır. Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikaları, Türkiye’ye ihracat ve teknoloji ortaklıkları bakımından stratejik avantajlar sağlayabilir. Bununla birlikte, finansmana erişim zorlukları, yüksek sermaye maliyetleri, regülasyon süreçlerindeki belirsizlikler ve iklim değişikliğinin yol açabileceği kuraklık ve afet riskleri sektörün karşısındaki temel tehditlerdir. Enerji arzında ucuzluk, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik dengesini kuran ülkeler, yeni jeoekonomik düzende öne çıkacaktır. Türkiye’nin kapsamlı ve entegre enerji politikalarıyla bu ligde üst sıralarda yer alması mümkündür.” dedi.