Haber ve Tanıtım Merkezi

Yeni Ticaret Koridorları Türkiye’ye Yeni Fırsatlar Sunuyor

HİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yük Taşımacılığı ve Lojistik Hizmetleri Sektör Komite Başkanı Murat Baykara, jeopolitik dönüşümün Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Zengezur Koridoru’nun ülkeyi küresel ticaretin stratejik lojistik merkezlerinden biri haline getirebileceğini ifade etti. Baykara’ya göre bu potansiyelin hayata geçmesi için dijitalleşme, güçlü altyapı ve ticaret diplomasisi kritik önem taşıyor.

Küresel ticaret rotalarının yeniden şekillendiği, jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin lojistikte üstlenebileceği rolü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye bu süreçten nasıl daha fazla pay alabilir?

Türkiye Yüzyılı vizyonumuz ve Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nın en temel yapı taşlarından biri Türkiye Taşımacılık ve Lojistik sektörüdür. Bu vizyon çerçevesinde Hizmet İhracatçıları Birliği Yük Taşımacılığı ve Lojistik Hizmetleri Sektör Komitesi olarak, ülkemizin bölgesel ve küresel ölçekteki konumunu güçlendirmek ve Türkiye’yi uluslararası ticaretin önde gelen lojistik merkezlerinden biri hâline getirmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Günümüzde lojistik, yalnızca operasyonel bir faaliyet alanı olmaktan çıkmış; ekonomik büyümenin, uluslararası rekabet gücünün ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri haline gelmiştir.

Küresel ekonominin şekillenmesinde ülkelerin enerji kaynaklarına ve kritik ham maddelere güvenli, kesintisiz ve sürdürülebilir biçimde erişebilmesi belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz bölgeleri; sahip oldukları enerji ve kritik ham madde kaynakları nedeniyle küresel rekabetin odak noktaları arasında yer almaktadır.

Söz konusu bölgelerle kurulacak etkin enerji ve lojistik bağlantılar; başta savunma sanayii, bilgi teknolojileri ve enerji arz güvenliği olmak üzere stratejik sektörler açısından her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Bu nedenle başlangıçta bölgesel girişimler olarak değerlendirilen uluslararası taşımacılık ve lojistik koridorları, günümüzde küresel ekonominin ve dünya ticaretinin temel gündem maddelerinden biri haline gelmiştir.

Bu kapsamda Zengezur Koridoru’na ilişkin son dönemde yaşanan gelişmeler de söz konusu güzergahın yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkiler bakımından değil, Avrasya’nın ulaşım ve ticaret bağlantıları açısından da stratejik önem taşıdığını ortaya koymaktadır.

Birliğimiz tarafından hazırlatılan araştırmada; Afrika ve Asya’dan Orta Doğu ve Avrasya’ya uzanan mevcut ve geliştirilmesi planlanan yedi ana ulaşım koridoru karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Hazar Geçişli Orta Koridor; 12–15 günlük transit süresi, daha kısa güzergahın sağladığı maliyet avantajı ve güvenilirlik düzeyiyle diğer alternatifler arasında belirgin biçimde öne çıkmaktadır.

Jeopolitik gerilimler, güvenlik riskleri ve ana taşıma güzergahlarında yaşanan aksamalar, küresel tedarik zincirlerinde güvenilir ve alternatif rotalara duyulan ihtiyacı artırıyor. Türkiye; Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’nın kesişim noktasındaki konumu, güçlü taşımacılık altyapısı, deneyimli firmaları ve farklı taşıma modlarını birlikte kullanabilme kabiliyetiyle bu süreçte önemli bir lojistik merkez olma potansiyeline sahip.

Ancak coğrafi konum tek başına yeterli değil. Türkiye’nin bu fırsatı kalıcı ekonomik değere dönüştürebilmesi için gümrük ve sınır geçişlerinin hızlandırılması, dijitalleşmenin yaygınlaştırılması, liman-demir yolu bağlantılarının güçlendirilmesi ve tüm taşıma modlarında taşımacılık kapasitesinin geliştirilmesi gerekiyor. Geçiş belgesi kotaları, transit kısıtlamalar ve vize süreçleri gibi sektörün rekabetçiliğini olumsuz etkileyen sorunların ticaret diplomasisi yoluyla çözülmesi de büyük önem taşıyor.

Son dönemde Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Zengezur Koridoru gibi alternatif ticaret güzergâhları sıkça gündeme geliyor. Sizce bu projeler Türk lojistik sektörüne hangi yeni fırsatları sunacak?

Bu projeler Türkiye’yi yalnızca yüklerin geçtiği bir transit ülke olmaktan çıkararak, farklı ticaret yollarının birleştiği stratejik bir lojistik merkez hâline getirebilir. Çin’den Orta Asya, Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, doğu-batı ticareti açısından önemli bir alternatif sunuyor. Kalkınma Yolu ise Türkiye’yi Irak ve Körfez ülkeleri üzerinden kuzey-güney ticaretine daha güçlü biçimde bağlama potansiyeline sahip. Zengezur Koridoru da Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya ile doğrudan bağlantılarını güçlendirebilir.

Bu güzergahların birlikte ve birbirini tamamlayacak şekilde geliştirilmesi; transit taşımacılığın, depolama, dağıtım, aktarma ve katma değerli lojistik hizmetlerin büyümesine imkân sağlayacaktır. Ancak güzergâh ülkeleri arasında gümrük süreçlerinin uyumlaştırılması, elektronik veri paylaşımı, düzenli sefer kapasitesi ve kesintisiz demir yolu-liman bağlantıları sağlanmadan bu potansiyelin tamamından yararlanmak mümkün olmayacaktır.

Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı yeni lojistik destekleri ve Hizmet Sektörleri Atılım Programı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu teşviklerin sektörün uluslararası rekabet gücüne katkısı ne olacak?

Ticaret Bakanlığımızın lojistik ve taşımacılık sektörüne yönelik desteklerini, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki payını artıracak stratejik bir kaldıraç olarak değerlendiriyoruz. Desteklerin yalnızca firmaların mevcut faaliyetlerini değil; yeni pazarlara açılma, dijitalleşme, yeşil dönüşüm, insan kaynağı ve uluslararası dağıtım ağı yatırımlarını da kapsaması büyük önem taşıyor.

Hizmet Sektörleri Atılım Programı’nın da firmalarımızın uluslararası ölçekte daha planlı ve kurumsal büyümesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Finansmana erişim, yurt dışı pazar araştırması, eğitim ve danışmanlık, istihdam, uluslararası kuruluşlara üyelik ile araç ve ekipman dönüşümü gibi alanlarda sağlanacak destekler sektörün rekabet gücünü artıracaktır. HİB olarak önceliğimiz, bu desteklerin daha geniş bir firma kitlesine ulaşmasını ve sektörün ihtiyaçları doğrultusunda sürekli geliştirilmesini sağlamaktır.

Ticaret Bakanlığımız tarafından 10962 sayılı Karar kapsamında sektörümüze kazandırılan yeni destek mekanizmaları; firmalarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması, yeni pazarlara açılması ve hizmet ihracatımızın geliştirilmesi bakımından son derece önemli imkanlar sunmaktadır.

Küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı ve maliyet baskılarının yükseldiği mevcut dönemde, sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü koruyabilmesi ve sürdürülebilir biçimde geliştirebilmesi açısından söz konusu desteklere erişim stratejik önem taşımaktadır.

Sektörümüzün ihtiyaçları gözetilerek hayata geçirilen bu destekler dolayısıyla Ticaret Bakanlığımıza ve sürece katkı sunan tüm Bakanlık temsilcilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sektör temsilcileri olarak bizlere düşen görev ise devletimiz tarafından sağlanan bu imkânlardan doğru ve etkin biçimde yararlanmak; daha fazla çalışarak yerli ve milli filolarımızın ulusal ve uluslararası pazarlardaki gücünü artırmak, ülkemizin mal ihracatının kesintisiz biçimde taşınmasına katkı sağlamak ve hizmet ihracatımızı daha ileri seviyelere taşımaktır.

Gıda güvenliği, ilaç taşımacılığı ve e-ticaretin büyümesiyle birlikte soğuk zincir lojistiğinin stratejik önemi her geçen gün artıyor. Türkiye’nin bu alandaki mevcut kapasitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, güçlü kara yolu taşımacılığı, gelişmiş hava kargo bağlantıları, limanları ve geniş iç pazar yapısıyla soğuk zincir lojistiğinde önemli bir altyapıya sahip. Gıda ihracatı, ilaç taşımacılığı ve e-ticaretin büyümesi bu alandaki talebi daha da artırıyor.

Bununla birlikte soğuk zincirin yalnızca frigorifik araç kapasitesinden ibaret olmadığını belirtmek gerekir. Ürünlerin üretim noktasından nihai tüketiciye kadar kesintisiz sıcaklık kontrolüyle taşınması; nitelikli depoları, izlenebilirlik sistemlerini, dijital veri yönetimini, eğitimli insan kaynağını ve uluslararası standartlara uyumu zorunlu kılıyor. Türkiye’nin bölgesel bir soğuk zincir merkezi olabilmesi için özellikle hava yolu-kara yolu entegrasyonu, sıcaklık kontrollü depo kapasitesi ve gerçek zamanlı takip sistemleri geliştirilmelidir.

Türkiye’nin sağlık turizmi ve biyofarmasötik alanındaki büyümesi, sıcaklık kontrollü taşımacılığa olan ihtiyacı artırıyor. Bu alanda lojistik sektörünü nasıl bir gelecek bekliyor?

İlaç, aşı, biyoteknolojik ürün ve klinik numune taşımacılığı, lojistiğin en yüksek hassasiyet gerektiren alanlarından biridir. Türkiye’nin sağlık turizmi ve biyofarmasötik sektörlerinde büyümesi, sıcaklık kontrollü ve zaman kritik taşımacılığa olan ihtiyacı belirgin biçimde artıracaktır.

Önümüzdeki dönemde yalnızca taşıma kapasitesinin değil; sertifikalı depoların, validasyonu yapılmış araç ve ambalaj sistemlerinin, anlık sıcaklık takibinin ve acil teslimat kabiliyetinin geliştirilmesi gerekecek. Bu alana yatırım yapan firmalarımız, Türkiye’nin yakın coğrafyasına yönelik ilaç ve sağlık lojistiğinde önemli fırsatlar elde edebilir. Güçlü hava yolu bağlantılarımız ve stratejik konumumuz doğru yatırımlarla birleştiğinde Türkiye, bölgesel bir biyofarmasötik lojistik merkezi haline gelebilir.

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR