Haber ve Tanıtım Merkezi

Enerji Teknolojileri Geliştiren Bir Ülke Olmalıyız

EMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Arabul, enerji dönüşümünün yalnızca yenilenebilir enerji yatırımlarıyla değil, güçlü bir elektromekanik sanayi, gelişmiş test altyapıları ve yerli teknoloji üretme kapasitesiyle mümkün olduğunu vurguluyor. Arabul’a göre Türkiye’nin önündeki asıl hedef, enerji ekipmanları üreten değil enerji teknolojileri geliştiren bir ülke konumuna yükselmek. Türkiye’nin elektromekanik sanayisindeki potansiyelini, enerji dönüşümündeki kritik rolünü ve sektörün yol haritasını Zafer Arabul’dan dinledik.

 

Yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kazandığı yeni dönemde, enerji dönüşümünün yalnızca üretim tarafıyla değil güçlü bir sanayi ve teknoloji altyapısıyla ilerlediği görülüyor. Siz Türkiye’nin elektromekanik sanayiindeki mevcut tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Net Sıfır 2050 perspektifiyle birlikte yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanırken artık yalnızca elektrik üretmek yeterli olmuyor. Üretilen elektriğin güvenli, kaliteli, kesintisiz ve en düşük kayıpla tüketiciye ulaştırılması da en az üretim kadar stratejik hale geliyor. Çünkü enerji dönüşümü; üretim, iletim, dağıtım, depolama ve dijital şebeke altyapısının birlikte dönüşmesini gerektiriyor. Bugün dönüşümün merkezinde yalnızca güneş santralleri, rüzgar türbinleri veya batarya sistemleri yer almıyor. Bu sistemleri birbirine bağlayan yüksek gerilim ekipmanları, trafo merkezleri, kablolar, kesiciler, ayırıcılar, ölçü trafoları, izolatörler ile koruma ve kontrol sistemleri de kritik öneme sahip. Güçlü bir elektromekanik sanayi olmadan enerji dönüşümünü sürdürülebilir şekilde yönetmek mümkün değil.

Türkiye bu alanda önemli bir üretim kabiliyetine sahip. Son 20-25 yılda elektromekanik sanayimiz güçlü bir mühendislik ve üretim altyapısı oluşturdu. Bugün birçok yerli firmamız yüksek gerilim ekipmanlarını uluslararası standartlarda üretebiliyor ve dünyanın farklı bölgelerine ihraç edebiliyor. Ancak enerji sistemleri artık çok daha karmaşık bir yapıya dönüşüyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının entegrasyonu, enerji depolama sistemleri, akıllı şebekeler, dijitalleşme, siber güvenlik ve HVDC gibi yeni teknolojiler elektromekanik sektörünün de dönüşümünü zorunlu kılıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin hedefi yalnızca elektrik üreten bir ülke olmak değil; teknoloji geliştiren, kendi standartlarını oluşturan ve küresel tedarik zincirlerinde daha üst seviyede konumlanan bir sanayi ülkesi olmak olmalıdır. Özellikle yüksek gerilim test laboratuvarları, Ar-Ge altyapıları, yerlilik oranını artıracak sanayi politikaları ve uzun vadeli yatırım planları bu dönüşüm açısından kritik öneme sahip. Çünkü elektromekanik sanayi yalnızca bir üretim alanı değil; enerji arz güvenliğinin, enerji bağımsızlığının ve sürdürülebilir kalkınmanın temel taşlarından biridir.

Önümüzdeki dönemde enerji sektöründeki rekabet, “kim daha fazla elektrik üretiyor” sorusundan çok “kim daha güçlü enerji teknolojileri ve şebeke altyapıları geliştiriyor” sorusu üzerinden şekillenecek. Türkiye’nin bu yarışta önemli bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz.

Enerji dönüşümünün görünmeyen tarafında trafo, şalt sistemleri, güç ekipmanları ve elektromekanik çözümler kritik bir rol üstleniyor. EMSAD olarak bu dönüşümün sanayi tarafında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Enerji dönüşümünün en görünür kısmını güneş ve rüzgar yatırımları oluşturuyor olabilir. Ancak işin görünmeyen tarafında, sistemi ayakta tutan elektromekanik altyapı yer alıyor. Çünkü üretilen elektriğin sisteme bağlanması, güvenli şekilde taşınması, dağıtılması ve yönetilmesi bu ekipmanlar sayesinde mümkün oluyor. Yenilenebilir enerji yatırımları arttıkça şebekelerin yapısı da değişiyor. Daha merkezi ve öngörülebilir sistemlerin yerini, dijital, çift yönlü enerji akışına sahip ve anlık yönetilmesi gereken yapılar alıyor. Bu dönüşüm; trafo merkezlerinden kesicilere, ayırıcılardan ölçü trafolarına kadar tüm elektromekanik ekipmanların yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyor.

EMSAD olarak sanayide çok net bir değişim gözlemliyoruz. Firmalar artık daha yüksek teknolojiye, daha yüksek katma değerli ürünlere ve uluslararası sertifikasyonlara yöneliyor. Dijitalleşme, akıllı şebeke çözümleri, enerji depolama sistemleriyle uyumlu ekipmanlar, çevre dostu teknolojiler ve SF6’sız sistemler giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu dönüşümün sürdürülebilir olması için yüksek gerilim test laboratuvarları, Ar-Ge merkezleri, nitelikli insan kaynağı ve dijital üretim altyapılarına yatırım yapılması gerekiyor. Çünkü enerji dönüşümü artık yalnızca enerji sektörünün konusu değil; aynı zamanda bir sanayi dönüşümü ve teknoloji yarışıdır.

Diğer taraftan küresel tedarik zincirleri de yeniden şekilleniyor. Avrupa başta olmak üzere birçok bölge artık yalnızca ürün değil; güvenilir tedarikçi, sürdürülebilir üretim altyapısı ve güçlü sanayi partnerleri arıyor. Güçlü mühendislik altyapımız, üretim kabiliyetimiz ve stratejik konumumuz sayesinde Türkiye’nin bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olma potansiyeli oldukça yüksek.

Doğru sanayi politikalarıyla desteklenmesi halinde Türk elektromekanik sanayisi, yalnızca iç pazarı karşılayan değil; Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada teknoloji ihraç eden güçlü bir oyuncu haline gelebilir.

Önümüzdeki dönemde Türkiye elektromekanik sanayisinin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşması için hangi başlıkların öncelikli olduğunu düşünüyorsunuz? Teknoloji, ihracat ve yerlilik ekseninde nasıl bir yol haritası öngörüyorsunuz?

Türkiye elektromekanik sanayisinin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için üç başlığın kritik olduğunu düşünüyoruz: teknoloji dönüşümü, stratejik sanayi politikaları ve küresel entegrasyon.

Günümüzde rekabet yalnızca düşük maliyetli üretim üzerinden yürümüyor. Ülkeler artık yüksek teknoloji geliştirebilen, kritik ekipmanları kendi üretebilen ve güçlü test-sertifikasyon altyapılarına sahip sanayi ekosistemleri oluşturmaya çalışıyor. Enerji dönüşümüyle birlikte elektromekanik sektörü de klasik üretim modelinden çıkarak daha teknoloji yoğun bir yapıya evriliyor. Bu noktada ilk öncelik Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarıdır. Yüksek gerilim ekipmanları, dijital şebeke teknolojileri, enerji depolama sistemleriyle uyumlu çözümler, güç elektroniği, HVDC altyapıları, akıllı koruma-kontrol sistemleri ve çevre dostu yeni nesil ürünler stratejik alanlar haline geliyor. Türkiye’nin bu alanlarda yalnızca montaj yapan değil, teknoloji geliştiren bir ülke olması gerekiyor.

İkinci kritik konu ise test ve sertifikasyon altyapısıdır. Bugün birçok yerli üretici uluslararası pazarlarda rekabet edebilmek için ürünlerini yurt dışında test ettirmek zorunda kalıyor. Bu durum hem maliyet hem de zaman kaybı yaratıyor. Uluslararası akredite yüksek gerilim test laboratuvarlarının güçlendirilmesi artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

İhracat tarafında ise Türkiye önemli avantajlara sahip. Avrupa’nın tedarik zincirlerini çeşitlendirme isteği, yakın coğrafyada güvenilir üretim merkezlerine yönelmesi ve enerji altyapı yatırımlarındaki büyüme Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya pazarlarında Türk elektromekanik sektörünün ciddi büyüme potansiyeli bulunuyor. Ancak burada yalnızca ürün satışı değil; marka, mühendislik ve proje yönetimi kabiliyeti de önem kazanıyor. Artık sadece ekipman ihraç eden değil, çözüm sunan, proje yöneten ve teknoloji partneri haline gelen bir yapı kurmamız gerekiyor.

Yerlilik konusuna ise yalnızca üretim oranı olarak bakmamak gerekiyor. Asıl hedef, kritik teknolojilerde bağımsızlık sağlayabilmek ve yüksek katma değeri Türkiye’de oluşturabilmek olmalı. Kamu politikaları, yatırım ortamı ve üniversite-sanayi iş birlikleri bu sürecin temel unsurlarıdır. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bölgesel bir üretim üssünün ötesine geçerek enerji teknolojileri geliştiren küresel bir oyuncu olabilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz. Doğru stratejiyle bu sektör, enerji dönüşümünün en güçlü taşıyıcı kolonlarından biri haline gelebilir.

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR