Yenilenebilir enerjide yeni dönem, “ne kadar kurduk?” sorusundan “ne kadar verimli üretiyoruz?” sorusuna evriliyor. RENWORLD Kurucu & CEO’su Gökhan Durukan, teknik kalite, bağımsız denetim ve önleyici bakımın yatırımın uzun vadeli getirisini güvence altına alan temel unsurlar olduğuna dikkat çekiyor.
“Sektörün geleceği, nicelikten niteliğe geçişi başarmamıza bağlıdır.”
Yenilenebilir enerji yatırımlarında yalnızca kurulu gücün artırılması değil, projelerin güvenli, verimli ve sürdürülebilir şekilde işletilmesi de önem taşıyor. Bu noktada denetim ve mühendislik hizmetlerinin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yenilenebilir enerji yatırımları, yalnızca finansman ve fotovoltaik (pv) modül kurulumundan ibaret değil; 25-30 yıllık teknik ve finansal sürdürülebilirlik gerektiren yaşayan ekosistemlerdir. Sektörümüz ilk yıllarda kapasite artışına odaklanırken, bugün teknik kalitenin santral ömrünü ve yatırım geri dönüşünü belirlediğini çok net görüyoruz.
Tam bu aşamada bağımsız teknik denetim ve mühendislik hizmetleri hayati bir kalkan görevi üstleniyor. Doğru yapılmayan tork kontrolleri, standart dışı konnektör eşleşmeleri, yanlış kablolama veya mikro çatlak barındıran hücreler; zamanla yangın, izolasyon hataları ve ciddi üretim kayıplarına yol açıyor. RENWORLD olarak biz, tasarım aşamasından kabul testlerine ve periyodik işletme denetimlerine kadar uluslararası standartlarda muayene süreçleri yürütüyoruz. İleri teknoloji termografi, EL testleri ve performans analizleriyle riskleri kaynağında tespit ederek santrallerin güvenliğini, yüksek performans oranını ve yatırımcının sermayesini güvence altına alıyoruz.
Türkiye’de GES yatırımlarının hızla arttığı bir dönemde, sizce sektörün en kritik gündemi artık kurulu güçten ziyade verimlilik mi?
Kesinlikle evet. Türkiye, GES kurulu gücünde muazzam bir ivme yakaladı; ancak asıl başarı rakamsal megavat büyüklüğünde değil, şebekeye kesintisiz aktarılan kilovatsaatin kalitesindedir. Bugün sektörün en kritik sınavı: “Mevcut kurulu gücün ne kadarını gerçek elektrik üretimine dönüştürebiliyoruz?”
Yatırımların olgunlaşmasıyla birlikte gündem doğrudan verimlilik, degradasyon oranları ve varlık yönetimine evrildi. İnverter kısıtlamaları, hot-spot oluşumları, PID etkisi ve yetersiz bakım kaynaklı kayıplar tesislerin getirisini aşağı çekiyor. Artık yatırımcılar da santralin sadece çalışıyor olmasını değil; SCADA üzerinden anlık izlenen, önleyici bakım modelleriyle desteklenen ve her bir string düzeyinde optimize edilen yüksek verimli sistemler talep ediyor. Sektörümüzün geleceği, nicelikten niteliğe geçişi başarmamıza bağlıdır.
Kamu kurumlarıyla yürüttüğünüz veya planladığınız iş birlikleri bulunuyor mu? Bu iş birliklerinde hangi alanlar öne çıkıyor?
Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda kamu kurumlarımızla dirsek teması halinde çalışmayı stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz. Kamu iş birliklerimizde öne çıkan temel alanlar; teknik şartnamelerin standardizasyonu, kabul süreçlerinde bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmesi ve şebeke uyumluluğudur.
Özellikle kamunun hayata geçirdiği öz tüketim GES projeleri, belediye yatırımları ve kamu binalarındaki çatı uygulamalarında teknik denetim, iş güvenliği ve yangın risk analizleri konularında uzmanlığımızı sunuyoruz. Ayrıca TEİAŞ ve TEDAŞ mevzuatlarına tam uyum, trafo/YG merkezleri kabul kriterleri ve şebeke entegrasyonunda standartların yükseltilmesi adına ilgili kurumlara teknik geri bildirimler sağlayarak regülasyonların sahadaki kalitesini güçlendirmeyi hedefliyoruz.
COP31’in temiz enerji dönüşümünü hızlandırma hedefi doğrultusunda Türkiye’nin öncelikli olarak hangi alanlara odaklanması gerektiğini düşünüyorsunuz?
COP31 vizyonu, küresel ölçekte fosil yakıtlardan çıkış hızını artırırken enerji altyapılarının modernizasyonunu şart koşuyor. Türkiye’nin bu süreçte odaklanması gereken birinci öncelik, Batarya Enerji Depolama Sistemleri (BESS) ve şebeke esnekliğidir. Güneş ve rüzgâr üretimindeki kesintili yapıyı dengeleyecek depolama kapasitesi hızla devreye alınmalıdır.
İkinci kritik alan ise şebeke altyapısının dijitalleşmesi ve iletim kapasitesinin güçlendirilmesidir. Yeni GES kapasitelerinin tahsis edilebilmesi için modern iletim hatları elzemdir. Son olarak, yerli teknoloji üretimiyle birlikte sahadaki uygulama kalitesinin akredite denetimlerle uluslararası standartlara taşınması ve yeşil hidrojen gibi yeni nesil temiz enerji taşıyıcılarına zemin hazırlanması öncelikli olmalıdır.
COP31 sürecinde özel sektörün rolünü nasıl görüyorsunuz? RENWORLD olarak bu süreçte hangi katkıları sunmayı hedefliyorsunuz?
Özel sektör, iklim hedeflerinin kağıt üzerinden sahaya inmesini sağlayan asıl itici güçtür. Yatırım iştahı, teknolojik inovasyon ve çevik yönetim kabiliyeti özel sektörün elindedir; dolayısıyla karbon nötr hedeflere ulaşmada sanayimizin temiz enerjiye geçişi kilit rol oynamaktadır.
RENWORLD olarak misyonumuz, bu dönüşümün en güvenilir teknik paydaşı olmaktır. COP31 sürecinde özel sektörün yapacağı yeşil yatırımların “atıl kapasiteye” dönüşmesini engellemek, her bir megavatın en yüksek verimlilikle ve sıfır teknik kusurla çalışmasını sağlamak için varız. İleri test ve denetim metodolojilerimizle yatırım risklerini minimize ediyor, finans kuruluşları ve yatırımcılar için güven inşa ediyoruz. Türkiye’nin temiz enerji hedeflerine sadece kurulu güçle değil; güvenli, denetlenmiş, yüksek verimli ve küresel ölçekte örnek teşkil eden projelerle katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.