Haber ve Tanıtım Merkezi

Karbon Maliyeti Sanayinin Yeni Rekabet Kriteri

Karbonun sanayi için çevresel bir göstergeden ekonomik bir maliyet ve rekabetçilik unsuruna dönüştüğünü vurgulayan İSO Yönetim Kurulu Üyesi ve İSO Sürdürülebilirlik Platformu Başkanı Sultan Tepe, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde ölçümden yatırıma, finansmandan dijitalleşmeye kadar bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekiyor.

Karbon artık sanayi açısından yalnızca çevresel bir konu olmaktan çıkıp doğrudan bir rekabetçilik unsuru haline geliyor. Türk sanayisinin bu yeni karbon ekonomisine hazırlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İklim değişikliğiyle mücadele ve sanayinin sürdürülebilirlik odaklı dönüşümü artık rekabet gücünü, yatırım kararlarını ve ihracat pazarlarını doğrudan etkileyen bir süreç. Bu çerçevede sürdürülebilirlik de sanayinin üretim gücünü, finansmana erişimini, ihracat kapasitesini ve uzun vadeli dayanıklılığını belirleyen stratejik bir unsur haline geliyor.

Sanayimizin önemli bir üretim kabiliyeti ve dönüşüm iradesi bulunuyor. Özellikle ihracat odaklı ve büyük ölçekli firmalarımız Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi gelişmeleri yakından izliyor ve karbonsuzlaşma hedeflerini iş stratejilerinin bir parçası haline getirmeye başlıyor. Bununla birlikte dönüşümün sanayinin tamamına aynı ölçüde yayıldığını söylemek henüz mümkün değil.

İSO olarak Ipsos iş birliğiyle 606 sanayi firmasının katılımıyla gerçekleştirdiğimiz 2025 Sanayide Sürdürülebilirlik Eğilimi Araştırması da bu tabloyu açık biçimde ortaya koyuyor. Sanayide sürdürülebilirlik farkındalığı yükselirken uygulama tarafının henüz aynı hızda ilerlemediğini görüyoruz. Örneğin karbon ayak izini hesapladığını belirten firmaların oranı yüzde 16 seviyesinde; AB’ye ihracat yapan firmalarda ise bu oran yüzde 26’ya yükseliyor. Bu fark, uluslararası rekabet koşullarının dönüşümü ne ölçüde hızlandırdığını da gösteriyor.

COP31 ile birlikte Türkiye’nin karbon azaltım hedeflerinin ve sanayiye yönelik iklim politikalarının daha görünür hale gelmesi bekleniyor. Sanayi açısından hangi başlıkların önceliklendirilmesi gerekiyor?

COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilecek olması, ülkemizin iklim politikalarının yanı sıra sanayinin dönüşüm kapasitesinin de uluslararası ölçekte görünür hale gelmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor. Üretim kapasitesi yüksek ve kalkınma modeli güçlü biçimde imalat sanayisine dayanan bir ülkede COP’un gerçekleştirilmesi, iklim hedeflerinin yalnızca politika belgelerinde değil, üretim sahasında somut çözümlere dönüşebileceğini göstermek açısından da oldukça değerli.

Sanayi açısından öncelikle karbonsuzlaşma ile rekabetçiliği birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımın güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Enerji ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, elektrifikasyon, döngüsel ekonomi, su verimliliği, temiz üretim teknolojileri ve iklim değişikliğine uyum bu yaklaşımın temel başlıklarını oluşturuyor.

Burada özellikle yeşil ve dijital dönüşümün birlikte yürütülmesi önemli. Üretim hatlarındaki sensörler, veri toplama sistemleri, yapay zekâ destekli yazılımlar ve otomasyon uygulamaları; enerji, ham madde, su tüketimi ve karbon emisyonlarının çok daha doğru biçimde izlenmesini sağlıyor. Böylece işletmeler yalnızca emisyonlarını raporlamakla kalmıyor; proseslerini optimize ederek enerji ve kaynak yoğunluklarını da azaltabiliyor. Eski ve yüksek enerji tüketen ekipmanların yenilenmesi, atık ısı geri kazanımı, enerji yönetim sistemlerinin kurulması ve üretim verilerinin dijital olarak izlenmesi önümüzdeki dönemin önemli yatırım alanları arasında olacaktır.

Özellikle ihracatçı sektörler açısından düşük karbonlu üretim artık önemli bir pazar koşuluna dönüşüyor. Türk sanayisinin küresel pazarlarda rekabetçiliğini koruması için karbon yönetiminde hangi adımlar kritik?

Yeşil dönüşüm bugün çevresel etkilerin azaltılmasının çok ötesinde, uluslararası ticaretin temel kriterlerinden biri haline geliyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere yeni düzenlemeler, özellikle Avrupa pazarına ihracat yapan sektörlerimiz açısından düşük karbonlu üretimi giderek daha belirleyici hale getiriyor. Küresel ölçekte rekabetçi kalabilmek için sanayimizin daha yeşil, daha döngüsel ve aynı zamanda daha dijital bir üretim modeline geçmesi gerekiyor.

Karbon yönetiminde ilk adım ölçüm. Şirketlerin doğrudan ve dolaylı emisyonlarını güvenilir verilerle ortaya koyması, doğru bir karbon envanteri oluşturması ve ardından bilimsel ve uygulanabilir azaltım hedefleri belirlemesi gerekiyor. Burada dijital altyapıların güçlendirilmesi de son derece önemli. Enerji ve ham madde tüketiminin üretim süreçleriyle birlikte izlenmesi, şirketlere yalnızca daha doğru raporlama imkânı değil, aynı zamanda verimlilik alanlarını tespit etme fırsatı sağlıyor.

İkinci önemli alan, ölçümün yatırım kararlarına dönüşmesi. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, proses optimizasyonu, daha düşük karbonlu ham madde kullanımı, döngüsel üretim modelleri ve tedarik zinciri yönetimi birlikte ele alınmalı. Karbon yönetimini yalnızca yıllık bir raporlama faaliyeti olarak görmek yerine ürün tasarımından satın almaya, üretimden lojistiğe kadar bütün değer zincirine entegre etmek gerekiyor.

Bir diğer önemli başlık da insan kaynağı ve teknik kapasite. Özellikle KOBİ’ler açısından doğru metodolojiye ulaşmak, veri toplamak ve uluslararası raporlama standartlarını uygulamak önemli bir kapasite gerektiriyor. Bu nedenle teknik rehberlik ve eğitim mekanizmalarının güçlendirilmesi dönüşümün tüm tedarik zincirine yayılması açısından kritik.

İSO olarak da Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Uygulama Rehberleri, sektörlere özel eğitimler, Kurumsal Karbon Ayak İzi Danışmanlığı ve Enerji Masası gibi çalışmalarımızla üyelerimizin ölçümden uygulamaya uzanan bu dönüşüm yolculuğuna destek oluyoruz.

Yeşil dönüşüm yatırımlarının yüksek finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, kamu teşvikleri sanayicinin yatırım kararlarını ne ölçüde etkiliyor? Mevcut desteklerde hangi alanların güçlendirilmesi gerekiyor?

Finansmana erişim bugün yeşil dönüşümün uygulamaya geçmesindeki en önemli başlıklardan biri. İSO Sanayide Sürdürülebilirlik Eğilimi Araştırması 2025 kapsamında firmaların sürdürülebilirlik uygulamaları için en fazla ihtiyaç duyduklarını ifade ettikleri alanın “teşvik ve finansman desteği” olması da bunu açık biçimde gösteriyor.

Özellikle enerji yoğun sektörlerde yeni üretim teknolojilerine geçiş, ekipmanların yenilenmesi, yenilenebilir enerji yatırımları, elektrifikasyon veya ileri teknolojilerin kullanılması önemli yatırım maliyetleri yaratabiliyor. KOBİ’lerde ise finansman ihtiyacına teknik kapasite ve insan kaynağı ihtiyacı da ekleniyor. Bu nedenle kamu destekleri, özel sektör yatırımlarının harekete geçirilmesi açısından ciddi bir etki yaratabilir.

Ancak destek mekanizmalarının yalnızca makine ve ekipman yatırımlarına odaklanmaması gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde teşviklerin veri toplama ve karbon ölçüm altyapıları, dijitalleşme, enerji yönetim sistemleri, AR-GE ve temiz teknoloji geliştirme, çalışanların yetkinliklerinin artırılması ve teknik danışmanlık gibi alanları da kapsaması son derece önemli. Çünkü yeşil dönüşüm yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda kurumsal ve kültürel bir dönüşüm gerektiriyor.

Sizce önümüzdeki dönemde sanayicinin gündeminde “karbon ayak izi” kavramının yerini “karbon maliyeti” mi alacak? Bu değişim iş yapış biçimlerini nasıl dönüştürecek?

Aslında karbon ayak izi ile karbon maliyetini birbirinin alternatifi olarak değil, aynı sürecin birbirini takip eden iki aşaması olarak değerlendirmek daha doğru. Karbon ayak izi şirketin emisyonlarını ölçmesini ve nereden kaynaklandığını görmesini sağlıyor. Karbon maliyeti ise bu emisyonların artık doğrudan ekonomik ve ticari sonuçları olduğunu ortaya koyuyor.

Bildiğiniz gibi Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’mız tarafından yayımlandı. Bu nedenle önümüzdeki dönemde sanayicinin karbonu yalnızca raporlanan çevresel bir gösterge değil, yönetilmesi gereken bir üretim maliyeti ve rekabet unsuru olarak değerlendirmesinin gerekliliği ve önemi de arttı.

Bu süreçte üretimde kullanılan enerjinin kaynağı, ham madde seçimi, proseslerin verimliliği, lojistik sistemi ve hatta tedarikçilerden alınan ürünlerin karbon yoğunluğu şirketlerin maliyet ve yatırım kararlarında giderek daha fazla belirleyici olacak. Bu değişim iş yapış biçimlerini de önemli ölçüde dönüştürecektir. Karbon yönetimi yalnızca sürdürülebilirlik veya çevre birimlerinin sorumluluğunda kalan bir konu olmaktan çıkıp finans, satın alma, üretim, AR-GE, enerji yönetimi ve üst yönetimin birlikte ele aldığı bir kurumsal yönetim başlığına dönüşecektir.

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR