Türkiye ekonomisinin son dört çeyreklik toplam GSYH’si 1 trilyon 705 milyar dolara ulaşırken, kişi başına milli gelir 19 bin 762 dolarla tarihi zirveyi gördü. Ancak yükselişin önemli bölümünde TL’nin reel değerlenmesi ve kur-enflasyon farkı etkili oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) revize verilerine göre, 2025 yılı için kesinleşen kişi başına gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) 18 bin 103 dolar olarak hesaplandı. Ancak son dört çeyreklik milli gelir toplamı, Türkiye ekonomisinin dolar bazında yeni bir seviyeye ulaştığını ortaya koydu.
Son bir yılda üretilen toplam katma değeri gösteren dört çeyreklik kümülatif GSYH, 1 trilyon 705 milyar dolara yükseldi. Bu tutarın 1 Temmuz itibarıyla açıklanan 86 milyon 320 bin 620 kişilik nüfusa bölünmesiyle kişi başına gelir 19 bin 762 dolar seviyesine ulaştı.
Yüksek gelir eşiğinin üzerinde
Bu rakam, Dünya Bankası’nın 1 Temmuz güncellemesinde “yüksek gelirli ülkeler” için belirlediği 14 bin 375 dolarlık kişi başına gelir eşiğinin oldukça üzerinde bulunuyor.
Ancak kişi başına milli gelirdeki bu yükselişin doğrudan ve aynı ölçüde bir refah artışı anlamına gelmediğine dikkat çekiliyor. Dolar bazındaki hesaplamada, Türkiye’deki enflasyon ile döviz kuru hareketleri arasındaki fark önemli bir rol oynuyor.
TL’nin reel değeri yükseldi
Kişi başına milli gelirdeki dolar bazlı yükselişte Türk Lirası’nın reel değer kazanımı da öne çıkıyor. Merkez Bankası’nın Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi’ne göre TL’nin TÜFE bazlı reel değeri, Aralık 2021’deki 70 seviyesinden Haziran 2026’da 105,6’ya yükseldi.
Böylece Türk Lirası, ticaret yapılan ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete karşı reel olarak yaklaşık yüzde 50,8 değer kazandı. Gelişmekte olan ülke para birimleri karşısındaki reel değerlenme yüzde 54,2, gelişmiş ülke para birimleri karşısındaki değerlenme ise yüzde 47,2 olarak hesaplandı.
Söz konusu gelişmeler, Türkiye’nin dolar cinsinden milli gelirinin yükselmesinde kur hareketlerinin önemli bir etkisi bulunduğuna işaret ediyor. Bu nedenle kişi başına gelirdeki tarihi seviyenin, vatandaşların satın alma gücündeki artışla birebir örtüşmediği değerlendiriliyor.