Haber ve Tanıtım Merkezi

Güneş Yatırımlarının Omurgasını Mühendislik ve Teknolojiyle Güçlendiriyoruz

ISOTEC Kurucu Ortağı ve CFO’su Zahide Öztürk, güneş enerjisinde yatırım modelinin değiştiğine dikkat çekerek şirketin büyüme stratejisini Hizmetix’e anlattı. 48 ülkeye yayılan ihracat ağı ve yıllık 4,6 GW üretim kapasitesiyle büyüyen ISOTEC, 40 bin metrekarelik yeni tesis yatırımı, tam otomasyon ve yapay zekâ destekli süreçlerle küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.

Türkiye güneş enerjisinde güçlü bir büyüme döneminden geçerken yatırımların ölçeği ve yapısı da değişiyor. ISOTEC Kurucu Ortağı ve CFO’su Zahide Öztürk ile güneş pazarındaki yeni dönemi, şirketin mühendislik ve üretim gücünü, ihracat stratejisini ve önümüzdeki döneme ilişkin yatırım planlarını konuştuk.

Türkiye güneşte büyürken pazarın yapısı da değişiyor. Bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz ve ISOTEC neden büyümeyi tek ülkeye bağlamıyor?

Türkiye güneş enerjisinde güçlü bir büyüme hikâyesi yazıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2026 Mart sonunda güneş kurulu gücü 26.478 MW’a ulaştı ve toplam kurulu gücün yüzde 21,2’sini oluşturdu. Güneş artık alternatif değil, enerji sisteminin ana kaynaklarından biri.

Ancak yalnızca kurulu güç artışına bakmak yeterli değil. Yaklaşık üç yıl önce çatı GES pazarının toplam hacmi gigawatt seviyelerine ulaşmış, özel sektör yatırımları çok canlı bir yapı oluşturmuştu. Bugün finansmana erişim ve şebeke kapasitesindeki sınırlamalar, ağırlığı daha büyük ve kamu destekli projelere kaydırıyor. Güneşin önemi azalmıyor; yatırım biçimi değişiyor.

Biz de büyümemizi birkaç müşteri veya birkaç ülkeye bağlamadık. Balkanlar’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan diğer küresel pazarlara 48 ülkede yüzlerce müşteriye ulaşıyoruz. İhracatı yalnızca bir ciro kanalı olarak değil, pazar riskini dağıtan ve kurumsal dayanıklılığımızı artıran bir yapı olarak görüyoruz.

Finans ve kurumsal hizmetler, stratejik satın alma, tedarik zinciri, risk yönetimi ve müşteri ilişkilerini doğrudan yönetiyorum. Kurucu ortağımız Erkan Öztürk’ün mühendislik, teknoloji ve otomasyon liderliğiyle bu disiplinleri aynı karar mekanizmasında buluşturuyoruz. Tam otomasyonlu üretim ve güçlü dijital altyapımız da farklı coğrafyalarda aynı kalite standardını sürdürebilmemizi sağlıyor.

“İhracat yalnızca bir büyüme kanalı değil, kurumsal sürdürülebilirliğin sigortasıdır.”

Bir güneş santralinde panel görünür; bütün yükü taşıyan sistem ise çoğu zaman görünmez. ISOTEC bu omurgayı nasıl tasarlıyor ve üretiyor?

Bir güneş yatırımında rüzgâr, kar, sıcaklık değişimleri, korozyon, zemin koşulları ve montaj toleransları taşıyıcı sistem üzerinde sürekli etkili oluyor. Sistem doğru tasarlanmadığında en kaliteli panel bile yatırımcının beklediği ömrü ve performansı tek başına sağlayamaz.

Bizim başlangıç noktamız hazır bir ürünü projeye uydurmak değil, projenin gerçek verilerini doğru mühendislik çözümüne dönüştürmek. Trapez ve sandviç çatılardan membran yüzeylere, düz çatılardan farklı zemin yapılarına kadar 40’tan fazla sistem geliştiriyoruz. Statik hesap, malzeme seçimi, üretim ve uygulama bilgisini tek bir zincir halinde yönetiyoruz.

Kocaeli Dilovası’ndaki fabrikamız tam otomasyonlu hatlarla çalışıyor. Günlük 250 ton üretim kapasitemiz, arazi sistemlerinde yıllık 2,6 GW’a karşılık geliyor. Çatı sistemlerindeki yıllık 2 GW kapasitemizle birlikte toplam üretim kapasitemiz 4,6 GW’a ulaşıyor. Böylece yüksek hacimli projelerde hız ve standardizasyonu birlikte sağlayabiliyoruz.

ZM kaplamalı yüksek dayanımlı çelik kullanıyoruz ancak kaliteyi yalnızca kullanılan malzemeyle açıklamıyoruz. Standart, sertifika, kaplama sınıfı ve parti bazında izlenebilirliğin birlikte yönetilmesi gerekiyor. Solarpro konfigüratörümüz, dijital planlama altyapımız, montaj eğitimlerimiz ve yerel partner desteğimiz de yatırımın yaşam döngüsünün birer parçası.

“Kapasite, yalnızca daha fazla üretmek değil; aynı mühendislik standardını her proje için tekrarlayabilmektir.”

Küresel güneş pazarı büyümeye devam ederken ISOTEC’in bir sonraki yatırım ve büyüme hamlesi ne olacak?

Dünya güneş pazarında artık yalnızca ne kadar kapasite kurulduğu değil; şebeke entegrasyonu, depolama, finansmana erişim ve dayanıklı tedarik zincirleri de belirleyici hale geliyor. Biz de önümüzdeki dönemi bu dönüşüme göre planlıyoruz.

Bu kapsamda 40.000 metrekarelik yeni üretim tesisimizin inşasına başlamayı planlıyoruz. Yeni yatırımımız, bugün kullandığımız tam otomasyonlu üretim modelinin daha büyük ölçekte devamı olacak. Mevcut yetkinliğimizi daha yüksek kapasite, daha kısa teslim süreleri ve daha ileri izlenebilirlikle büyütmeyi hedefliyoruz.

Teknoloji tarafında ise yapay zekâyı tekliflendirme, üretim planlama ve kalite süreçlerinde karar desteği olarak kullanıyoruz. Buradaki amacımız insan uzmanlığının yerini almak değil; tekrar eden işleri hızlandırmak ve hataları daha oluşmadan görebilen bir yapı kurmak. Bu yaklaşımı insan odaklı, sürdürülebilir ve dayanıklı sanayi anlayışının bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Her pazara aynı ürünü sunmak yerine iklim, standartlar, lojistik ve uygulama koşullarına göre farklı ürün aileleri geliştiriyoruz. Planladığımız online B2B platformuyla da partnerlerimizin teknik dokümana, teklif ve sipariş süreçlerine daha hızlı ulaşmasını sağlayacağız. Dijital kanalı yerel partnerlerimizin alternatifi değil, onların gücünü ve erişimini artıran bir altyapı olarak görüyoruz.

Bir yatırımcı taşıyıcı sistem seçerken fiyatın ötesinde hangi kriterlere bakmalı?

Dayanıklılık yalnızca kullanılan çeliğin kalitesiyle açıklanamaz. Doğru mühendislik ve tasarım, farklı coğrafyalarda kazanılmış uygulama tecrübesi, izlenebilir hammadde ve üreticinin yatırımın arkasında uzun yıllar durmasını sağlayacak kurumsal ve finansal güç birlikte değerlendirilmeli.

İlk kriter doğru veridir. Rüzgâr ve kar yükleri, zemin veya çatı özellikleri, korozyon sınıfı, panel geometrisi ve bağlantı detaylarının doğru tanımlanması gerekiyor. Daha fazla çelik her zaman daha güçlü sistem anlamına gelmiyor. Doğru mühendislik, doğru dayanım sınıfındaki malzemeyi doğru kesitte ve doğru noktada kullanır. Böylece güvenlik artırılırken ağırlık, lojistik yükü ve karbon ayak izi azaltılabilir.

48 ülkede edindiğimiz deneyim de farklı iklim ve uygulama koşullarından elde ettiğimiz bilginin yeni tasarımlarımıza aktarılmasını sağlıyor. Ancak ben bir CFO olarak teknik taahhüdün finansal ve kurumsal karşılığına da özellikle bakıyorum. Yedek parça, dokümantasyon, mühendislik desteği ve partner ağının yıllar boyunca korunabilmesi gerekiyor.

Finansal güç, verilen sözün arkasında durabilme kapasitesidir. Bu nedenle kaliteyi yalnızca son kontrolden ibaret görmüyor; tasarımdan üretime, tedarikten sahaya kadar uzanan sürekli bir öğrenme ve sıfır hata hedefi olarak ele alıyoruz.

“Uzun ömür; doğru mühendislikten, izlenebilir tedarikten ve verilen sözün arkasında durabilecek kurumsal güçten doğar.”

 

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR