Gastronominin turizmin ötesinde şehir markalaşmasından yerel kalkınmaya kadar geniş bir ekonomik değer yarattığını belirten Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer, Türkiye’nin zengin mutfak kültürü ve uluslararası görünürlüğünü güçlü bir marka değerine dönüştürmesi için kamu ve özel sektörün ortak bir vizyonla hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
Gastronomi artık yalnızca yeme-içme sektörünün değil, turizmden tarıma, perakendeden istihdama kadar birçok alanın büyümesini destekleyen önemli bir ekonomi haline geldi. Sizce Türkiye’nin lezzet ekonomisi bugün hangi noktada?
Türkiye’de gastronomi artık turizmi destekleyen bir unsur olmanın ötesine geçerek önemli bir ekonomik değer alanı haline geldi. Türkiye’nin 2025 yılında elde ettiği 64,4 milyar dolarlık turizm gelirinin yaklaşık yüzde 21’ini, yani 13,5-14 milyar dolarını yeme-içme harcamaları oluşturuyor. Bunun yaklaşık 5,4 milyar doları ise turistlerin oteller dışında restoranlarda yaptığı harcamalardan geliyor. Gastronomi, konaklamadan sonra turistlerin en büyük ikinci harcama kalemi konumunda. Bunun yanında gastronomi; turizmden şehir markalaşmasına, kültürel tanıtımdan yerel kalkınmaya kadar geniş bir değer alanı yaratıyor. Türkiye’nin yedi bölgesi, dört mevsime yayılan mutfak kültürü, güçlü hizmet anlayışı ve misafirperverliğiyle sunduğu bütünsel deneyim de bu ekonomik değeri destekliyor.
Fine dining restoranları yalnızca gastronomi deneyimi değil, aynı zamanda marka değeri ve şehir ekonomisine katkı da sunuyor. Bu segmentin Türkiye’nin gastronomi turizmine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüz ziyaretçileri yalnızca yemek tüketmiyor; yemeğin hikâyesini, üreticisini, yerel kültürle bağını ve yaşattığı deneyimi de önemsiyor. Bu nedenle gastronomi deneyimi, yemek tüketiminin ötesinde kültürel bir deneyim olarak değerlendiriliyor. Gastronomi; turizmden şehir markalaşmasına, kültürel tanıtımdan yerel kalkınmaya kadar geniş bir değer alanı yaratıyor. Türkiye’nin zengin mutfak kültürü, güçlü misafirperverliği, hizmet kalitesi ve kültürel çeşitliliğiyle sunduğu bütünsel deneyim, yüksek harcama potansiyeline sahip ziyaretçileri çekme açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Gastronomide marka yaratmak çok önemli ve kıymetli, uluslararası gastronomi turistleri mutlaka saygı duydukları ve kendilerini marka ile bağlı hissettikleri isim yapmış işletmeleri arıyor ve tercih ediyorlar.
Michelin Rehberi ve uluslararası gastronomi platformlarının Türkiye’ye olan ilgisi sektörün gelişimini nasıl etkiledi? Bu görünürlüğün ekonomik yansımaları ile ilgili görüşleriniz neler?
MICHELIN seçkisinin büyümesi ve Türkiye’deki görünürlüğünün artması, ülkenin gastronomi alanındaki uluslararası algısını güçlendiren önemli gelişmeler arasında yer alıyor. MICHELIN, Gault&Millau ve İncili Gastronomi Rehberi gibi bağımsız derecelendirme kuruluşlarının şehirlerimize ve restoranlarımıza yönelik ilgisi, Türkiye’nin gastronomi alanındaki görünürlüğünü artırıyor. Bu tür uluslararası referanslar yalnızca restoranların değil, şehirlerin de marka değerini yükseltiyor. Gastronomi deneyimi arayan turistler açısından güven oluşturan bu görünürlük, Türkiye’nin gastronomi destinasyonu olarak konumlanmasına katkı sağlıyor.
Türkiye, sahip olduğu zengin mutfak kültürü, yerel ürün çeşitliliği ve gastronomi mirasıyla önemli bir potansiyele sahip. Sizce bu potansiyelin küresel ölçekte güçlü bir marka değerine dönüşebilmesi için kamu, özel sektör ve sektör temsilcileri hangi alanlarda ortak hareket etmeli?
Türkiye’nin sahip olduğu kültürel mirasın ve yaşam tarzının daha görünür hale getirilmesi gerekiyor. Tarihimizi, yemek kültürümüzü ve geleneklerimizi bugünün yenilikçi yaklaşımları ve sanatla bir araya getirerek sunabilirsek, sosyoekonomik ve sosyokültürel seviyesi yüksek bir ziyaretçi kitlesine ulaşabiliriz. Bunun yanında gastronomiye yalnızca restoran yatırımı olarak bakmamak gerekiyor. Tarımdan yerel üreticiye, ulaşımdan konaklamaya kadar uzanan bütüncül bir ekosistem oluşturulması; coğrafi işaretli ürünlerin, yerel üreticilerin ve bölgesel mutfakların görünürlüğünün artırılması, Türkiye’nin gastronomi turizmindeki rekabet gücünü güçlendirecek ve gastronominin ekonomiye sağladığı katma değeri artıracaktır.