23 Haziran 2024
Beşyol Mahallesi 1.İnönü Caddesi 18/8 Küçükçekmece İstanbul
makale

YENİ DÖNEM EKONOMİ MODELİ

Sandıktan çıkan sonuç, ülkenin yarısını sevindirirken, yarısını da üzdü belki ama, ne olursa olsun yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Her ne kadar iktidar değişmemiş ve bir yenilik olmamış gibi görünse de, geride bıraktığımız beş yıla ilişkin ekonomik tablo, yeni bir sayfanın açılacağını ve açılması gerektiğini adeta işaret ediyor. Seçimin detaylarına hiç girmeyeceğim. Çünkü artık önümüze bakmanın zamanı çoktan geldi, hatta epey de geçti.

Ajanda son derece kabarık. Dış ticaret açığı ve cari açık meselelerini orta ve uzun vadede konuşmak önemli, ancak kısa vadede konuşmamız gereken daha önemli bir konu olduğunu belirtmeliyim. Önümüzdeki en büyük sorunun dış borç olduğuna ve pahalı borçlanan bir pozisyonda olmamızın yarattığı olumsuz etkilere dikkat çekmek gerekiyor. Merkez Bankası verilerine göre, 2023 Mart sonu itibariyle, vadesine 1 yıl veya daha az kalmış kısa vadeli dış borç, 203,3 milyar dolar iken, bu rakam öncesi üç ayla kıyaslandığında %11,2; geriye doğru 1 yıl öncesi ile kıyaslandığındaysa % 44 oranında artmış durumda. TL bazında bakıldığında iç borç 2 trilyon 233 milyar TL, dış borç ise 2 trilyon 254 milyar lira düzeyinde. Son bir yıla baktığımızda iç borcun toplamdaki payı %47.7’den %49.8’e çıkarken, dış borcun payı ise %52.3’ten %50.2’ye gerilemiş oldu.

Büyümeye dayalı bir borçlanma modelinde, devletin borçlanma ile elde ettiği kaynağın faizinin üzerinde bir gelir elde edecek şekilde kullanabilmesi hâlinde borçlanmanın olumsuzluğundan bahsedilemez. Ancak tersi durumda ise, borçlanma ülkeler için ağır bir yüke dönüşür. İşte şu anda ülkemizdeki durum, tam da böyle. Mal ve hizmet ihracatı ile elde edilen gelirden elde edilen katma değer, borçlanma maliyetinin altında kaldığı için, kamunun da, özel sektörün de borcu azalmadığı gibi, sürekli katlanarak artmakta. Ortaya çıkan tablo devlet için önemli bir yük oluşturunca da, enflasyona sebebiyet verdiği gibi, kısır döngü devam ediyor. Ülkenin üretim yapısının ithal girdiye bağlı olması, dışa bağımlılığın artması doğal olarak ülkede yabancı sermaye egemenliği de artırmakta. Dış borçla sağlanan bu kaynağın belirli bir plan çerçevesinde kullanılmaması halinde, uzun dönemde ekonomi üzerinde daha büyük bir yük oluşturacağı açıktır.

Bana göre şu an yapılması gereken ilk ve en önemli müdahale, ucuz kaynak temin ederek, borç yükünü ve stresini hafifletmek olmalı. Bunun için de güven yaratmak ve güvenilir bir ekonomi kurmay ve kadrosu oluşturmak gerekiyor. İkiye bölünen ülke halkının da, biran önce birbirine yakın bir noktada toplanması, istikrar ortamının yeniden kazanılması da, güveni artıracak bir unsur. Son dönemde ülkemize uğramayan yabancı sermaye de böylelikle daha fazla yönünü bize doğru çevirecektir. Devlet gelirini artırmak, enflasyon altında ezilen halkın nefes alabilmesini sağlamak üzere, tam bir ay sonra karşımızda kocaman bir asgari ücret sınavı bizleri beklemekte. Öte yandan hem kur hem faiz hem de kredi temin edememe arasında sıkışmış işverenin de verebilitesi (bu kelimeyi ben uydurdum) pek de bu artışa yeşil ışık yakmıyor. Devletlerin en önemli gelir kaynağı şüphesiz vergiler. Bir kısım ekonomistin vergilerin artırılması yönündeki görüşüne ben tamamen karşı çıkanlardanım. Bana göre vergiler, bırakın artırmayı, mutlak surette aşağı çekilmeli. Aksi halde ülkemizde %40 düzeyinde olduğunu kabul ettiğimiz kayıt dışı ekonomi asla son bulmayacağı gibi, vergi tabana yayılmayacak, devlet vergi toplayamayacak, mültecileri kaçak işçi olarak çalıştırma eğilimi gün geçtikçe artacak ve girişimci için vergi kambur olarak kalmaya devam edecektir. Bu durum yeni yatırımları da frenleyecektir. Vergi ödemenin genlerimize daha fazla işlemesi için, bu dönemde devletin fedakarlık yaparak, önerdiğim modeli uygulamasını canı gönülden diliyorum.

Dr. Hakan Çınar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir