İklim değişikliği, artan su talebi ve kuraklık riski, su yönetimini yalnızca çevresel değil; üretim, enerji, tarım ve kalkınma açısından da stratejik bir başlığa dönüştürüyor. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, barajlardan modern sulama sistemlerine, hidroelektrik santrallerden akıllı su yönetimi teknolojilerine kadar uzanan yatırımlarıyla Türkiye’nin su güvenliğini güçlendirirken, tarımsal üretime, enerji arzına, sanayiye ve bölgesel kalkınmaya uzun vadeli katkı sağlayan projeleri hayata geçiriyor. Mega altyapı yatırımları, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli uygulamalarla şekillenen yeni dönem, suyun yalnızca doğal bir kaynak değil; güçlü ekonominin, sürdürülebilir üretimin ve geleceğin en stratejik kalkınma unsurlarından biri olduğunu ortaya koyuyor.
İklim değişikliği, kuraklık riski ve artan su talebi, su yönetiminde yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu çerçevede DSİ’nin baraj, sulama ve içme suyu yatırımlarında öncelik verdiği stratejik başlıklar nelerdir?
İklim değişikliğinin etkisiyle taşkın ve kuraklık gibi su kaynaklı afetlerin sıklığı ve şiddeti artarken, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak, bu risklere karşı ülkemizin su güvenliğini güçlendirecek yatırımları stratejik öncelik olarak değerlendiriyoruz.
Bu kapsamda tarım, enerji, hizmet ve çevre sektörlerinin mevcut ve gelecekte ortaya çıkacak su ihtiyaçlarını karşılayacak depolama tesislerinin geliştirilmesi ile depolanan suyun en düşük kayıpla kullanıcıya ulaştırılmasını sağlayacak iletim sistemlerinin yaygınlaştırılması için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Kurak dönemlerde tüm sektörlerin su ihtiyacını güvence altına almak amacıyla Türkiye’nin su depolama kapasitesi 183,7 milyar metreküpe ulaştı. 2025 yılı sonu itibarıyla ise ülkemize kazandırılan su depolama tesisi sayısı 1.831’e yükseldi.
Su kaynaklarının verimli kullanılması adına sulama altyapısının modernizasyonu da öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. 2000’li yıllardan itibaren açık kanal sistemleri yerine yüksek basınçlı kapalı borulu sulama sistemlerini esas alan projeler geliştiriyoruz. Böylece yaklaşık yüzde 6 seviyesinde olan kapalı sulama şebekesi oranı bugün yüzde 38’e ulaştı. Devam eden tüm yeni sulama projeleri kapalı sistem olarak inşa edilirken, eski açık kanal şebekeleri de yenilenerek su kayıpları önemli ölçüde azaltılıyor. Bugüne kadar 91 bin hektarı aşan alanda sulama yenilemesi tamamlandı; yaklaşık 1,5 milyon hektarlık alanda ise planlama, projelendirme ve yapım çalışmaları devam ediyor.
Su arzını artırmaya yönelik önemli başlıklardan biri de arıtılmış atık suların yeniden değerlendirilmesi. Çevreyi koruyan ve su kaynaklarını destekleyen bu yaklaşım doğrultusunda, evsel atık su arıtma tesislerinden elde edilen suların başta tarımsal sulama olmak üzere farklı alanlarda yeniden kullanımını yaygınlaştırıyoruz. 2024 yılında hizmete alınan Afyonkarahisar Atık Su Sulaması Projesi ile 9 bin 50 dekar, 2025 yılında devreye giren Kilis Evsel Atık Su Arıtma Tesisi Sulaması ile ise 2 bin 790 dekar tarım arazisi geri kazanılmış sularla sulanmaya başlandı. Hâlihazırda DSİ tarafından işletmeye alınan 26 atık su arıtma tesisi, günlük yaklaşık 330 bin metreküp suyu yeniden kullanılabilir kaliteye ulaştırıyor ve bu uygulamaların ülke genelinde yaygınlaştırılması hedefleniyor.
İçme suyu yatırımlarında ise şehirlerimizin uzun vadeli ihtiyaçlarını güvence altına alan planlı bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu doğrultuda hazırlanan 81 İl Merkezinin İçme, Kullanma ve Sanayi Suyu Temini Eylem Planı, son olarak 2020 yılında güncellenerek il merkezlerinin 2055 yılına kadar olan içme suyu ihtiyaçlarını ortaya koydu. DSİ olarak yerel yönetimlerle koordinasyon içinde gerekli yatırımların zamanında hayata geçirilmesini takip ediyor, ihtiyaç duyulması halinde imzalanan protokoller kapsamında içme suyu tesislerinin yapımını da üstleniyoruz.
Bu anlayış doğrultusunda, iklim değişikliğinin oluşturduğu risklere karşı su kaynaklarını koruyan, su verimliliğini artıran ve gelecek nesiller için güvenli su altyapısını güçlendiren yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
DSİ’nin hayata geçirdiği su altyapısı projeleri; tarımsal üretimden enerji arz güvenliğine, sanayi yatırımlarından bölgesel kalkınmaya kadar geniş bir etki alanı oluşturuyor. Su yatırımlarının Türkiye ekonomisine sağladığı katma değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Su, yalnızca yaşamın temel kaynağı değil; aynı zamanda tarımdan sanayiye, enerjiden hizmet sektörüne kadar üretimin en stratejik girdilerinden biridir. Bu nedenle suya yapılan her yatırım, yalnızca bir altyapı yatırımı değil; üretimi, istihdamı ve ekonomik büyümeyi destekleyen çok yönlü bir kalkınma hamlesidir.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak bu anlayışla bugüne kadar tarım, enerji, hizmet ve çevre alanlarında 7,67 trilyon TL yatırım büyüklüğüne ulaşan 18 bin 489 su yapısını milletimizin hizmetine sunduk. Hayata geçirilen bu projeler, yalnızca su kaynaklarının etkin yönetimini değil, aynı zamanda üretimin sürekliliğini, bölgesel kalkınmayı ve ekonomik dayanıklılığı da güçlendiriyor.
Su yatırımlarımızın en önemli yansımalarından biri tarımsal üretimde görülüyor. Bugüne kadar 7,27 milyon hektar alan sulamaya açılırken, bu alanlardan yıllık yaklaşık 1,2 trilyon TL tarımsal gelir elde ediliyor. Sulama projeleriyle eş zamanlı yürüttüğümüz arazi toplulaştırma çalışmaları ise üretim maliyetlerini azaltırken verimliliği artırıyor. Bugüne kadar 7,8 milyon hektar alanda gerçekleştirilen toplulaştırma sayesinde yılda yaklaşık 390 milyon litre yakıt tasarrufu sağlanıyor. Bu kazanım hem çiftçimizin üretim maliyetlerini düşürüyor hem de ülke ekonomisine önemli katkı sunuyor.
Enerji arz güvenliği açısından da su yatırımları stratejik bir rol üstleniyor. DSİ tarafından geliştirilen hidroelektrik projeleriyle bugüne kadar 32 bin 480 MW kurulu güç ve yıllık yaklaşık 112 milyar kilovatsaat enerji üretim kapasitesi oluşturuldu. Türkiye’nin toplam kurulu elektrik kapasitesinin yaklaşık yüzde 26’sını hidroelektrik santraller oluşturuyor. 2026 yılında mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşen yağışların etkisiyle hidroelektrik üretiminde önemli bir artış yaşandı. Mayıs ayında 11 milyar 710 milyon kilovatsaat elektrik hidroelektrik santrallerinden üretilirken, bu miktar ülke elektrik üretiminin yüzde 43,1’ine karşılık geldi. Söz konusu üretimin ekonomik değeri ise yaklaşık 44 milyar TL olarak hesaplandı.
Su yatırımlarının ekonomiye katkısı yalnızca üretimle sınırlı değil. Taşkın kontrol projeleri sayesinde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği korunurken, olası afetlerin ekonomide oluşturacağı büyük kayıpların da önüne geçiliyor. Yapılan analizler, doğal afetleri önlemeye yönelik gerçekleştirilen her 1 birimlik yatırımın yaklaşık 7 birim ekonomik kaybı engellediğini ortaya koyuyor. Ayrıca taşkın riski nedeniyle üretime açılamayan tarım alanları yeniden ekonomiye kazandırılırken, bu projeler drenaj, çevresel rehabilitasyon, rekreasyon ve nehir ulaşımı gibi farklı alanlarda da yeni ekonomik fırsatlar oluşturuyor.
Özetle su yatırımları; tarımsal üretimi artıran, enerji arz güvenliğini destekleyen, sanayinin ihtiyaç duyduğu su altyapısını güçlendiren ve afet risklerini azaltarak ekonomik sürdürülebilirliği destekleyen çok boyutlu kalkınma yatırımlarıdır. DSİ olarak suyun her damlasını ekonomik ve sosyal değere dönüştüren projeleri hayata geçirmeye kararlılıkla devam ediyoruz.
Türkiye’nin su kaynaklarını daha verimli kullanabilmesi adına önümüzdeki dönemde hangi mega projeler, modern sulama uygulamaları ve yenilikçi su yönetimi çözümleri öne çıkacak? Bu projelerin ülkenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine nasıl katkı sağlamasını bekliyorsunuz?
İklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği günümüzde, su yönetiminde yalnızca yeni tesisler inşa etmek değil; mevcut kaynakları daha akıllı, verimli ve sürdürülebilir şekilde yönetmek de büyük önem taşıyor. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olarak önümüzdeki dönemde dijital teknolojiler, yapay zekâ destekli yönetim sistemleri, modern sulama uygulamaları ve yenilenebilir enerji entegrasyonunu su yatırımlarımızın temel bileşenleri olarak görüyoruz.
Bu doğrultuda TÜBİTAK iş birliğiyle geliştirilen Akım Tahmin ve Havza Optimizasyon Modeli (ATHOM), Türkiye’nin su yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Tamamen yerli ve millî imkânlarla geliştirilen sistem sayesinde havzalardaki su hareketleri yapay zekâ destekli modellerle analiz ediliyor; taşkın riski azaltılırken hidroelektrik enerji üretimi optimize ediliyor ve su kaynaklarının sektörler arasında daha dengeli dağılımı sağlanıyor. Akım tahminlerinde yüzde 95’e varan doğruluk oranına ulaşan ATHOM, ilk olarak Seyhan Havzası’nda uygulanmaya başlanmış; elde edilen başarılı sonuçların ardından Ceyhan, Fırat, Dicle, Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarına da yaygınlaştırılmıştır. Sakarya, Antalya, Çoruh ve Batı Karadeniz havzalarındaki çalışmalar ise devam etmektedir.
Tarımsal sulamada da verimlilik odaklı yeni uygulamalar yaygınlaştırılıyor. Basınçlı borulu sulama altyapısına sahip bölgelerde ön ödemeli elektronik sayaç sistemleriyle suyun alan bazlı değil, metreküp bazında ölçülerek ücretlendirilmesi sağlanıyor. Böylece üreticiler suyu daha kontrollü kullanmaya teşvik edilirken, uygulamanın hayata geçirildiği alanlarda sulama randımanı yüzde 78’e yükselmiş, hektar başına su tüketimi ise 5.400 metreküpe gerileyerek ülke ortalamasına göre yüzde 43 su tasarrufu sağlanmıştır. Elektronik ölçüm sistemine sahip sulama tesisi sayısı bugün 377’ye ulaşmıştır.
Dijitalleşme çalışmalarının bir diğer ayağını ise yapay zekâ destekli sulama otomasyon sistemleri oluşturuyor. Adana, Afyonkarahisar ve Denizli’de uygulamaya alınan projelerde su kullanımında yüzde 40’a varan tasarruf sağlanırken, tarımsal üretimde de önemli verim artışları elde edildi. Bu uygulamaların önümüzdeki dönemde daha geniş alanlara yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Enerji-su entegrasyonu da geleceğin su yönetiminde öne çıkan başlıklardan biri olacak. Terfili sulama tesislerinin enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılamak amacıyla yüzer ve karasal güneş enerjisi santrali projeleri hayata geçiriliyor. 2024 yılında Keban Barajı’nda Türkiye’nin ilk yüzer GES projesini devreye alan DSİ; Gaziantep, Adıyaman, Tunceli, Elazığ, Konya ve Afyonkarahisar’da işletmeye aldığı güneş enerjisi santralleriyle sulama sistemlerinin enerji maliyetlerini önemli ölçüde azaltıyor. Böylece hem çiftçilerimizin üretim maliyetleri düşüyor hem de temiz enerji üretimiyle çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlanıyor.
Taşkın yönetiminde de iklim değişikliğine uyum sağlayan yeni çözümler geliştiriyoruz. Geçirgen tersip bentleri, sel tırmıkları ve moloz bariyerleri gibi yenilikçi uygulamalarla taşkın zararları önemli ölçüde azaltılırken, Taşkın Erken Uyarı Sistemi (TEUS) sayesinde yağışlar, akarsu debileri ve su seviyeleri 24 saat esasına göre anlık olarak takip ediliyor. Kritik seviyelere ulaşıldığında ilgili ekipler hızla harekete geçirilerek olası can ve mal kayıplarının önüne geçiliyor. 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye genelinde 583 Taşkın Erken Uyarı Sistemi kurulumu tamamlanmış durumda.
Önümüzdeki dönemde akıllı su yönetimi, dijital altyapılar, yapay zekâ uygulamaları, modern sulama sistemleri ve yenilenebilir enerji destekli projeler; Türkiye’nin su güvenliğini güçlendirirken tarımsal üretimden enerji arzına, çevrenin korunmasından ekonomik kalkınmaya kadar pek çok alanda sürdürülebilir büyümeye önemli katkılar sunmaya devam edecektir.