İskele Kalıp Sanayicileri Derneği (İKSD) Yönetim Kurulu Başkanı Yiğit Yakar, büyüyen ve daha karmaşık hale gelen inşaat projelerinin iskele ve kalıp sektöründe mühendislik, standartlaşma ve iş güvenliğini her zamankinden daha önemli hale getirdiğini söylüyor. Dijitalleşme ve BIM uygulamalarının sektöre yeni bir yön verdiğini belirten Yakar, kaliteli üretimin korunması, standart dışı uygulamaların önüne geçilmesi ve adil rekabet koşullarının oluşturulmasının sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Türkiye inşaat sektörü yurt içinde büyük ölçekli projeler, yurt dışında ise artan müteahhitlik faaliyetleriyle büyümesini sürdürüyor. Bu hareketlilik iskele ve kalıp sektöründe nasıl bir dönüşüm yaratıyor? Proje ölçekleri ve beklentiler nasıl değişiyor?
İnşaat sektörü uzun yıllardır Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri konumunda. 2025 yılında da yaklaşık yüzde 10 büyüyerek ekonomiye önemli katkı sağladı. Deprem bölgesinin yeniden inşası, kentsel dönüşüm projeleri, kamu altyapı yatırımları ve özel sektörün konut talebi bu büyümenin temel unsurlarını oluşturdu.
İnşaat sektöründeki hareketlilik doğal olarak iskele ve kalıp ihtiyacını da artırdı. Ancak finansmana erişimin zorlaştığı mevcut ekonomik koşullar nedeniyle bu büyüme sektörümüze beklenen ölçüde olumlu yansımadı. Aksine, merdiven altı üretim yapan firmaların sayısında artış yaşandı. Bunun sonucunda TSE standartlarını karşılamayan, iş güvenliğini riske atan ürünler piyasada daha fazla görünür hale geldi.
Ne yazık ki yalnızca maliyet odaklı yaklaşımlar nedeniyle standart dışı ürünlere yönelen firmalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum sektörde haksız rekabeti de beraberinde getiriyor. Yıllardır standartlara uygun üretim yapan, mühendislik hizmetine yatırım yapan, kayıtlı istihdam sağlayan ve tüm yasal yükümlülüklerini yerine getiren firmalar zor bir süreçten geçiyor. Bir taraftan kalite ve güvenlik standartlarından taviz vermeden üretim yapmaya çalışırken, diğer taraftan haksız rekabetin yarattığı fiyat baskısıyla mücadele ediyoruz. Kur politikalarının ihracat tarafında yarattığı baskı da bu tabloyu daha da zorlaştırıyor. Buna rağmen sektörün yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşacağına inanıyoruz. Ekonomik dengelerin oturması, denetimlerin artması ve adil rekabet ortamının güçlenmesiyle birlikte sektörümüzün yeniden hak ettiği noktaya ulaşacağını düşünüyoruz.
İnşaat projelerinde hız, verimlilik ve iş güvenliği artık çok daha kritik başlıklar arasında yer alıyor. Bu değişim iskele ve kalıp sistemlerinde teknoloji, standartlaşma ve yeni nesil çözümler tarafında nasıl bir dönüşüm oluşturuyor?
Günümüzde finansmana erişim koşulları ve finansman maliyetleri, inşaat sektöründeki iş yapış biçimlerini doğrudan etkiliyor. Firmalar projelerini daha kısa sürede tamamlamak ve yatırımlarını daha hızlı geri döndürmek istiyor. Bu nedenle hız, verimlilik ve güvenlik her zamankinden daha önemli hale geldi. Kaba inşaat sürecinin hızlı ilerlemesinde iki unsur öne çıkıyor; işini iyi yapan ekipler ve doğru seçilmiş kalıp-iskele sistemleri. Biz sektör olarak TSE standartlarına uygun üretim yaparak güvenliği en üst seviyede tutmaya çalışıyoruz. Ancak bunun kadar önemli olan bir diğer konu da bu sistemlerin sahada doğru şekilde kullanılması.
Bugün artık yalnızca ürün üretmiyoruz, mühendislik hizmeti de sunuyoruz. Kullanıcıların ihtiyaçlarını analiz ediyor, projeye uygun sistemleri belirliyor, mühendislik hesaplarını yapıyor ve bunları raporlayarak müşterilerimizle paylaşıyoruz. Amacımız sahadaki uygulamaların mühendislik hesaplarıyla desteklenen, planlı ve güvenli bir şekilde ilerlemesini sağlamak. Hesaplanmış, çizilmiş ve mühendislik altyapısıyla desteklenmiş çözümler sayesinde projelerin daha hızlı ve daha güvenli ilerlemesine katkı sunuyoruz.
Her geçen gün mimari ve statik açıdan daha karmaşık projelerle karşılaşıyoruz. Bu da iskele ve kalıp sistemlerinin önemini artırıyor. Önümüzdeki dönemde Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) uygulamalarının daha yaygın kullanılacağını düşünüyoruz. BIM; tasarım, inşaat ve işletme süreçlerinde tüm paydaşların ortak çalışmasına imkan sağlayan dijital bir modelleme yaklaşımı sunuyor. Bu sistemin yaygınlaşmasıyla birlikte proje yönetimi, iş güvenliği ve operasyonel verimlilik açısından önemli kazanımlar elde edeceğimize inanıyoruz.
Türk müteahhitlik sektörünün yurt dışındaki güçlü konumu düşünüldüğünde, iskele ve kalıp sektörünün ihracat potansiyeli ve küresel rekabet gücü açısından önümüzdeki dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk müteahhitlik sektörü uzun yıllardır yurt dışında güçlü konumunu koruyor. Hızlı ve kaliteli iş üretme kabiliyeti sayesinde dünyanın birçok bölgesinde tercih edilen bir noktada bulunuyor. 2025 ENR Top 250 International Contractors listesinde 45 Türk firmasının yer alması da bunun önemli göstergelerinden biri. Türkiye, bu sayıyla Çin’in ardından ikinci sırada bulunuyor. Müteahhitlerimiz bugüne kadar 138 ülkede 12 bin 800’ün üzerinde projeye imza attı ve 550 milyar doları aşan bir iş hacmine ulaştı. Türk iskele ve kalıp sektörünün yurt dışına açılmasında da bu başarının önemli payı var. Uzun yıllar boyunca Türk müteahhitleri yurt dışında üstlendikleri projelerde ihtiyaç duydukları sistemleri Türkiye’den temin etti. Biz de onların açtığı yoldan ilerleyerek dünyanın birçok ülkesine ulaşma fırsatı yakaladık.
Bugün ise sektör farklı bir dönüşüm yaşıyor. Müteahhitler artık satın alma yerine kiralama modeline yöneliyor. Bu değişim bizi de dönüştürdü. Birçok firma yurt dışında ortaklıklar kurdu, bayi ağlarını genişletti ve farklı ülkelerde kalıcı yapılanmalara gitti. Bugün dünyanın birçok noktasında Türk iskele ve kalıp sistemlerine ulaşmak mümkün. Önümüzdeki dönemde Türk müteahhitlik sektörünün yeni pazarlara açılmaya devam edeceğine inanıyoruz. Özellikle Afrika’nın önemli fırsatlar sunacağını düşünüyoruz. Biz de sektör olarak Türk müteahhitlerini takip etmeyi, onların bulunduğu yeni pazarlarda yer almayı ve küresel ölçekte büyümeyi sürdüreceğiz.


