Haber ve Tanıtım Merkezi

Makine Sanayisi Küresel Dönüşümün Eşiğinde

Türkiye’nin makine ihracatı yılın ilk sekiz ayında 18,8 milyar dolara ulaşırken, miktar bazındaki gerilemeye karşın ihracat birim fiyatlarındaki artış değer bazında büyümeyi destekledi. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, yapay zekâ, dijitalleşme, enerji maliyetleri ve güvenlik kaygılarının küresel sanayide dönüşümü hızlandırdığını belirterek, Türkiye’nin artan rekabet baskısına karşı makine sanayisini stratejik bir merkezden yönetecek yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

Makine imalat sanayi konsolide verilerine göre; yılın sekiz ayında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı 18,8 milyar dolar oldu. Miktar bazında %6,8 düşüş yaşansa da ihracat birim fiyatlarında sağlanan yükseliş, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre değer bazında %1,0 artış getirdi. %7,8 değer artışıyla makine ihracatının 2,2 milyar doları geçtiği Almanya en büyük ihracat pazarı olurken, 1,6 milyar dolar makine ihracatı ile ikinci sırada yer alan ABD’de %29,4’lük artış kaydedildi. ABD’ye ek olarak Mısır, Hollanda, Ukrayna ve Kazakistan’da çift haneli büyümelerin sağlandığı bu dönemde Irak ve Rusya pazarlarında %30’un üzerinde bir daralma yaşandı.

“Kamunun girişimci ve yönlendirici rolü, makine sanayisinde önemli bir kapasite sıçraması yaratabilir”

Küresel ekonomideki jeopolitik şokların ve sektörel dönüşümlerin makine sanayii üzerindeki etkilerini değerlendiren Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, şunları ifade etti:

“Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların petrol fiyatlarını 100 doların üzerine taşıması, küresel dezenflasyon sürecine ağır darbe vurarak üretim üzerindeki maliyet baskısını kalıcı bir yüke dönüştürdü. Şiddetli enerji şokları, Merkez Bankalarının enflasyon hedeflerini 2026 sonrasına ötelemesine ve finansal koşulların daraltıcı kalmasına yol açıyor. Ana pazarımız Avrupa’da, bilhassa da kıtanın lokomotifi Almanya’da artan ekonomik baskılar, otomotiv gibi geleneksel sanayi kollarının üretimini daraltıyor. Batı’da endüstriyel dönüşüm için sancılı bir yeniden yapılanma yaşanırken, Çin’in ihracatını yüzde 25 gibi agresif bir oranda artırarak baskısını artırması küresel rekabeti asimetrik bir boyuta taşıyor.”

 

Türkiye’nin bu denklemde izlemesi gereken stratejiye ve Orta Vadeli Program’ın (OVP) makroekonomik vizyonuna dair analizlerini paylaşan Yılmaz, şunları söyledi:

“Küresel ticarette jeopolitik risklerin kalıcı hale geldiği bu süreçte açıklanan makroekonomik yol haritamız, sanayimizin rekabet gücünü toplam faktör verimliliği, yeşil dönüşüm ve teknolojik kapasite artışıyla sağlamlaştırmayı hedefleyen vizyoner bir yaklaşım sunuyor. Dijitalleşmeyi merkeze alan ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen bu çerçeve, imalat sanayimizi küresel belirsizliklere karşı Türkiye’nin en sağlam kalkanı olarak konumlandırıyor. Özellikle savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve talep oluşturma modelinin; raylı sistemler, enerji ekipmanları ve sağlık teknolojileri gibi stratejik makine kollarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi, sektörümüzde önemli bir kapasite sıçraması yaratacak unsur olarak öne çıkıyor. Kamunun girişimci ve yönlendirici bir rol üstlenerek dönüşümü hızlandırması, makine imalatçılarımızı geleceğin teknolojilerini geliştiren ve ihraç eden konumunu pekiştirecektir.”

 

“İhracat teşviklerinde faaliyet kârı ve net katma değer esas alınmalı”

Ekonomi yönetiminin teşvik mimarisini, imalatçı ihracatçının sahadaki gerçek üretim performansını merkeze alacak şekilde kurgulamasının bu stratejideki önemin dikkat çeken Yılmaz şunları söyledi:

“Döviz dönüşüm desteği gibi finansal mekanizmalarda değerlendirmelerin firmaların net kârı üzerinden değil, doğrudan faaliyet kârı üzerinden yapılması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü yüksek faizlerin ve kur dalgalanmalarının yaşandığı, kambiyo zararları ile finansman maliyetlerinin işletme bilançolarını ciddi şekilde aşındırdığı bir dönemde, net kârlılık sanayicinin gerçek üretim gücünü yansıtmaktan uzak. Destekleri ekonomik akılla buluşturmanın ve işletmelerin gerçek performansını ölçerek doğru yere kanalize etmenin yegâne yolunun, faaliyet kârını merkeze almak olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım, yaratılan net katma değer ile de desteklenmeli. Teşvik mekanizmaları kurgulanırken işletmelerin ithalat bağımlılıkları ve net döviz getirileri temel kriter olmalı. İhracatını büyük ölçüde ithal girdiye dayandıran bir üretim modeliyle; yerli sanayi entegrasyonu yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ve ülkeye net döviz kazandıran üretim modelleri teşvik sisteminde aynı kefeye konulmamalı. Teşvik mimarisi, firmaların net dış ticaret performansını merkeze alarak ekonomimizde kalıcı değer yaratan imalatçıları ödüllendirmeli.”

 

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR