Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) 2026 yılı ikinci çeyrek İnşaat Sektörü Analizi’ne göre, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri inşaat sektörünün büyümesini desteklemeye devam ediyor. Buna karşın yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve özel sektör yatırımlarındaki yavaşlama sektörün büyüme ivmesini sınırlandırıyor. Rapor, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliklerinin ise Türk inşaat sektörünün rekabet gücünü belirleyecek yeni dönemin temel dinamikleri olarak öne çıktığına işaret ediyor.
Türkiye ekonomisinin büyümesinde stratejik rol üstlenen inşaat sektörü, 2026 yılının ikinci çeyreğinde de ekonomik faaliyetlerin en önemli taşıyıcı alanlarından biri olmayı sürdürdü. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) yayımladığı 2026 İkinci Çeyrek İnşaat Sektörü Analizi Raporu, sektörün büyüme eğilimini koruduğunu ancak yeni dönemde finansmana erişim, yatırım iştahı ve küresel ekonomik gelişmelerin sektörün yönünü belirleyeceğini ortaya koyuyor. Yaklaşık 200 alt sektörü doğrudan besleyen yapısıyla üretimden istihdama kadar geniş bir ekonomik etki oluşturan inşaat sektörü, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetlerinin desteğiyle büyümeye katkı sunmaya devam ederken, özel sektör yatırımlarındaki yavaşlama sektörün önündeki en önemli sınamalardan biri olmayı sürdürüyor.
Rapora göre Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyürken, inşaat sektörü yüzde 3,2, gayrimenkul faaliyetleri ise yüzde 3 büyüme kaydetti. Böylece sektör, 2022 yılının ikinci yarısında başlayan büyüme sürecini 14 çeyrektir kesintisiz sürdürmüş oldu. Ancak bu büyüme, önceki yıllarda görülen yüksek ivmenin gerisinde kaldı. Sıkı para politikası, krediye erişimde yaşanan güçlükler ve yüksek finansman maliyetleri, sektörün büyüme hızını aşağı çeken temel etkenler olarak öne çıkarken, kamu yatırımları ve deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmaları sektörün üretim kapasitesini canlı tutan başlıca unsurlar arasında yer aldı.
İnşaat sektörünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisi yalnızca ürettiği katma değerle sınırlı değil. Çimento, hazır beton, demir-çelik, seramik, cam, yapı kimyasalları, makine ekipmanları, lojistik ve hizmet sektörleri başta olmak üzere çok sayıda alanda oluşturduğu talep sayesinde ekonominin en önemli çarpan etkisine sahip sektörlerinden biri olmayı sürdürüyor. Bu nedenle sektörde yaşanan her hareketlilik, üretimden istihdama kadar geniş bir ekonomik ekosistemi doğrudan etkiliyor. TMB de raporunda inşaat sektörünün ekonomi içerisindeki bu stratejik konumuna dikkat çekerek, kamu yatırımlarının büyüme üzerindeki belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koyuyor.
Raporda öne çıkan en önemli başlıklardan biri ise özel sektör yatırımlarındaki temkinli görünüm oldu. Enflasyonda gözlenen gerileme ve makroekonomik dengelenme süreci olumlu bir zemin oluşturmasına rağmen, kredi maliyetlerinin yüksek seyretmesi yatırım kararlarını zorlaştırıyor. Özellikle finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar, yeni konut projelerinin ve özel sektör kaynaklı yatırımların istenilen hızda devreye alınmasını engelliyor. Buna karşın deprem bölgesinde sürdürülen yeniden inşa faaliyetleri ile kamu altyapı yatırımları sektörün büyümesini destekleyen en güçlü dinamikler olmayı sürdürüyor.
Üretim göstergeleri ise sektörün mevcut kapasitesini koruduğuna işaret ediyor. Yapı ruhsatlarında kaydedilen artış, önümüzdeki dönemde yeni yatırımların hayata geçirilebileceğine yönelik olumlu sinyaller verirken, inşaat güven endeksinin ikinci çeyrek boyunca eşik değer olan 100 puanın altında seyretmesi sektör temsilcilerinin geleceğe ilişkin beklentilerinde temkinli duruşunu sürdürdüğünü gösteriyor. İnşaat maliyetlerindeki artış hızının yavaşlaması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de özellikle işçilik maliyetleri ile finansman giderleri sektörün kârlılığı üzerindeki baskısını koruyor.
Konut piyasasında ise ikinci çeyrek itibarıyla sınırlı da olsa hareketlenme dikkat çekiyor. Haziran ayında ilk el konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,1 artışla 43 bin 406 adede yükselirken, ikinci el satışlar yüzde 12,5 artarak 86 bin 573 adet olarak gerçekleşti. İlk el satışlarda görülen yükseliş sektörde olumlu karşılanmasına rağmen, toplam satışlar içinde ilk el konutların payının üçte bir seviyesinde kalması yeni üretim tarafındaki talep koşullarının henüz istenilen düzeye ulaşmadığını gösteriyor. Konut piyasasında gözlenen toparlanmanın kalıcı hâle gelebilmesi için finansman koşullarının iyileşmesi ve krediye erişimin kolaylaşması sektörün en önemli beklentileri arasında yer alıyor.
Finansman tarafındaki görünüm de sektör açısından dikkatle takip ediliyor. Haziran ayında ipotekli konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 72,1 artış göstermesine rağmen, toplam satışlar içerisindeki payının yüzde 20 seviyesinde kalması kredi kullanımındaki artışın henüz kalıcı bir normalleşmeye dönüşmediğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, konut kredisi maliyetlerinin düşmesi ve finansmana erişim imkânlarının genişlemesiyle birlikte hem konut üretiminin hem de özel sektör yatırımlarının daha güçlü bir ivme yakalayabileceğini değerlendiriyor.
Raporda uluslararası müteahhitlik hizmetlerine ilişkin değerlendirmeler de önemli yer tutuyor. Türk müteahhitlik sektörü, 2026 yılının ilk yarısında yurt dışında toplam 57 proje üstlenirken bu projelerin toplam büyüklüğü 2,7 milyar ABD dolarına ulaştı. Küresel finansman koşulları, bölgesel çatışmalar ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle önceki yılların gerisinde kalan bu performansa rağmen, Türk müteahhitlerinin yarım asrı aşan uluslararası deneyimi ve teknik bilgi birikimi sayesinde küresel pazardaki rekabet gücünü koruduğu vurgulanıyor. 1972 yılından bu yana 12 bin 931 projeye ulaşan ve toplam 566,1 milyar dolarlık proje hacmi oluşturan Türk müteahhitlik sektörü, uluslararası pazarlarda önemli bir oyuncu olmayı sürdürüyor.
TMB’nin raporu yalnızca mevcut tabloyu değerlendirmekle kalmıyor, sektörün geleceğine ilişkin önemli mesajlar da veriyor. Dijitalleşme, yapay zekâ destekli proje yönetimi, sürdürülebilir yapı teknolojileri, yeşil dönüşüm ve uluslararası iş birliklerinin önümüzdeki dönemde rekabetin temel belirleyicileri olacağına dikkat çekiliyor. İnşaat Zirvesi Türkiye 2026 kapsamında yapılan değerlendirmeler de sektörün yalnızca yeni projeler üretmeye değil, aynı zamanda teknoloji, verimlilik ve sürdürülebilirlik ekseninde dönüşmeye odaklandığını gösteriyor. Kamu, özel sektör, uluslararası finans kuruluşları ve teknoloji sağlayıcılarını aynı platformda buluşturan zirve, Türk inşaat sektörünün gelecek vizyonunu ortaya koyan önemli organizasyonlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Hazır Beton Endeksi Sahadaki Hareketliliği Doğruluyor
Türkiye Müteahhitler Birliği’nin ortaya koyduğu makro görünüm, Türkiye Hazır Beton Birliği’nin (THBB) açıkladığı Haziran 2026 Hazır Beton Endeksi ile sahadaki veriler üzerinden de destekleniyor. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan hazır beton üretimini esas alan endeks, sektörde mayıs ayındaki yavaşlamanın ardından faaliyet tarafında yeniden hareketlenme başladığını gösterirken, güven ve beklenti göstergelerindeki temkinli görünümün ise devam ettiğine işaret ediyor. Böylece sektör, üretim tarafında toparlanma sinyalleri verirken yatırım kararlarında ihtiyatlı duruşunu koruyan iki yönlü bir görünüm sergiliyor.
Türkiye Hazır Beton Birliği tarafından her ay yayımlanan Hazır Beton Endeksi, yalnızca beton üreticilerinin performansını değil, aynı zamanda inşaat sektörünün genel hareketliliğini gösteren öncü göstergelerden biri olarak kabul ediliyor. Üretimin stoklanamayan bir ürün üzerinden ölçülmesi nedeniyle endeks, sahadaki gerçek faaliyet düzeyini en hızlı yansıtan veriler arasında yer alıyor. Haziran ayı sonuçları da mayıs ayına kıyasla sektörün üretim tarafında yeniden ivme kazandığını ortaya koyuyor.
Rapora göre Faaliyet Endeksi, resmî tatiller nedeniyle mayıs ayında yaşanan yavaşlamanın ardından haziran ayında 100,1 seviyesine yükselerek yeniden eşik değerin üzerine çıktı. Bu gelişme, sektörde fiili üretim hacminin yeniden büyüme bölgesine geçtiğini gösteriyor. Ancak endeksin eşik değerin hemen üzerinde bulunması, toparlanmanın henüz güçlü ve kalıcı bir ivmeye dönüşmediğini de ortaya koyuyor. Sektör temsilcileri, önümüzdeki aylarda açıklanacak verilerin bu eğilimin sürdürülebilir olup olmadığını göstereceğini değerlendiriyor.
Faaliyet tarafındaki bu olumlu tabloya rağmen sektörün geleceğe ilişkin beklentilerinde aynı iyimserlik henüz oluşmuş değil. Güven Endeksi, haziran ayında da 100 puanın altında kalarak firmaların ekonomik görünüme temkinli yaklaşımını sürdürdüğünü ortaya koyarken, Beklenti Endeksi mayıs ayına göre yükselmesine rağmen sektörün ihtiyatlı duruşunun devam ettiğini gösteriyor. Hazır Beton Endeksi’nin de eşik değerin altında kalması, üretimde başlayan hareketliliğin henüz güven ve yatırım kararlarına aynı ölçüde yansımadığını ortaya koyuyor.

Yıllık veriler incelendiğinde ise sektörün kontrollü bir toparlanma sürecine girdiği görülüyor. Faaliyet Endeksi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,8 artışla en güçlü performansı sergilerken, Hazır Beton Endeksi de sınırlı artışla pozitif bölgede yer aldı. Buna karşılık Güven Endeksi’nin yüzde 0,3, Beklenti Endeksi’nin ise yüzde 0,1 gerilemesi, firmaların yeni yatırım kararlarında hâlâ temkinli hareket ettiğini gösteriyor. Haziran ayı verileri, sahadaki üretim hareketliliğinin yeniden canlanmaya başladığını ancak bunun sektörün genel güven algısına henüz tam anlamıyla yansımadığını ortaya koyuyor.
Türkiye Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık da değerlendirmelerinde bu tabloya dikkat çekiyor. Işık’a göre haziran ayında faaliyetlerde gözlenen toparlanmaya rağmen güven ve beklenti göstergelerindeki zayıf görünüm, sektörün kontrollü bir iyileşme süreci yaşadığını gösteriyor. Enflasyondaki gerileme ve yılın ilerleyen dönemlerinde faiz indirimi beklentileri sektör açısından olumlu bir zemin oluştururken, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan sıkı koşullar özel sektör yatırımları ile konut talebini sınırlamayı sürdürüyor.
Işık, buna karşın deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmaları, kentsel dönüşüm projeleri ve kamu altyapı yatırımlarının sektöre canlılık kazandırmaya devam ettiğini belirtiyor. Maliyet baskılarının kısmen hafiflemesi ve enflasyondaki gerilemenin olumlu etkilerine rağmen finansman koşullarındaki sıkılık nedeniyle sektörün dengeli ve kademeli bir toparlanma süreci yaşadığına dikkat çeken Işık, önümüzdeki dönemde büyümenin kalıcılığının enflasyondaki düşüşün devam etmesine, kredi koşullarının normalleşmesine ve para politikasında atılacak adımlara bağlı olacağını ifade ediyor.
Hem Türkiye Müteahhitler Birliği’nin hem de Türkiye Hazır Beton Birliği’nin yayımladığı son raporlar birlikte değerlendirildiğinde, inşaat sektörünün kamu yatırımları ve yeniden inşa faaliyetlerinin desteğiyle büyümesini sürdürdüğü, ancak özel sektör yatırımları ve finansmana erişim tarafındaki zorlukların sektörün büyüme hızını sınırladığı ortak bir tablo ortaya çıkıyor. Üretim tarafında yeniden hareketlilik başlasa da bu iyileşmenin yatırım iştahına ve güven göstergelerine tam olarak yansıması için finansman koşullarının normalleşmesi kritik önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde kamu yatırımları, kentsel dönüşüm projeleri, deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri ve faiz politikalarındaki gelişmeler, inşaat sektörünün büyüme performansını belirleyecek temel dinamikler arasında yer almayı sürdürecek.