Haber ve Tanıtım Merkezi

Küresel Ticaretin Yeni Rotasında Türkiye

Jeopolitik gelişmelerle yeniden şekillenen küresel ticaret, alternatif lojistik koridorlarının önemini artırırken Türkiye stratejik konumuyla öne çıkıyor. Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, kara yolu taşımacılığının küresel tedarik zincirinin sürekliliğinde kritik rol üstlendiğini belirterek, Türkiye’nin bölgesel bir lojistik üs olma hedefini destekleyecek altyapı yatırımları, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme adımlarının önemine dikkat çekti.

“Lojistiğe yapılacak her yatırım, Türkiye’nin rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacaktır.”

Son dönemde Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Doğu Avrupa’da yaşanan jeopolitik gelişmeler uluslararası taşımacılığı nasıl etkiliyor? Türk nakliyecileri bu süreçte nasıl bir yol haritası izliyor?

Son yıllarda küresel ticaret, alışılmış deniz rotalarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiştir. Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler ve Doğu Avrupa’daki savaş, uluslararası lojistikte yeni alternatiflerin önemini artırmıştır.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz dönemlerinde, Körfez ülkelerine yönelik yüklerin önemli bir kısmı kara yoluna yönelmiştir. Bu durum, uluslararası kara yolu taşımacılığının sadece alternatif değil, küresel tedarik zincirinin devamlılığını sağlayan kurtarıcı bir taşıma modu olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Kara yolunun en büyük avantajı; hızlı adapte olabilmesi, güzergâh değiştirebilmesi ve kriz anlarında ticaretin tamamen durmasını önleyebilmesidir. Bugün Irak üzerinden Körfez’e, Suriye’nin yeniden açılmasıyla Levant hattına ve Kalkınma Yolu Projesi ile Basra Körfezi’ne uzanan koridorlar, Türkiye’nin lojistik gücünü daha da artırmaktadır.

Bir diğer önemli husus ise ekonomik boyuttur. Deniz taşımacılığı yerine kara yolunun tercih edildiği dönemlerde oluşan navlun gelirlerinin önemli bir bölümü Türk taşımacılık sektörü tarafından elde edilmekte ve bu katma değer ülkemizde kalmaktadır. Bu nedenle uluslararası kara yolu taşımacılığının güçlendirilmesi yalnızca lojistik açısından değil, cari denge ve hizmet ihracatı açısından da ülkemize önemli katkılar sağlamaktadır.

Bu süreçte sektörümüzün yol haritası; alternatif koridorları geliştirmek, transit geçişleri kolaylaştırmak, sürücü vizelerini çözmek, sınır kapılarındaki beklemeleri azaltmak ve dijitalleşmeyi hızlandırmak üzerine kuruludur.

Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanmayı Türkiye açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreç Türk taşımacılık sektörüne yeni fırsatlar sunuyor mu?

Kesinlikle sunuyor. Pandemiyle başlayan, ardından savaşlar ve jeopolitik krizlerle hızlanan süreç, üretim ve lojistik ağlarının yeniden şekillenmesine neden oldu. Artık firmalar yalnızca en ucuz üretim merkezini değil, en güvenilir ve en sürdürülebilir tedarik zincirini tercih ediyor.

Türkiye tam da bu noktada çok önemli bir avantaj taşıyor.

Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika’nın kesişim noktasında bulunan ülkemiz, çok kısa sürede yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusa ulaşabilen stratejik bir lojistik merkezidir.

Bugün Kalkınma Yolu Projesi, Orta Koridor, Zengezur hattı, Suriye’nin yeniden transit taşımacılığa açılması ve Körfez ülkeleriyle gelişen yeni lojistik bağlantılar Türkiye’nin önemini her geçen gün artırmaktadır.

Bu fırsatın değerlendirilmesi halinde Türkiye sadece ihracat yapan bir ülke değil, bölgesel bir lojistik üs haline gelebilir.

Türkiye’nin 2030 ve sonrasına yönelik ihracat vizyonu dikkate alındığında, lojistik ve taşımacılık sektörünün bu hedefleri destekleyebilmesi için hangi altyapı yatırımları, mevzuat düzenlemeleri ve uluslararası iş birlikleri öncelik taşıyor?

2030 ihracat hedeflerine ulaşabilmek için üretim kadar lojistik altyapısının da güçlendirilmesi gerekiyor.

Öncelikle sınır kapılarındaki kapasitenin artırılması ve geçişlerin hızlandırılması, gümrük işlemlerinin yapay zekâ ile dijitalleştirilmesi ve tek durak sistemi uygulamalarının yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.

Bunun yanında; transit geçişlerin serbestleştirilmesi, sürücü vizelerinin kaldırılması, uluslararası taşımalarda dijital belge kullanımının yaygınlaştırılması, intermodal taşımacılığın desteklenmesi, lojistik merkezlerin ve bağlantılarının güçlendirilmesi öncelikli başlıklar arasında yer almalıdır.

Uluslararası iş birlikleri açısından ise Avrupa Birliği, Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleri, Körfez ülkeleri, KEİ bölgesi ve Orta Asya ile geliştirilecek ulaştırma koridorları önümüzdeki dönemin en önemli gündemlerinden biri olacaktır.

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Yeşil Mutabakat hedefleri, uluslararası karayolu taşımacılığını nasıl dönüştürecek? Türk taşımacılık sektörü bu değişime ne kadar hazır?

Yeşil Mutabakat artık çevre politikası olmanın ötesinde ticaret politikası haline gelmiştir. Uluslararası taşımacılık sektörü de bundan doğrudan etkilenecektir.

Önümüzdeki yıllarda düşük emisyonlu araçlar, alternatif yakıtlar, dijital takip sistemleri ve karbon ayak izi raporlaması sektörün vazgeçilmez unsurları olacaktır.

Türk taşımacılık sektörü son yıllarda filosunu önemli ölçüde yenilemiş ve Avrupa’nın en genç filolarından birine sahip olmuştur. Bu önemli bir avantajdır.

Ancak yeşil dönüşüm sadece araç yatırımıyla tamamlanamaz. Elektrikli ve alternatif yakıtlı araç altyapısının geliştirilmesi, finansman destekleri, karbon hesaplama sistemleri ve uluslararası standartlara uyum konusunda kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesi gerekmektedir.

Yeşil dönüşüm doğru yönetildiği takdirde, Türk taşımacılık sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet gücünü daha da artıracaktır.

Akaryakıt fiyatları, finansman maliyetleri ve kurdaki dalgalanmalar uluslararası taşımacılık sektörünü nasıl etkiliyor? Firmalar bu süreci nasıl yönetiyor?

Uluslararası karayolu taşımacılığı, maliyetlerin en yoğun hissedildiği sektörlerden biridir.

Akaryakıt giderleri toplam işletme maliyetlerinin yaklaşık üçte birini oluştururken, finansman maliyetlerindeki artış yeni araç yatırımlarını zorlaştırmakta, kur dalgalanmaları ise maliyet hesaplamalarını ve fiyat istikrarını olumsuz etkilemektedir.

Firmalar bu süreci; operasyonel verimliliği artırarak, dijital filo yönetim sistemleri kullanarak, boş kilometreleri azaltarak, alternatif güzergâhlar geliştirerek, yakıt tüketimini optimize ederek yönetmeye çalışmaktadır.

Ancak sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü sürdürebilmesi için yalnızca firmaların çabası yeterli değildir.

Finansmana erişimin kolaylaştırılması, yeşil araç yatırımlarının desteklenmesi, transit geçişlerin hızlandırılması ve sınır kapılarındaki beklemelerin azaltılması, maliyetlerin düşürülmesine doğrudan katkı sağlayacaktır.

Taşımacılık sektörü yalnızca ihracatın taşıyıcısı değil; aynı zamanda ülkemizin hizmet ihracatına döviz kazandıran stratejik sektörlerinden biridir. Bu nedenle uluslararası karayolu taşımacılığına yapılacak her yatırım ve sağlanacak her kolaylık, Türkiye’nin rekabet gücüne ve ekonomik büyümesine doğrudan katkı sağlayacaktır.

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR