Haber ve Tanıtım Merkezi

Franchise’da Büyümenin Yolu Kurumsallaşmadan Geçiyor

Franchise sistemine yönelik yatırımcı ilgisi özellikle yeme-içme sektöründe hızla artarken, sürdürülebilir büyümenin yolu güçlü kurumsal altyapı, standartlaşma ve doğru yatırım modellerinden geçiyor. UFRAD Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın, Türk markalarının küresel rekabet gücünü artırması için markalaşma, kurumsallaşma ve uluslararasılaşmanın birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin kendi markalarını dünyaya ihraç eden güçlü bir franchise ülkesi olması gerektiğini vurguluyor.

Girişimcilerin yoğun ilgi gösterdiği franchise sistemi, yeme-içme sektöründe hızla yaygınlaşıyor. Peki, sektör ne kadar sağlıklı büyüyor? Markaların franchise vermeye yönelik artan ilgisiyle birlikte sektörün altyapısı ve kurumsal yeterliliği ne durumda?

Franchise sistemi, doğru uygulandığında markaların kurumsallaşmasını, girişimcilerin ise denenmiş bir iş modeliyle yatırım yapmasını sağlayan önemli bir ekonomik mekanizmadır. Özellikle yeme-içme sektöründe franchise modeline yönelik çok ciddi bir ilgi görüyoruz. Ancak burada önemli olan, sağlıklı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilmektir.

UFRAD Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın

Bir markanın franchise vermeye hazır hale gelmesi için öncelikle kendi operasyon sistemini tamamlamış, marka standartlarını oluşturmuş, eğitim, denetim, tedarik zinciri ve franchise alanlara yönelik destek mekanizmalarını kurmuş olması gerekir. Aksi halde hızlı büyüme, kısa vadede başarı gibi görünse de orta ve uzun vadede hem yatırımcıya hem de markaya zarar verebilir. Bu nedenle sektörümüzde nicelikten çok niteliğe odaklanmamız gerekiyor. UFRAD olarak her zaman vurguladığımız temel konu, franchise sisteminin kurumsal altyapı, şeffaflık, eğitim, standartlaşma ve güçlü franchise veren–franchise alan ilişkisi üzerine kurulmasıdır. Türkiye’de bu konuda oldukça başarılı örneklerimiz bulunuyor ancak sektörün tamamında aynı kurumsal standartların yaygınlaşması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğine inanıyorum.

Türkiye franchise sektörünü dünya ile karşılaştırdığınızda hangi noktadayız? Sektörün sürdürülebilir büyümesi ve uluslararası rekabet gücünün artırılması için önümüzdeki dönemde nasıl bir yol haritası izlenmeli?

Türkiye, franchise sektöründe çok önemli bir potansiyele sahip. Genç ve dinamik nüfusumuz, güçlü girişimcilik kültürümüz, üretim kabiliyetimiz ve farklı sektörlerde geliştirdiğimiz başarılı markalarımız, ülkemizi franchise açısından bölgesel bir merkez haline getirebilecek güçlü avantajlar sunuyor.

Bugün Türk markalarının Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Ancak küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşabilmek için artık markalaşma, kurumsallaşma ve uluslararasılaşmayı birlikte ele almamız gerekiyor. Önümüzdeki dönemde sektör açısından üç temel başlığın kritik olduğunu düşünüyorum. Birincisi, markalarımızın franchise altyapılarının uluslararası standartlara taşınmasıdır. İkincisi, hedef pazarlara yönelik doğru yatırım ve büyüme stratejilerinin geliştirilmesidir. Üçüncüsü ise devlet, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket ederek Türk markalarının yurt dışına açılımını desteklemesidir.

Türkiye’nin kendi markalarını dünyaya ihraç eden güçlü bir franchise ülkesi olması gerekiyor. Bizim temel hedefimiz de Türk markalarının küresel ölçekte daha görünür, daha rekabetçi ve daha sürdürülebilir bir yapıya ulaşmasına katkı sağlamaktır.

AVM’ler, yeme-içme zincirlerinin büyümesinde önemli bir rol üstleniyor. AVM sektöründe yaşanabilecek gelişmeler markaların büyüme stratejilerini nasıl etkileyebilir? Sürdürülebilir büyüme açısından markalar AVM ve cadde mağazacılığı arasında nasıl bir yatırım dengesi kurmalı?

AVM’ler uzun yıllardır franchise markalarının büyümesinde ve tüketiciyle buluşmasında çok önemli bir rol oynuyor. Özellikle yeme-içme sektöründe yüksek ziyaretçi trafiği, güçlü lokasyon avantajı ve aynı merkez içerisinde tüketiciye farklı deneyimler sunma imkânı nedeniyle AVM’ler markalar açısından önemli bir büyüme kanalı olmaya devam ediyor. Ancak günümüzde tüketici davranışları değişiyor. Artan işletme maliyetleri, kira seviyeleri, dijital sipariş kanallarının gelişmesi ve tüketicinin deneyim odaklı mekânlara yönelmesi, markaların lokasyon stratejilerini yeniden değerlendirmelerini zorunlu hale getiriyor. Bu nedenle markaların büyüme stratejisinde sadece AVM veya cadde mağazacılığına dayalı tek yönlü bir model yerine, lokasyon bazlı ve çok kanallı bir büyüme stratejisi benimsemesi gerektiğini düşünüyorum.

AVM’lerde marka görünürlüğü ve müşteri trafiği önemli avantajlar sağlarken, cadde mağazaları tüketiciyle daha güçlü bir mahalle ve bölge ilişkisi kurulmasına, daha esnek mağaza konseptlerinin geliştirilmesine imkân verebiliyor. Bunun yanında paket servis, dijital sipariş, kiosk ve daha küçük metrekareli yeni nesil mağaza modelleri de sektörün büyüme stratejilerinde giderek daha fazla önem kazanıyor. Dolayısıyla sürdürülebilir büyümenin temelinde doğru lokasyon analizi, doğru yatırım maliyeti ve doğru hedef kitle bulunuyor. Markaların AVM ve cadde arasında bir tercih yapmak yerine, her lokasyonun ekonomik ve operasyonel potansiyelini ayrı ayrı değerlendirerek dengeli bir mağazalaşma modeli oluşturması gerektiğine inanıyorum.

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR