Haber ve Tanıtım Merkezi

Küresel Ticaretin Yeni Rotasında Türkiye Limanları Ve Mavi Ekonomi

Denizlerin sunduğu ekonomik potansiyeli çevresel sürdürülebilirlik, teknoloji ve rekabet gücüyle buluşturan mavi ekonomi yaklaşımı; lojistik ve deniz taşımacılığında yeni bir dönüşüm dönemini başlatıyor. TÜRKLİM Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Erçelik, deniz taşımacılığı ve lojistik sektöründe mavi ekonomi yaklaşımının yarattığı dönüşüme dikkat çekerek; sürdürülebilir liman yatırımları, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve Türkiye’nin küresel ticaret yollarındaki stratejik rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Mavi ekonomi yaklaşımı, lojistik ve deniz taşımacılığı sektörü açısından nasıl bir dönüşümü ifade ediyor?

Mavi ekonomi, deniz ve kıyı kaynaklarının ekonomik büyüme, istihdam, refah ve ekosistem sağlığı arasında denge kurularak kullanılmasını esas alan çağdaş bir kalkınma anlayışıdır. Lojistik ve deniz taşımacılığı açısından bu yaklaşım, daha fazla yükün daha az karbonla, daha yüksek verimlilikle, güvenilir veriyle ve güçlü intermodal bağlantılarla taşınmasını gerektirir. Türk limancılığı bakımından mavi ekonomi; limanların yük elleçleme altyapısı olmanın ötesinde kıyı ekonomilerini destekleyen, nitelikli istihdam yaratan, çevresel etkilerini ölçen ve deniz ekosisteminin korunmasını operasyonel kararlarının parçası hâline getiren merkezler olarak konumlanmasıdır. Bugün rekabet rıhtım uzunluğu veya saha kapasitesiyle sınırlı değildir. Düşük emisyonlu hizmet, güvenilir karbon verisi, güçlü hinterland bağlantısı ve enerji altyapısını yönetebilme kabiliyeti limanların gelecekteki rekabet gücünü belirleyecektir.

Türkiye’nin küresel lojistik merkez olma hedefinde deniz taşımacılığının rolü nedir?

Türkiye’nin küresel lojistik merkez olma hedefi, artık coğrafi avantaj söyleminin ötesinde somut deniz ticareti ölçeğiyle desteklenmektedir. Türk limanları 2025 yılında yaklaşık 553,3 milyon ton yük ve 14 milyon TEU konteyner elleçleyerek ülkemizin üretim, dış ticaret ve transit taşımacılık kapasitesinin ana omurgası olduğunu göstermiştir. Beş Türk limanının dünyanın önde gelen konteyner limanları arasında yer alması ve Türk sahipli deniz ticaret filosunun küresel sıralamada ilk 10’a yükselmesi, Türkiye’nin denizcilik kapasitesi büyüyen güçlü bir ticaret aktörü olduğunu ortaya koymaktadır. Jeopolitik krizlerin tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiği günümüzde Türkiye; Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’e açılan konumuyla Asya-Avrupa ticareti, Orta Koridor, enerji taşımacılığı, Ro-Ro hatları, konteyner ağları ve bölgesel transit hareketleri için güvenilir bir kesişim noktasıdır. Bu perspektif, liman kapasitesinin demiryolu bağlantıları, dijital gümrük süreçleri, lojistik merkezler, güçlü filo varlığı ve krizlere dayanıklı hizmet sürekliliğiyle bütünleştirilmesiyle daha da güçlenecektir.

Mavi ekonomi kapsamında deniz taşımacılığında hangi yeni yatırım alanları öne çıkıyor?

Mavi ekonomi kapsamında öne çıkan yatırım alanları, klasik kapasite artışı anlayışının çok ötesine geçmektedir. Kıyı elektriği, terminal ekipmanlarının elektrifikasyonu, yenilenebilir enerji üretimi, enerji depolama, mikro şebekeler, alternatif yakıt ikmal altyapısı, dijital ikiz uygulamaları, liman topluluk sistemleri, yapay zekâ destekli operasyon planlama ve emisyon ölçme-raporlama-doğrulama sistemleri yeni yatırım gündeminin merkezindedir. Bununla birlikte mavi ekonomi perspektifi, bu yatırımları operasyonel verimlilik ve karbon azaltımıyla sınırlamaz; ekonomik büyümeyi, nitelikli istihdamı, kıyı toplumlarının refahını ve deniz ekosisteminin korunmasını aynı çerçevede ele alır. Türk limancılığı açısından çevresel izleme sistemleri, deniz suyu ve hava kalitesi sensörleri, atık kabul ve döngüsel ekonomi altyapısı, iklim risklerine dayanıklı liman tasarımı, afet ve taşkın dayanıklılığı, biyoçeşitlilik hassasiyetlerini gözeten kıyı yönetimi ve düşük karbonlu hinterland bağlantıları da bu yatırım gündeminin ayrılmaz parçalarıdır. Kritik olan, bu başlıkları kopuk teknoloji projeleri olarak değil; liman, gemi, şebeke, finansman, mevzuat ve insan kaynağını aynı dönüşüm mimarisinde birleştiren bütüncül bir strateji olarak değerlendirmektir.

Türkiye’nin Orta Koridor ve küresel ticaret yollarındaki konumu açısından deniz lojistiği nasıl bir tamamlayıcı rol üstleniyor?

Türkiye’nin Orta Koridor ve küresel ticaret yollarındaki konumu açısından deniz lojistiği sistem kurucu bir role sahiptir. Orta Koridor’u bir demiryolu hattı olarak okumak eksik olur; bu hattın gerçek değeri deniz, demiryolu, karayolu, lojistik merkezler, kuru limanlar ve üretim havzalarının birlikte çalıştığı çok modlu bir ticaret ağına dönüşmesinde ortaya çıkar. Kalkınma Yolu gibi alternatif koridor projeleri de Türkiye’nin limanlarını bölgesel ticaretin varış veya çıkış noktaları olmaktan çıkarıp geniş bir ekonomik coğrafyanın bağlantı merkezleri hâline getirme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle limanların Organize Sanayi Bölgeleri, endüstri bölgeleri, lojistik merkezler, serbest bölgeler, kuru limanlar ve diğer ticari hublarla güçlü demiryolu ve karayolu bağlantıları üzerinden entegre edilmesi Türkiye’nin koridor rekabetindeki konumunu pekiştirecektir. Küresel ticarette rekabet, yükü üretim merkezinden limana, limandan küresel pazara kesintisiz, izlenebilir, düşük maliyetli ve düşük karbonlu şekilde ulaştırabilme kabiliyetiyle ölçülmektedir. Türkiye bazı koridorlarda ana güzergâh ülkesi, bazı güzergâhlarda ise jeostratejik konumu sayesinde güvenilir alternatif ve kriz dönemlerinde devreye girebilecek yedek liman kapasitesi sunan esnek bir merkezdir.

Daha düşük emisyonlu gemiler, alternatif yakıtlar ve enerji verimliliği uygulamalarında sektör hangi noktada bulunuyor?

Düşük emisyonlu gemiler, alternatif yakıtlar ve enerji verimliliği uygulamalarında sektörün yönü netleşmiş; ancak geçiş süreci henüz doğrusal, ucuz ve risksiz bir olgunluğa ulaşmamıştır. IMO hedefleri, AB düzenlemeleri, yük sahiplerinin sürdürülebilirlik beklentileri ve finans kuruluşlarının yeşil kriterleri denizcilik değer zincirini dönüştürmektedir. Buna karşın küresel ölçekte politika belirsizliği sürmektedir. IMO Net-Zero Framework sürecinin ertelenmesi, ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin itirazları ve bölgesel düzenlemelerin farklı hızlarda ilerlemesi, yatırım kararlarında öngörülebilirliği zorlaştırmaktadır. Bir diğer temel mesele arz-talep dengesizliğidir. Dönüşüm çoğu zaman limanlardan talep edilmekte; kıyı elektriği, alternatif yakıt altyapısı ve emisyon veri sistemleri için limanların yatırım yapması beklenmektedir. Buna karşılık gemi filosunun dönüşüm hızı, alternatif yakıt kullanan gemi sayısı, yakıt arz güvenliği ve zorunlu kullanım talebi aynı hızda gelişmemektedir. Metanol, amonyak, hidrojen, biyoyakıtlar ve batarya destekli çözümler önemli seçeneklerdir; ancak seri üretim, maliyet, emniyet standartları, tedarik sürekliliği ve küresel bunkering ağı bakımından tam olgunluğa ulaşmamıştır. Türkiye açısından doğru yönelim oluşmuştur; şimdi ihtiyaç duyulan unsur, OPS yatırımları, şebeke kapasitesi, sanayi tarifesine erişim, yeşil finansman, yatırım teşvikleri, gemi tarafı hazırlığı ve ulusal emisyon veri altyapısını eşgüdümlü biçimde ele alan uygulanabilir bir dönüşüm programıdır.

e-dergi için tıklayın

EN ÇOK OKUNANLAR